T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 28 MART 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ahmet KEKEÇ

Bu isimleri seçerken kaç okurdan görüş aldınız?

Memlekete millete hayırlı olsun... Hangi yasaya istinad ettiğini bilmediğimiz, para harcama yetkisi dahi bulunmayan Basın Konseyi yeni değerli üyelerini seçmiş...

Niçin adı "konsey"dir?

12 Eylül'ün ufunetinde kurulduğu, kurulmasına izin verildiği için mi?

Eh, madem bunun bir cemiyeti, bir sendikası, bir odası var, oldu olacak bir de konseyi bulunsun, fazla mal göz çıkarmaz... Oktay Ekşi ağabeyimiz başkanlığa getirilsin, bir daha da o koltuğu başkalarına bırakmasın.

Unutuyordum, bunun bir de senato versiyonu var: "Basın Senatosu."

Basın Konseyi'ne alternatif olarak kurulduğunu zannettiğimiz bu kuruluş da, tıpkı konsey gibi, "basın özgürlüğü ve meslek ilkelerine aykırılıkla ilgili başvuruları" değerlendiriyor. Şu ana kadar herhangi bir başvuruyu değerlendirmiş değil ama, herhalde bundan sonra değerlendirecek.

Senatoya, "deneyimli gazeteci" (o da bir duayen) Necmi Tanyolaç başkanlık ediyor. Ahmet Güner Elgin başkan yardımcılığı, Seraceddin Zıddıoğlu ve Nazım Alpman arkadaşlarımız da "yazmanlık" görevlerini deruhte ediyor.

Fakat ben hâlâ aynı sorudayım:

Niçin "örgüt", "dernek", "cemiyet" gibi daha sevimli, daha sıcak, hatta daha legal etiketler varken, "konsey" ve "senato" gibi itici, ürkütücü, düpedüz sinir bozucu, hatta nasıl derler, korporatist çağrışımlara yol açabilecek isimlendirmelere iltifat ediyorlar?

Korkutucu olabilmek için mi?

Ben Oktay Ekşi'nin ve değerli kurucu üyelerin yerinde olsam, kuruluşun ismini "Basın Mahkemesi" olarak değiştirirdim. Çünkü, kendilerini mahkeme yerine koyup, düpedüz yargılama yapıyorlar. Yani, suç işliyorlar.

Bu işi de, üstelik, yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Daha önce bin kere yazdığım gibi, yalan olduğu belgelenmiş haberi (Bkz. "Mini etekli kızı diri diri yaktılar") aklarken, doğru haberi/yazıyı (Ardıç, Türker ve Kekeç'in yazdıkları) cezalandırıyorlar.

Basın Konseyi'nin yeni değerli üyeleri şu isimlerden oluşuyor:

Basın temsilcileri: Oktay Ekşi, Doğan Heper, Orhan Birgit, Kenan Akın, Atilla Girgin, Haluk Şahin, Uğur Gürsoy... Okur temsilcileri: Nevzat Ayaz, Gencay Gürün, Şenes Erzik, Ayhan Bermek, Turgut Kazan, Nüket Güz, N. Kemal Şentürk, Tamer Atabarut, Oktay Duran, Sara Koral Aykar, Nihat Boytüzün, Süheyl Batum.

Basın temsilcilerine diyecek bir şey yok, sonuçta basının içindeki insanlar... Peki "okur temsilcisi" adı verilen, ama büyük bölümü okurdan çok (görevleri ve konumları itibariyle) devlete yakın isimleri kim, hangi okur seçiyor?

Anketle mi belirleniyor bu isimler?

Biz okurlar niçin sivil toplum kuruluşlarının önerdiği isimler tarafından değil de, devlete "vali", "polis", "rektör", "özel görevli" olarak başarılı hizmetler vermiş kişiler tarafından temsil ediliyoruz? Bu kişiler, üstelik, Basın Konseyi Mahkemesi'ne girip, "okur adına" oy kullanıyorlar. "Devlet temsilcisi" daha uygun bir tanımlama olmaz mıydı?

Konsey'in değişmez, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez başkanı Oktay Ekşi, bir makalesinde şöyle diyordu: "Bir gazetenin başyazarı sütununda bireysel görüşlerinden çok gazetenin yayın politikasını yansıtır..."

Ne güzel!

Gazetesinin görüşlerini yansıtmakla görevli bir başyazar, hükmî şahsiyeti bulunmadığı halde kendini "tecziye makamı" (mahkeme) yerine koyan bir basın kuruluşuna başkanlık ediyor ve bu durum normal karşılanıyor.

Güzellik bununla sınırlı değil...

Değerli başkanın, sadece gazetesinin görüşlerini yansıtmakla kalmadığını, "andıç" olayında olduğu gibi, kaynağı meşkuk bir "belge"ye dayanarak bazı meslektaşlarını hedef gösterdiğini ("Alçakları tanıyalım" başlıklı yazıyı hatırlayalım), mezkur belgenin "düzmece" olduğu ortaya çıkınca "Ne yapalım, devletin dolduruşuna geldik" diye özür beyan ettiğini de ekleyelim ki, tam olsun!

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi