T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D Ü Ş Ü N C E   G Ü N D E M İ 25 MART 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

KÜRT SİYASETÇİLER NE YAPMAK İSTİYOR

  MURAT AKSOY
Önceki hafta Bilgi Üniversitesi'nde bir Kürt Konferansı düzenlendi. Aradan geçen bir haftalık süreçte yaşanan gelişmeleri dikkate aldığımızda özellikle siyasilerin bu konferanstan gereken dersi çıkarmadıklarını görüyoruz. Yaklaşan Nevruz nedeniyle bölgede yapılmak istenen kutlamalar bağlamında ortaya konan siyasi irade, Kürt siyasilerin ne yazık ki, yeterli basirete sahip olmadıklarını gösteriyor.

"Türkiye'nin Kürt Meselesi" konferansında özellikle siyasilerin gerek programda yaptıkları sunuşlarda, gerekse kahve aralarında yaptığımız görüşmelerde belli bir karamsarlık olduğunu gözlemledim. Konferans boyunca gerek bölgeden gelen sivil toplum kuruluşları temsilcileri, gerekse diğer konuşmacılar tarafından da dile getirilen PKK'nın şiddetten vazgeçmesinden, DTH'nın PKK'ya mesafe alması ve şiddeti açık bir dille reddetmesine kadar geniş bir alanda yapılan çağrılar, ne yazık ki, yeterince etkili olmamış gözüküyor.

İKİ GERİLİM ALANI

Bu açıdan bakıldığında Kürt sorunu bağlamında iki tür gerilim alanından söz etmek mümkün. İlk gerilim alanı, Türkiye'nin genel siyaseti bağlamında yaşanan ve yıllardır "Kürt sorunu" olarak tartıştığımız "Türkiye'nin Kürt Sorunu". İkinci gerilim alanı ise, göreli olarak daha yeni. O da, bizatihi bölge siyasi temsilcileri ile bölgedeki sivil toplum aktörleri arasında oluşmaya başlayan gerilim alanıdır ki, bu da "Kürtlerin Kürt Sorunu"dur.

İlk gerilim alanı, ulus-devlet içinde bir kimlik/hak düzleminde yaşanırken; ikinci gerilim alanı, bir kimlik içinde farklılıkların siyaseten var olma sorununa yani kimlik içi gerilime işaret eder ve daha temelde Kürtler içinde yaşanan farklılaşmanın yarattığı özne ve aktör olma durumunun genel siyasete itirazıdır.

Bölgede var olan kültürel kimliğin "bir" siyasi parti üzerinden siyasallaşması, koşullar açısından temsil edilenleri edilgenleştirmiştir. Yaşanan sürecin zorluğu yani Türkiye'nin Kürt Sorunu'nun varlığı, Kürtler arasındaki her türlü farklılığın homojenize edilmesine, yok sayılmasına yani bir tür milliyetçiliğin otoriter zihniyet içinde hayat bulmasına yol açmıştır. Bu ise tüm temsil edilenleri, temsil edene mahkum etmiştir. Ancak, aynı milliyetçiliğin tam simetrisinin de var olduğunu unutmayalım. Çünkü Türkiye'nin farklı yerlerine giden asker, polis cenazeleri, bu bölgelerde var olan çoğulluğu yok ederek "Türklük" üst kimliğinde milliyetçiliği rasyonalize eder. Bu ikili yapı karşılıklı bir birini var etme durumudur. Ki konferansta Kürt siyasiler tarafından ortaya konulan ruh hali, bu simetriyi yansıtır özellikler taşıyordu.

SORUN ŞEHİRLEŞİYOR

Burada bir parantez açarak, Kürt siyasilerin ellerini güçlendiren iki aktörden bahsetmek istiyorum. Bu aktörler, özellikle büyük şehirlerde yaşayan işçi gençler ve kadınlar. Her iki aktör de içinde yaşadıkları ortamın yarattığı şartlarda politize olmuşlardır. Hatta bu gruplar içinde ciddi sayıda çocuk da görmek mümkündür. İstanbul'da gerçekleşen bir çok eylemde bu grupları görmek mümkündür. Büyük şehirlerde yaşanan bu politizasyonun ise Kürt siyasetçilerle aynı dili konuştuğuna şüphe yoktur.

Yukarıda ikinci gerilim alanı olarak tanımladığım Kürtlerin Kürt Sorunu, bugün giderek daha fazla önemli bir tartışmayı hak etmektedir. Bugün bölgede sivil toplum kuruluşları üzerine özellikle kadınların, gençlerin ve sanatçıların yaşadıkları tecrübeler bu aktörleri birer bağımsız aktör haline getirmektedir. Bu ise Kürtler içinde siyaseten bir çoğullaşmayı ifade etmektedir. Ve bugün Kürtlerin 'Kürt sorunu' derken bu çoğullaşmanın Kürt siyasiler tarafından kamusal alana taşınıp taşınamayacağı daha da önemlisi bu aktörlerin Kürt siyasilere mesafe koyup koymayacağı meselesi önemlidir. Ve bu dil muhatabını buldukça güçlenecektir. Bu açıdan Türkiye'de toplumsal barış ve özgürlük isteyen demokratların seslerini daha güçlü çıkarmak zorundadırlar.

DIŞ ODAKLI SİYASET

İçinden geçtiğimiz dönem, Türklere değil, Kürtlere de basiretli olmalarının çağrısını yapıyor. Ancak Kürt siyasiler pozisyonlarını Türkiye'de yaşananlara göre değil, başta Kuzey Irak olmak üzere Ortadoğu'da yaşanan gelişmelere göre üretiyorlar. Bu, meşru olan siyaseti üretememenin diğer adıdır.

Bu yüzden Kürtler içindeki ötekiler ile Türkler içindeki ötekilerin yani demokratların seslerini yükseltip, yüksek sesle konuşmaları ve ortak siyaset üretmenin yollarını araştırmaları büyük önem arzediyor. Başka türlü meşrû siyaset üretmenin pek de mümkün olamayacağı artık anlaşılmış olmalıdır.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi