|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Hay Allah, yine YÖK... Paris yanıyor, Sulhi Dölek ve kırılgan kelebeğin (Miranda'nın) yaratıcısı John Fowles öldü, biz burada giderek "kronik" bir hal alan YÖK meselesiyle vakit kaybediyoruz. Dölek için bir şeyler yazmak isterdim; "Korugan" ve "Geç Başlayan Yargılama"yla ilgili hiç değilse geç kalmış bir değerlendirme... Yazık oldu. Gençti. Çok daha iyi şeyler yazabilirdi... Fowles ise, benim için P. G.'nin, herşeye rağmen "küçük kızların kafasını karıştırmak istemeyen" Ferdinand'ın ve elbette Miranda'nın yazarı... Neyse, asıl konumuza dönelim. Dün, bir televizyon kanalında, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'i izledim. Siyasetçilerden, özellikle Başbakan Erdoğan'dan yakınıyordu. Bir gazeteci arkadaşımızın, Erdoğan'ın eleştirileriyle ilgili bir sorusuna, "Aynı üslupla konuşamam, utanırım o sözcükleri kullanmaya... İktidar üniversiteleri küçümsüyor, YÖK hırpalanıyor" şeklinde bir cevap verdi. Daha önce de yazmıştım; değerli başkan, Erdoğan'da sıkça görülen bir haletten, yani bir çoğuna göre bir tür "kendini ifade" ve "dolaylı anlatım yolu" sayılan vücut dilinden rahatsız. Bunu (yani Başbakan'ın vücut dilini, jest ve mimiklerini, kullandığı bazı sözcükleri) hem kendisine, hem yönettiği kuruma, hem de öğretim üyelerine hakaret sayıyor. Bunları yazarken, şu hususu da "özellikle" vurgulamıştım: Ekstra bir alınganlık çıkarmaya gerek yok. Başbakan hep böyle. Herkese karşı böyle. Tarzı bu. Madem Teziç, ne olduğunu bilmediğimiz "jest ve mimikler" konusunda bu kadar hassastı ve işi hiç de haddi olmadan "seçimle gelmiş" Başbakan'ın terbiye anlayışını sorgulamaya kadar vardırıyordu, o zaman niçin adı sanı belli rektörlerini "hukuka" ve "edebe" davet etmiyordu? Biliyorum, sıkıcı bir tekrara dönüşüyor ama, kendisinde "öteki"nin terbiye anlayışını sorgulama hakkı gören değerli başkan Teziç için gerekirse bin kere daha tekrar ederim. İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, bu ülkenin seçimle gelmiş Başbakanını "başbayi" diye aşağıladı. Teziç sustu. Çukurova Üniversitesi Rektörü Yalçın Kekeç, yine Başbakan'ı "halayıka", "zurnacıya" benzetti. Teziç sustu. Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Yaşar Akbıyık, hem üniversitesindeki "devlet törenine" katılmadı, hem de yaptığı açıklamayla aralarında Başbakan'ın da bulunduğu konukları "istiskal" etti. Teziç sustu. Hayır susmadı, "Biz üniversitelerin içişlerine karışmıyoruz" dedi. Devletin içişlerine karışıyordu ama... "Katsayı" değişikliği konusunda parlamentoya gözdağı verebiliyordu... Kafasına göre "kamusal alan" tarifleri yapabiliyordu... Parlamentoya karşı (hâlâ tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz) "devlet iktidarını" savunabiliyordu... Televizyona çıkıp, "Aynı üslupla konuşamam, utanırım o sözcükleri kullanmaya" diyebiliyordu... Reformdur, katsayıdır, türbandır, akademik özerkliktir... Bunlar konuşulur ve bir şekilde çözüme bağlanır... İyi bir insan, başarılı bir hukukçu, terbiyeye ve asalete önem veren bir yönetici olarak Teziç, rektörlerinin üslubundan da utanıyor mu? Mesele budur.
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |