AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Paris'te tarih dersleri

Daha geçen yıl Fransız sosyolog Alain Touraine'nun Türkiye AB tartışmalarında söylediklerin hatırlatarak başlayalım; "Türkiye Avrupa'ya dahil değildir… Avrupa'yı işgal etmiş ve oradan kovulmuştur. Büyük ölçüde Müslümandır ve bu, Avrupa'yı oluşturan bir din değildir." Yine ünlü düşünürün son olaylar üzerine söylediklerine göz atarak Paris'te olup bitenlerden tarih dersi çıkarmaya: Değişmek gibi niyetleri yok, kırıp dökmek istiyorlar.

Tarih eğer yarınlarımız için okunan bir ibretler kitabı ise, olup bitenleri anlama ve anlamlandırmaya katkı babında bazı notlar…

- Paris'te alevlenen isyan ateşi tüm Fransa'ya yayılmamış olsaydı sanırım kimse "Fransız modelinin çöktüğü" gibi tezler geliştirmeyi ne moderniteyi ne de Fransız vatandaşlık kimliğini tartışmayacaktı bile. Önce bu konulara kafa yoran herkesin şu soruyu sorması gerekiyor; bir modelin çöküşünü görmek için orda isyana varan çatışmaların yaşanması mı gerekir? Dışlanan, ezilen yığınlar ses çıkarmadan sakince itildikleri hayatlarına razı olsalardı sistemin mükemmelliğine mi hükmedecektik?

- Çatışmanın nedeni her toplumsal olay gibi tek nedene indirgenemez. Kültürel, ekonomik, toplumsal dışlanmışlık duygusunun isyana dönüştüğünü, Fransız devrimiyle birlikte dünyaya eşitlik, adalet, özgürlük vaat eden Fransızların bizzat bu ilkelerin hayata geçirilmesinde sınıfta kaldıkları daha fazla gizlenemezdi.

- Her şeyden önce Fransızlar, ülkelerine çağırdıkları göçmenleri kendi refahlarını paylaşsınlar için çağırmadılar. Tıpkı kendi ülkelerindeki refahı adil şekilde dünyanın geri kalanıyla paylaşmak için başka coğrafyaları sömürgeleştirmedikleri gibi… Göçmenler sömürgeciliğin farklı bir yüzünü temsil etmektedir, üstün kuzey ırkının, ya da özelde Fransız medeniyetinin evrensel değerlerini benimseyememiş, oryantalist söylemle, antropolojik olarak evrimini tamamlamamış bir kültürü temsil etmektedirler. Paris'e, Londra'ya sömürge topraklarından göçmen olarak getirilenler; kaynakları talan edilmiş insanlar olarak emeklerinden, kas gücünden yararlanılarak; ekonomik ve sosyal paylaşım bir yana Avrupa'nın refahına artırmaları için istihdam edildiler. Ve hiçbir zaman da yerleştikleri toplumca kabul edilmediler, dışlandılar. Çünkü renkleri, dilleri, dinleri, kültürleri farklıydı ve onlara sömürge gözüyle bakmaya alışmıştı ev sahipleri…Bu bile bir modelin ahlaki anlamda çöküşün ilan etmek için yeterli sayılmalıyken bu zamana kadar sistemin iyi işlediği masalı anlatıldı hep.

- Fransa'da çöktüğü söylenen model sadece Fransa'ya özgü değildir. Gelişmiş Batı Avrupa ülkelerindeki tüm göçmenlerin durumu hemen hemen aynıdır. Çünkü hepsi de sömürgecilik bakiyesi unsurlara olarak, sömürgeciliğin yeni yüzünü temsil etmek üzere büyük şehirlerin varoşlarına yığın/laştırılmış olarak istif edilmişlerdir. Bu anlamda Fransa'da kendini gösteren isyanın deşifre ettiği sorun, temelde, Avrupa sorunudur. Tarihsel ve siyasal gelenekleri nedeniyle uygulamalarda kimi farklılıklar olsa da öteki ile insani ilişki kurma özürlüsü Avrupa kültürünün yansımaları benzer sonuçlar doğurmuştur. Bunu görmek için umutsuz, geleneksiz, kimliksiz gençlerin Londra'yi, Berlin'i ateşe vermeleri gerekmiyor.

- Bu anlamda Avrupa içindeki göçmenlerin durumu bizim Avrupa ile yüzleşmemize zemin hazırlayabilir. Avrupa'nın kendi azınlıklarına/ göçmenlerine layık gördüğü marazi tutumu bizim Avrupa ile kurduğumuz marazi ilişkiyi gözden geçirmemize, bir anlamda geçmişimizle, kendimizle ve gelecek tasavvurumuzla yüzleşmemizi ihtar etmektedir.

- "Paris intifadası"; sadece bizim değil Ortadoğu'nun ve İslam dünyasının Avrupa ile kurduğu ilişki biçimini ve Avrupa tasavvurunu gözden geçirmeye zorlayacaktır. Tarihte ilk kez Batı ile azınlık, ve alt statü/sün/de ilişkiye geçen Müslümanlarla, yine tarihte ilk kez farklı kültürlerle evinde birlikte yaşa/yama/ma deneyiminden geçen Avrupalıların 'öteki'ne bakışlarını, ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye zorlayan bir sürecin miladı olabilir.

- Sorun göçmenlik ve varoş kültürüne indirgenemeyecek kadar tarihsel, kültürel ve toplumsal boyutları içeren çok boyutlu faktörlerin devreye girdiği bir sorundur. Yaşanmakta olanlar, iki farklı kültürün, iki farklı medeniyetin bir birine bakışı ve özelde de dominant durumda olduğunu varsayan Avrupa'nın kendi ve ötekilerle (west and rest) kurduğu ilişkiyi temellendirdiği tek yönlü tanımlamaların, yani bir paradigmanın çöküşünü resmetmesidir.

- Türkiye'nin Avrupa Birliği nedeniyle Avrupa ile başlattığı (hiç de) yeni (olmayan) ilişkileri açısından da önemli ip uçları verecek gelişmelere işaret etmektedir. Kendi kendimizi "hatırasız ve hafızasız" bir toplum mertebesine indirgediğimiz daha doğrusu kültürel anlamda kendi kendimizi sömürgeleştirmek gibi ucube bir deneyimi başarmış bir toplum olarak, bize karşı "evrensel ölçüler" dikte ettiren AB'nin köklerine tutulan bir aynaya dönüşmektedir yaşananlar. Azınlık tanımlamalarından, kültürel haklara kadar bir dizi ölçüyü evrensel değer olarak sunan AB'nin tutarlılık ve evrensel geçerlilik testinden geçtiği bir ayna.

- Fransız İhtilali ile eşit vatandaşlık statüsüne geçen Yahudilerin yerini, nefret ve aşağılanan öteki /düşman anlamında Müslümanların aldığı rahatlıkla söylenebilir. Kendi evinde farklı olanı ve nefret edileni temsil eden, aşağılanan İslam imajı küresel terör korkusuyla birleşerek stratejik düşman/hedef haline getirilmektedir. Bu anlamda Amerika'nın başlattığı 'küresel terör terörü' Avrupa'daki psikolojik altyapı ile birleşmiş oldu. Fransa gibi politik olarak ABD'ye karşı çıkan güçlerin halkları da bu vesile ikna terör kampanyasına ikna edilmeleri için iyi bir fırsat çıkmış olacak.


10 Kasım 2005
Perşembe
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon
Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED