|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türkiye’de içki yasağı mı var? Hürriyet gazetesi kendisinin de sahibi olan Aydın Doğan’a ait haber ajansına Anadolu’da ‘içki taraması’ yaptırmış, sonucunu açıklamaya başladı. İlk bulgulara göre, ‘içki ruhsatı’ verme hakkının belediyelere bırakıldığı son bir yıl içerisinde, ‘ruhsat iptali’ ve ‘eğlence vergisi artırımı’ yoluna gidildiği, bazı illerde içkili lokanta ve barların kent dışında toplanması istendiği görülmüş. Gazete, bu uygulama için, ‘tepkilere neden oldu’ diye yazıyor. İlk tepki Hürriyet’in yayın yönetmeni de olan yazarı Ertuğrul Özkök’ten geldi. İktidar ‘içki gettoları’ yaratmaya çalışıyormuş… İçki açısından en aşırı uçta iki türlü ülke var: İçki üretimi ve tüketimini yasaklayan veya her iki alanda da hiçbir sınırlama öngörmeyen ülkeler… Türkiye her iki uçta da bulunmuyor. Bu yalnız bugün böyle değil, IV. Murat tarafından ‘yasaklandığı’ özellikle belirtildiğine göre, Osmanlı döneminde de… Bir örnek olsun diye kaydediyorum: ABD’de 1919-1933 yılları arasında içki üretim ve tüketimi yasaktı, yasak bayağı sıkı uygulandı da. Bugün hemen bütün Batı ülkelerinde içkinin reklâmına geniş kısıtlamalar uygulanıyor. Türkiye’de genel durum şu: İçki üretimi izne bağlı, tüketimi de meskenler dışında ‘ruhsatlı’ yerlerle sınırlı. Uygulanan kısıtlamalar konusunda en sıkı ülke sayılmaz Türkiye. Her sokak başında içki satan dükkân ve büfe açılmasına hemen hiçbir Batı ülkesinde izin verilmiyor. Kimi ülkelerde içki satışı sadece özel dükkânlarda yapılabiliyor, büyük mağazalarda da ayrı bir bölüm açılması şartıyla içki satılabiliyor; bazı ülkeler dükkândan içki satın alabilme yaşını bayağı yüksek (21) tutabiliyor. Neredeyse bütün Batı ülkelerinde ‘içki ruhsatı’ öyle her isteyen lokantaya verilmiyor. Son yıllarda sigara da bu tür kısıtlamalardan nasibini almaya başladı. New York’ta kendi eviniz dışında sigarayı sadece sokakta içebiliyorsunuz; toplu bulunulan yerlerde bırakın içmeyi, sigara tablasının varlığı bile cezayı hak eden bir ‘suç’ sayılıyor. Sigara konusunda getirilen kısıtlamaların açıkça gösterdiği gibi, bu tür uygulamaların amacı ‘insan sağlığı’ ve ‘küçüklerin zararlı alışkanlıklardan korunması’… Toplum, daha doğrusu toplum adına hareket eden devlet, vatandaşların sağlığını ve huzurunu düşünerek içkiye (ve sigaraya) kısıtlamalar koymayı görevi biliyor. Halen yürürlükte olan 1982 Anayasası’nda yer alan (m. 58) “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır” cümlesinin benzerleri bütün gelişmiş ülkelerin temel yasalarında bulunuyor. Ne yapsın yani devlet, kötü alışkanlıklardan gençlerini korumasın mı? Bizde bazı çevreler ‘içki’ tüketimine sağlıklı toplumlardan farklı bakabiliyorlar. Belli ki, Aydın Doğan’ın sahip olduğu Hürriyet gazetesi öyle değerlendirenlerin egemenliğinde. Oysa, Batı ülkelerinin çoğunda, alkol tüketimini özendirici yayınlar yapılması için de kısıtlamalar öngörülmüştür. O ülkelerde gazete sahipleri ya da yayın yönetmenleri alkol tüketmiyor mu? Aralarında içki düşkünleri de mutlaka vardır; ancak oralarda devlet adına alınmış ‘zorunlu’ tedbirlere savaş ilân edeniyle pek karşılaşılmıyor… İçki satışı düzenlenmesi, içki bulundurabilen lokantaların çalışmalarını izleyip denetleme görevi belediyelere verildiğine göre, anayasanın devlete yüklediği görevi belediyeler yerine getirecek demektir. Bu görevi yerine getirirken, belediyeler, aşırıya kaçmayacak, anayasa ve yasalarla bağımlı olacaklardır. Bu ülkede içki satın almak veya içkili lokantaya gitmek isteyen herhangi bir zorlukla karşılaşmıyor; bırakalım da, çocuklarını zararlı alışkanlıklardan korumak, ailesiyle içkisiz bir ortamda yemek yemek isteyenler de bu arzularını yerine getirebilsinler.
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |