|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 28 MART 2006 SALI | ||
|
|
Bir serap gördük galiba. Bir saman alevi. Avrupa kupalarını seyredip oradaki futbola işaret ederek "Bırak ya, bizde de futbol mu var" diye kötümser yorum ustalığı yapanlara son iki haftada oynanan bazı maçları göstererek "bal gibi var" demiştik. Hay demez olaydık. Bu gösteri bir saman alevi gibi parlayıp söndü. Meselâ Beşiktaş ne güzel gidiyor, Trabzon yenilgi görmüyor falan demiştik. Bu arada Beşiktaş'ın Tigana ile anlaşmasını sezonun en önemli olayı olarak yorumlamıştık. Yine de öyledir. Seneye hazırlanacak kadro için Tigana'nın bu yıl kazandığı tecrübe yeter de artar. Gerisi yönetime kalmış. Otuz-kırk kişiye ulaşan kadrodan kimler gidecek-kimler kalacak bu eleme çok zor. Tigana'nın istedikleri alınabilecek mi? Hele üç isim var ki; ne tutulur, ne atılır. Sergen-Tümer-Kleberson. Beşiktaş -her takım gibi- iyi bir orta saha kurmak isteyecek. İyi bir "orta saha" dünyadaki bütün takımların hayalidir. Sergen-Tümer ve Kleberson'a bakarsak bu futbolcuların bu işi bildiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama... İşte bu "ama" çözülmesi zor bir düğüm. Bir kere bu futbolcular "tipik orta saha elemanı" değil. Forvetin arkasında hücuma dönük oynuyorlar. Sergen'in o raket gibi sol ayağı ile verdiği paslar, attığı goller ayakta alkışlanıyor; "İşte bir Sergen klasiği" deniyor. Oysa asıl Sergen klasiği "bir maç oynayıp, beş maç yatmak"tır. Hasılı Tigana'nın da işi zor, yönetimin de. Fenerbahçe'nin dahi Appiah olmaksızın orta sahasında açılan boşluğu hep beraber görüyoruz. Takımın en iyilerinden olan Marko dahi Appiah olmaksızın pek bir şey yapamadığı ortada. Malatya maçı için sadece ikinci yarının başında gördüğümüz yirmi dakikalık tempodan bahsedilebilir. O dahi gününde olan Fevzi'yi geçmek için neredeyse yetmiyordu. Bu arada bir Fenerbahçe yöneticisinin maçtan sonra bir takımı ima ederek "fakir-fukara edebiyatı"ndan üzerine basa basa bahsetmesi hiç yakışık almadı. Galatasaray Denizli'yi yenmedi, Denizli kendini yaktı. Defansı iki pas yaparak kalecisini avladı. O andan itibaren Denizli maçtan koptu. Belki bir beraberliği haketti ama, ona da hakem izin vermedi. Oliviera'nın nizami gölünü, ofsayt olarak değerlendirdi. Mehmet Yılmaz'ın attığı golde ise şüpheli bir durum vardı. Her neyse. Bu haftanın maçlarında futbol adına seyirlik bir şey yoktu. Belki bu sebeple bol bol hakemlerden bahsedildi. Bundan şikayetçi olmaya kimsenin hakkı yok. Ortada futbol olmayınca bahse değer ne kalıyor. Hakemler. Yani "Havanda su".
|
![]()
| |||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Kültür |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |