T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 28 MART 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fatma Karabıyık BARBAROSOĞLU

Çınar'ın gölgesini ikram edebilmek

Edebiyat kulisleri en küçük ortak özellikler etrafında gettolaşıp, yandaşlarının eserinin var olmasını, ötekinin "hiç yokmuş" gibi algılanmasına bağlı olduğunu zannederken; edebi bir muhit olarak ayakta durmasını daima taze umut olarak muhafaza etmemiz gereken İslami kesim, derlenip toparlanacağı güne enerji biriktiriyor. Buna inanıyorum. Her şeye rağmen, bu umudu öldürmeden muhafaza ediyorum.

Bu umut olmakta olanı görmeme engel değil tabii. Olmakta olan ne? Şu kadar kitap dergisine rağmen çoğu zaman Müslüman yazarların eserlerinden hiç haberdar değiliz. Bir iki röportaj. Başka! Başka bir şey yok. "Falan yerde konuşur musunuz, filan yerde davetimiz var gelirseniz kitaplarınız satılır" diyen, yazar ile ekran "sanatçı"sını aynı yere koymaya kalkan "hayranlar" var bir de. Yani kitapların gündem yaratmasını ya da eskide kalmış kitapların bir vesile ile gündeme taşınmasını başaramıyoruz.

İslami kesim, kendini benimsemeyene hürmet, kendi değerlerini benimsemiş olanlara ise "çantada keklik", haber değeri taşımayan bizim oğlan/bizim kız muamelesi yaptığı sürece Türkiye'de gerçek bir edebi kamudan bahsedemeyeceğiz. Çünkü sosyal demokratlar Müslüman kimliği olan edebiyatçıların eserlerini "dinci" kategorisinin içine hapsetmekten asla vazgeçmeyerek, edebi değerini yok sayıyor.

Akademyada durum daha da berbat.

Bizde akademyanın edebiyat kolu, ikiye ayrılmış vaziyette. Bir tarafta muhafazakar kimliğe sahip olmanın sadece toprağın altında yatanlarla ilgilenmek olduğunu zanneden bir grup, diğer tarafta en iyi edebiyatın "kötüyü" ortaya getirebilme(anlatabilme demiyorum) kapasitesiyle eşdeğer olduğunu sanan öteki grup var. Bu ikisinin arasında da skandal yaratarak kendini popüler kılmaya çalışan, çok satan olmaya azmetmiş kitap sahipleri. Yazar olmak ile kitap sahibi olmanın arasındaki fark mimar olmak ile plaza satın alan adam farkı. Yani birinin fikri, kabiliyeti, vizyonu ötekinin kendisini her şey "yapmaya" yetecek parası var.

Bütün bu satırları Rasim Özdenören'nin sanatının 50.yılını kutlarken, bu kutlamanın Rasim Özdenören kitaplarını tekrar tekrar okunmasına vesile olmasını sağlayacak, edebi kamunun hareketlenmesine tohum olur düşüncesiyle yazıyorum. Çünkü sizi okumaya kışkırtmak istiyorum. Siz belki bir edebiyat öğrencisisiniz, belki edebiyat öğretmeni. Öykü okumayı sevdiğini söylerken, kimliğinin en mahrem çizgisini ele verdiğini sanan bütün zamanların en hassas okurusunuz belki de. Ya da hayata karşı bağışıklık sistemi çökmüş bir hayat yorgunusunuz. O zaman sizi hayata çağıracak kısacık ama kısalığı ile uyuşmayacak kadar derin öykünün sularına buyurunuz.

Rasim Özdenören'in sanatının 50.yılını kutluyoruz. Özdenören Müslüman kimlik ile nasıl hikaye anlatılacağını öğreten öykücüdür benim için. Tabir yerinde ise bendeniz görmemeyi Özderören'den öğrendim. Havayı koklamayı ve görmeyi de Mustafa Kutlu'dan. Her sanatkar önce taklid ederek başlar. Öykü yazıyorum dediğim ana kadar Özdenören'in "Ocak" öyküsünü zihnimde taşıdım. Gördüğüm bütün ocakbaşı muhabbetlerine zihnimden Özdenören'in ocağına nazire yazarak katıldım daima. Mesafeli olmayı Rasim Özdenören'in öykülerini okuyarak temrin ettim. Tıpkı sokağa çıktığım ilk anda havayı koklayıp Kutlu'nun "Havada leylak kokusu" cümlesine geri dönmem gibi.

Edebiyatı sevdiğimiz, sevdiğimizi paylaştığımız, paylaştığımızı değerli kıldığımız sürece "BİZ" olacağız.

Kültür Bakanı Atilla Koç, Can Dündar'ın kitabının Çince basılacağını bizzat Dündar'a telefon ederek kutlamış. Rasim Bey hangi dillere çevrildi TEDA Projesi kapsamında?

Şikayet ettiğimiz her şeyin varıp dayanacağı nokta "biz" olamamaklığımız.

Mostar dergisi ve BSF'nin ortaklaşa düzenlemiş oldukları Sanatının 50.Yılında Rasim Özdenören toplantısı göle atılmış bir kaşık maya. Alim Kahraman'ın, Cevdet Karal'ın, Bünyamin Arslan'ın, Özdenören'in sanatı ile ilgili olarak ortaya koydukları görüşler mayanın tutacağını gösteriyor. Ümid edilir ki, 50.Yıl kutlamasına elli toplantının az geleceği bir verimlilik yaşanır önümüzdeki günlerde.


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi