|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bugün 10 Kasım... Bakalım, gizli başyazar İlhan Selçuk, günün mana ve ehemmiyetine dair yazısını yine "darbe çağrısı"yla süsleyecek mi? Emin Çölaşan ağabeyimiz eski yazılarından birini daha, kimi küçük ilaveler yaparak, yeniden yayınlayacak mı? Ben, Çölaşan'ın (belki de deşifre olduğu için) yapmaktan kaçınacağı şeyi yapacağım ve eski bir yazımdan arak pasajlar aktaracağım. Evet, bugün 10 Kasım. Çok satışlı gazetelerimizin "uzun saçlı meczup" olarak lanse ettiği Fatih Kaynak'ın Stüdyo İmge Yayınları'ndan çıkmış "İlk yarı 10-0" adlı romanını okuyorum. Bu ülkede yaşanan "gri kasvet"in romanı... Uzun saçlı meczubun "günlerin köpüğüne" sıcak bir dokunuşu... Soruyor yazar: Sarı saçlı, mavi gözlü bir tabu olmaktan öte, nedir Atatürk? Feminist dergiler okuyup evinde süs köpeği besleyen, kendisine "Atatürk yaşasaydı onun sevgilisi olmak ister miydiniz" diye sorulduğunda, "Aaah tabii ki isterdim, onun mavi gözlerine kim dayanabilir ki" diye cevap veren orkid reklamlarından çıkma kıza göre "iyi vals yapan bir yakışıklı..." Liberal idealler taşıyan ve yurtdışında okuduğu üniversitenin amblemini arabasının arka camına yapıştıran gözü yükseklerde genç adama göre, "Türkiye'nin batıya açılan yüzü." Her sabah temiz beyaz çoraplar giyip belediye otobüslerinde kendi kendine konuşan memur emeklisinin altmışlık kokana karısına göre, mini etek giyebilme özgürlüğü. Kimine göre bir ateist. Kimine göre Kur'an'da mucizesi bile olan bir dindar. Kimine göre ikisinin ortası; laik. Kimine göre bir diktatör. Kimine göre 'bizi gavurdan kurtaran' bir kurtarıcı. Ve genellikle günlük gazetelerin sol üst köşesinde bir logoydu Atatürk. Oysa bunların hiçbiri tek başına Atatürk'ü anlamaya (tanımaya) yetmezdi. Bunların hiçbiri tek başına Atatürk olamazdı. Herkes "bütün"den bir parçayı kendi işine geldiği gibi koparmış, kimse tüm parçaları biraraya getirmeye cesaret edemiyordu. Çünkü, gerçekte o bütünden, tüm eksikleri ve fazlalarıyla doğru Atatürk'ü görmekten korkuyorlardı. Ve başkalarının da o doğruyu görmesini engelliyorlardı... (....) Türkiye tipi cumhuriyeti bahşedilmiş bir hak, bir kutsal paradigma olarak algılayan Türk entelijansiyası, buradan (yani total cumhuriyet düşüncesinden) türeyen "ideoloji"nin (yani Kemalizmin) tüm sorunları çözeceğine inanır. Çağdaş ve demokrat bir Türkiye'nin jakoben uygulamalarla, kamu alanını bir ideolojik grubun kullanımına açan ideolojik umdelere sarılarak mümkün olabileceğini savunur. Bunu da "Atatürkçü düşünce" sayar. Atatürk böyle istiyormuş. Atatürk böyle bir şey istemiyordu. Çünkü Atatürk "Kemalist" değildi. Daha önce bin kere yazdığım gibi, Kemalizm bir Kadro (Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun çıkardığı "Kadro" dergisi) faraziyesidir ve Mustafa Kemal'le (yani Atatürkçülükle) ilgisi bulunmamaktadır. Kemalizm ve Atatürkçülük (azıcık tarih ve sosyoloji okumuş olanlar bunu çok iyi bilir), farklı kategorilere işaret eden iki ayrı düşünüş biçimidir... Birincisi, halkı biat eden, pasif, edilgen varlıklar olarak görürken; ikincisi "aklı" ve "bilimi" öncelemektedir. Fatih Kaynak "Nedir Atatürk?" diye soruyordu. Ben olsam, "Ne değildir?" diye sorardım. Kızılelmacıların sandığı gibi Batı karşıtı değildir. Doğu karşıtı da değildir. TKP'yi kurdurmuştur ama komünist değildir. Esir Türkler meselesiyle ilgilenmiştir ama Turancı değildir. Laiktir ama din karşıtı değildir. Zağanos Paşa Camii'nde bugünkü laiklerimizin tüylerini diken diken edecek bir hutbe okumuştur ama "dindar" değildir. Adına "doktrin" üretilmiştir ama Kemalist değildir. CHP'ye el vermiştir ama CHP'li değildir. Hele, kendilerini "ilerici", "solcu", "aydınlanmacı" sayanların malı hiç değildir.
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |