|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Kimi bir bodrum katında, kimi harabeye dönmüş bir evde yaşıyor. Kapılarına gelen gönüllüleri sevinç gözyaşlarıyla karşılıyorlar. Her yardım onlar için hayata biraz da umutla bakmak demek.
Ömer Tüccar Deniz Feneri Derneği'nin sürekli yardım çalışmalarına katılan en yaşlı gönüllü üyesi. 17 Ağustos Depremi'nden itibaren kendi aracı ile derneğe destek veriyor. Deprem olduktan sonra Kanal 7 televizyonunda derneğin yardım çağrıları karşısında akraba ve komşularından topladığı yiyecek ve giyecek malzemelerini aracına yükleyip derneğe getirdiğinde, dernek deposunda yükünü boşaltacak yer olmadığını gördüğünü anlatan Tüccar, ortada kötü bir şeylerin gittiğini hissetmiş ve hemen dernek yöneticilerine giderek depodaki malzemelerin deprem bölgelerine neden gönderilmediği sormuş. Derneğin araç sıkıntısı yüzünden gelen yardımları deprem bölgesine ulaştıramadığını öğrenen Tüccar, o gün aracının benzinini kendisi doldurarak deprem bölgesine dernek üyeleriyle birlikte yola koyulmuş. İşte Tüccar o gün bugündür de, derneğe gelen yardımları yerine ulaştırmak için hep yollarda. Tüccar ile birlikte yardım alan ya da yardım yapılması için derneğe başvuran aileleri ziyarete gittik. Güzel binaların arkasındaki barakalarda, soluk almaya çalışan canlar gördükçe acılarımızı küçümsememek ve şükretmemek elde değil. Zeytinburnu'nda güzel apartmanların arkasına derme çatma yapılmış bir barakada yaşayan 65 yaşındaki Hatun Bayrak, bizi görür görmez 14 yıldır kaldığı barakanın yakın zamanda Zeytinburnu Belediyesi tarafından yıkılacağını anlatarak ağlamaya başlıyor. İki sene önce eşi ölen Hatun Bayrak'ın iki oğlu var, fakat bir oğlu çok hasta, öteki oğlu ise işsiz. Para ve yiyecek yardımından önce Hatun Bayrak'ın acilen bir eve ihtiyacı var. Kızım büyümeden asla Ömer Tüccar ile gittiğimiz Zeytinburnu'ndaki ikinci evde ise kapıyı bize açan, 3 yaşındaki kızı Aylin ile yaşayan Hülya. Daha önceleri iş yeri olarak kullanılan apartmanın en alt katını ev olarak kullanan Hülya, yanlış iğne sonucu çocukluğundan bu yana iki bacağını da kullanamıyor. Emekleyerek ihtiyaçlarını gideren Hülya'yı hayata bağlayan kızı Aylin. Hülya'nın hikayesi yine talihsizlikler ve terkedilmişliklerle kaplı. Hülya'nın aile bireylerinden sadece iki kız kardeşi hayatta. Biriyle uyuşturucu bağımlısı olduğu için görüşmüyor, öteki kardeşinden de haber alamıyor. Aylin'in babası ise Hülya'nın hamile olduğunu duyar duymaz sırra kadem basmış.. Yanlızlığı üzerine aslında daha anlatacak çok şeyi vardı Hülya'nın. Şimdi ona acıyan bir taksi şöförünün her ay kira bedelini ödediği ışık görmeyen eve şükürler olsun diyor ama yine de çocuğunu camdan izleyebileceği bir evinin olmasını da istiyor. Hülya'nın tek derdi kızı. Onu büyüteyim, okutayım, sonra ne olacaksa olsun, diyor. Hülya, yürüyemediği için çocuğunun da sokakta oynamasına izin vermiyor. Annesi tarafından korunamadığı için de Aylin, tıpkı annesi gibi günün 24 saati ışık görmeyen, hava almayan evlerinden çıkamıyor. Hayata bağlanıyorlar Ömer Tüccar evleri ziyaret ederken arabasında birkaç gün sonra 19 yaşında bir gence verilecek olan akülü arabayı göstererek başlıyor anlatmaya: Geçen ay maddi durumları çok kötü bir aileye gittim. Evin 19 yaşındaki oğlu bacaklarını kullanamıyor. Bizden akülü bir araba istedi. Bu sabah arabasını aldık ama haber vermedik. Sürpriz yapmak istiyoruz. Annesi bir konfeksiyonda çalışıyor. Kazandığı para ise 350 milyon. Bizden akülü araba isteyen çocuktan başka evde daha küçük yaşlarda üç çocuk daha vardı. Ama şimdi, akülü arabası olduğu için hayata biraz daha bağlanacak. Yıllar sonra da... Ömer Tüccar ilk yardım götürdüğü aileyi de bizimle paylaştı. "İlk gittiğim aileyi hiç unutmuyorum. Kastamonu'da mağdur bir aileye gitmiştim. 6 kızı, 1 oğlu vardı. Eşini sorduğumda, öldürüldüğünü ve 7 çocuğuyla ortada kaldığını anlattı. Bir de eşinin en büyük isteği bir erkek evlat görmekmiş. Eşi öldükten sonra oğlunun doğduğunu nemli gözlerle anlattı. Ben bu aileye giyecek ve içecek bıraktım. İki sene önce tekrar Kastamonu'ya yardım götürdük. Gidip halleri nicedir diye ziyaret etmek istedim. Fakat bayan beni tanımadı. Sakal bıraktığım için her halde. Sonra kendimi hatırlatınca boynuma sarıldı, hatırlayamadığı için çok özür diledi. Ben yine gıda ve yiyecek yardımı yaptım. Bir kez daha yolum düşse bir kez daha giderim." Deniz Feneri gönüllüsü olarak her zaman yardım isteyen ya da yardımlar sonucu sevinç gözyaşlarıyla karşılaşmıyor. Zaman zaman tehlikeli olayların da ortasında kalabiliyor. Tüccar yaşadığı tatsız bir olayı şu şekilde anlatıyor: "Geçen yıl Bahçelievler'de bir apartmanın bodrum katında yaşayan ve bize yardım talebinde bulunan bir aileyi tespit için ziyarete gittim. Kapıyı bir bayan ile 13-14 yaşlarındaki oğlu açtı. İçeri buyur ettiler. Zaten biz, yardım talebinde bulunan ailelerin evlerini bu yardıma gerçekten ihtiyaçları olup olmadığını öğrenmek için görmek zorundayız. İçeri girdiğimde sakallı, uzun boylu, bir bey vardı. Deniz Feneri'nden geldiğimi söylememe rağmen üstüme yürüdü ve evini terketmem gerektiğini öfkeyle bağırdı. Ne olduğunu anlayamadım. Neredeyse beni dövecekti. Ben de kapıya çıktım. Kadın ve oğlu bin kere özür diledi. Eşinin ruhsal sorunları olduğunu da anlatan eşi, bir de böyle bir sorunları olduğunu anlatıp ağladı. Özellikle kapının köşesinde yere çömelip olanlara çok üzülen o delikanlıya üzüldüm. Evi terkettim ama daha sonrasında bizden istenilen yardımı aileye gönderdim." Adı Bademşah Ömer Tüccar bir hafta önce başından geçen bir Deniz Feneri hikayesini ise şöyle anlatıyor: "Yeşilyurt'da yalnız başına oturan Afganistan'dan gelme 25 yaşında bir bayan var. Adı Bademşah. Kendinden 25 yaş büyük eşiyle zorla evlendirilmiş. Beş ay önce de eşi ölünce bir başına kalmış. Hiçbir gelir kaynağı yok. Bademşah babasına eşinin öldüğünü ve yalnız kaldığını, hiçbir gelir kaynağı olmadığını anlatarak geri dönmek istediğini söylemiş ama babası 'ne halin varsa gör' diyerek kızının geri dönmesini istememiş. O da derneğe başvuruda bulunmuş. Tespit için gidip kapısını çaldım. Meğer hastaneye gitmek için hazırlık yapıyormuş. 'Neyin var?' diye sorduğumda safrakesesi ve bağırsaklardan ameliyatlı olduğunu ve hastaneye gitmesi gerektiğini söyledi. Oturulmayacak kadar kötü bir evde 150 milyon kirada oturuyor. Arada sırada birkaç milyon komşular veriyormuş o da bu paraları biriktirerek ev kirasını ödüyormuş. Evin sağlam bir kapısı bile yok. Biz Bademşah'ı televizyon programına da taşıdık. Maddi ve manevi destek olunacak. Yardımlar ırk, dil, din tanımıyor Dernek Anadolu'nun en ücra köşesine kadar yardımlarını ulaştırmaya çalışıyor. Tüccar da şu ana kadar birkaç il dışında bütün Anadolu'yu dernek çalışmalarından dolayı görmüş. Özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde bir dil sorunu ile karşılaştıklarını söyleyen Tüccar, bir keresinde Türkçe'yi hiç bilmeyen bir aileyi ziyaret ettiğini ve zor anlar yaşadığını anlatıyor. Kadına "Kurdi nizani" (Kürtçe bilmiyorum) dediğini bu karşılık kadının da "Turki nizanım" dediğini gülümseyerek anlatıyor. Bu dil sorununun nasıl aşıldığını merak ediyorsanız söyleyelim, kadının 11 yaşındaki kızı hemen araya giriyor ve iki yetişkinin anlaşmasını sağlıyor. Sıcak yemek götürülen aileler durumu en kötü olanlar 4 yıldır Deniz Feneri'nde gönüllü olarak çalışan Esra Gökçel, ilk olarak bilgisayar başında kayıt işlemleri, fotokopi gibi işlerde görev almış. İki yıl da ihtiyaç sahiplerine sıcak yemek ulaştıran Esra, sıcak yardıma muhtaç olanlar içerisinde en kötü durumda olanların yemek götürülenler olduğunu hüzünle anlatıyor. Esra Gökçel tam 4 yıldır Deniz Feneri Derneği'nde. İnternetten form doldurarak başvurmuş ve hemen ertesi günü de gönüllü olarak başlamış çalışmaya. İlk olarak bilgisayar başında kayıt işlemleri, fotokopi çekilmesi gibi işlerde çalışan Gökçel, iki yıl da sıcak yemek dağıtımında görev almış. Sıcak yemek götürülen ailelerin en kötü durumda olan aileler olduğunu anlatan Gökçel, başından geçen güzel ama aynı zamanda yürek burkan anısını bizimle paylaştı. "Osman Hallaç adında çok yaşlı bir amcaya sıcak yemek götürüyordum. Eşi ve çocuklarını kaybetmiş. Yıllardır gecekonduda tek başına yaşıyormuş. Biz sıcak yemek götürdüğümüzde iki binanın arasında olduğunu ve her an yıkılacak kadar tehlikeli bir ev olduğunu gördük. İki duvar arasında olduğu için de yemeği ona ulaştırmak için bir duvardan ötekine atlamamız gerekiyordu. Ben iki üç kez gidip geldikten sonra, benim oradan kolaylıkla geçebilmem için bir tahta merdiven yaptı. Bir iki kalası çakıp, basit bir merviden yapmıştı ama bu beni hem çok şaşırtmış hem de çok mutlu etmişti. Daha sonra Osman Amca'yı bayağı bir merak etmeye başladım. Her gittiğimde biraz sohbet etmeye başladık. Eski hayatından, eşinin ve çocuklarının yaşadığı günlerden özlemle bahsediyordu. Ben onun geçmişine özlemini gördükçe de çok üzülüyordum. Hüzünlenmemek elde değildi inanın..." Kedileri fareler için besliyordu Gökçel, kendini şaşırtan bir başka hikayeyi ise şöyle anlatıyor: "Zeytinburnu'nda 10 metre karelik bir odada yaşayan Fatma teyze var. Eskiden çok zengin olan Fatma teyzenin de bir kızı var ama evli ve kayınvalidesiyle yaşadığı için annesi ile ilgilenemiyor. Fatma Teyze'nin evinde tuvalet ve banyo bulunmuyor. Evinin önünde ise bir sürü kedi bulunuyor. Niye bu kedileri besliyor diye merak ettim ve kendisine sordum. Aldığım yanıt tüylerimi ürpertti. Çünkü Fatma teyze, evini farelerin bastığını ve kediler olmasa kendisini bile farelerin yiyebilecek olacağını söyledi." Koltuk değneklerinde aşk
Gözün çektiği fotoğraf hiç kaybolmuyor
Eskortla yardım ulaştırdılar
Mutlulukları görülmeye değer
Ahmet Şekerli de, Pakdemir ve Şirikçi ile akrabalığı bulunan ve Deniz Feneri Derneği'ne gönüllü üyelik ile destekte bulunan biri. Onun Deniz Feneri ile tanışması 4 sene önce gerçekleşmiş. Dernekte bulunan bir arkadaşını ziyaret ederken gönüllü olarak çalışanlarla tanışmış ve onların anlattığı hikayelerden çok etkilenmiş. "Şimdi daha mütevazı biriyim" diyor kendisi için. Gönüllü olarak ilk kez yola çıktığı günü ise şu şekilde anlatıyor: "İk defa erzak dağıtımına başlamıştık. Bizlere verilen adres bilgilerinden ilk eve ulaştığımızda aracın içinde heyecandan kimse konuşmuyor, sadece aileyi merak ediyorduk. İlk adres Fatih Kocamustafapaşa semtinde bir evdi. Ev olarak görünüyordu ancak baraka bile olamazdı. Burada yaşlı bir anne ayağa kalkamayacak derecede hasta halde yataktayken, baba trafik kazası geçirmiş, ayağı kırık hasta yatıyordu. Bir de anne ve babasına bakan 14-15 yaşlarında bir kız çocuğu vardı evde. Erzak kolilerini teslim ettiğimizde, o loş ışıkta tek görebildiğimiz insanların gözlerindeki mutluluktu."
|
|
![]() |
|
|
|
|