|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Acaba kültürler arasındaki fark yüzünden mi? Biliyorsunuz, ABD'de Bush yönetiminin başı ciddi biçimde dertte. Beyaz Saray'dan önemli bir isim iki yıl süren soruşturma sonucunda görevini terk etmek zorunda kaldı. Mahkeme suçlu bulursa, sanık, hem 30 yıla varan hapis, hem de milyon doların üzerinde para cezası yiyebilecek... Daha vahimi ise, suçlamanın tek kişiyle sınırlı kalmama ihtimali; Amerikan basını şimdiden birkaç ismin daha kellesini istemeye başladı. Kültürler arası fark kuşkum bu noktada devreye giriyor işte. Washington'da patlayan skandal, Bush yönetiminin, Irak'a savaş açabilmek için gerekçeler uydurduğu, bu amaçla yalana da başvurduğu iddiası ekseninde dönüyor. Daha savcı dâvâ açmadan, o yalanlara âlet olanlardan eski dışişleri bakanı Colin Powell çevresinden nedâmet açıklamaları gelmeye başlamıştı. Powell'ın sağ kolu albay (em.) Lawrence Wilkinson, "Ülkenin başına bu gâileyi Dick Cheney'in etrafındaki bir tarikat yapılanması (cabal) açtı" deyip özür diledi. 'Uydurma' ve 'yalan', tanımları gereği, onu akıtıp kitlelere ulaştıracak mecraya muhtaçtır. Bush yönetimi, o dönemde, yalan gerekçelerini sözlü olarak ifadeyle yetinmedi, bu amaçla medyayı da kullandı. Savcı iddiayı ciddiye alıp dâvâ açma kararını verince Amerikan medyası da kendini sorgulamaya başladı. New York Times (NYT) gazetesi, kısa süre önce 'kahraman' ilân ettiği bir muhabirini dışladı; bazı gazeteler, skandal haberlerini verirken, "Maalesef biz de bu oyuna âlet edildik" özrünü diledi. Yanlış yapanın özür dilemesi erdemdir. Amerikan basını Bush ve kadrosunun yalanları ortaya çıktıkça, yüzleri kızararak yanlışını itiraf etme erdemini gösteriyor. Hatta kimi, NYT gibi, kasıtlı olduğuna inandığı yanlışı gazetesine sokuşturanı kapının önüne koyacak kadar ileriye vardırıyor bu işi. Gazetecilik 'güven' üzerine dayalı bir meslektir; ülkeyi savaşa sokan bir kadronun yalanlarını sorgulamadan sayfalarına aktaran gazeteler o güveni yitirirler. Amerikan basını güven tazelemenin yolunu özür dilemede buluyor... Bizde neden tek bir gazeteci veya medya organı (gazete, dergi, radyo, televizyon) şimdiye kadar "Sizleri yanılttık" diye özür dilemedi peki? Savaşa gidilen günleri hatırlayınız: Irak'ın elinde kitle imha silâhları bulunduğu, Saddam'ın nükleer silâh peşinde olduğu hemen her gün gazete manşetlerine tırmanıyor, televizyon ekranlarında karşımıza çıkıyordu. "Ankara Irak füzelerinin menzilinde" manşetlerini unutmuş olamazsınız. Kimi özel araştırma gibi sunulan Washington kaynaklı diziler bile yayımlandı gazetelerde. Televizyonlar ise, ekranlara çıkardıkları 'uzmanlar' aracılığıyla aynı yalanları çoğaltıp durdular. Türkiye de, gazete ve televizyonların yaydığı yalan ve dolanların etkisiyle, az kalsın yangının içine itiliyordu. Siz şimdiye kadar, herhangi bir gazetenin, "Araştırmadan yazdığın haberler ve yazılarla bizi ve okurlarımızı aldattın" diye bir muhabirin veya yazarın işine son verdiğini duydunuz mu? "Ne yapsınlar?" mâzereti burada geçerli değil; Washington'da uydurulan haberlere karşı çıkmanın yaman olabilecek sonuçlarına da katlanarak, yalanlara yüz vermeyen, araştırmalarıyla gerçekleri bulan gazeteciler de vardı. Bugün, yalancılar, gazete sayfalarından, televizyon ekranlarından hâlâ 'bilgelik' taslamaya, akıl vermeye devam ediyorlar... Okurların unutacağını varsayarak... Amerikalı okur da herhalde unutuyor, ama orada gazete yöneticisinin unutmaya hakkı yok... Acaba, bunda kültür farklılığı mı rol oynuyor?
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |