|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 28 MART 2006 SALI | ||
|
|
Yeryüzünde yaşayan 'normal' insanların büyük bir bölümü, yaşadıkları ülkenin huzur ve istikrarı, gelecek umutlarına büyük bir önem verirler. Çünkü, ülkedeki siyasi ve toplumsal barışın bozulmasının, ekonomik dengelerin sarsılmasının, bir vatandaş olarak bizzat kendi aş ve ekmek umutlarını zedeleyeceğini çok iyi bilirler. Bu yüzden de "fitneci" tavır ve davranışlardan dikkatle kaçınırlar. Türkiye'de ise, dünyadaki 'normal' örneklerin aksine, kendine özgü 'hastalıklı' yapı hüküm sürmektedir. Ülkedeki çoğu siyasetçiler, kurumsal sorumluluk sahibi bazı kişiler, toplumsal barışa duyarlı olması gereken kimi aydınlar ve yine topluma güvenilir bilgi sunması gereken gazeteciler, nedense 'huzur' ve 'istikrar'dan çok, 'çatışmacı' bir ortamın oluşması için öncülük yapmaktadırlar. Herhalde dünyanın hiçbir 'normal' ülkesinde böylesine 'negatif' bir öncülüğü görmek mümkün değildir. Sanırım, bu da Türklere has bir 'anormallik' olsa gerek... Bu ülkede bir siyasi lider, siyasi doğrultusunu, 'demokrasi ufku'nun genişletilmesi yönünde değil, 'askeri irade'nin daha ön planda olmasına göre ayarlayabilmektedir. Mesela, ana muhalefet partisi lideri Deniz Baykal, bağımsız yargının hazırladığı 'Şemdinli iddianamesi'nde askerlerin adı geçti diye, bunu 'orduya sivil darbe' olarak değerlendirebilmiştir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, hiçbir siyasi liderin, bizzat kendi varlık sebebi olan demokrasiye 'tuzak kurmak' aklının ucundan bile geçmez. Ama bizde geçer, işte bu da bizim 'nadide sosyal demokrat' örneklerimizden birisidir... Mesela, bizde gazeteciler, köşe yazarları, hatta muhabirler askerler 'sert açıklama' yapmıyor diye çok ama çok üzülürler. Farzedelim, Başbakan kendisine bağlı bir generalle mi görüştü, hemen kulaklarını kabartıp havada bir 'düdük sesi' duyabilmeyi hayal ederler... Dahası, bürokraside üst düzey bir atama mı var, hemen 'ispiyon antenleri' çalışmaya başlar. Tıpkı, Merkez Bankası Başkanlığı ile ilgili atama kararnamesinde yaşananlar gibi... Önce 'sanal' bir aday belirlenir, bütün sülalesi mercek altına yatırılır. Eğer aile fertlerinden birisi başörtülüyse yandı demektir. İlk elde, bu kişinin rejim açısından 'potansiyel tehlike' olduğu ima edilerek, Çankaya'ya ve başka merkezlere ispiyonlanır. Sonra, adayın 'sanal' olduğu anlaşılınca, hiç vakit geçirilmeden yeni başkan adayı ile ilgili "jurnal mekanizması" devreye sokulur. Sonunda, Çankaya bu gayretleri karşılıksız bırakmaz, kararnameyi geri gönderir ve de memleket kurtulur!.. Ve memlekette işler, bu minval üzere devam edip gider... İşte bu yüzden, biz Türklerin genleri farklıdır. Biz ekonomiye, siyasete, dış politikaya dünyadaki 'normal' insanların baktığı gibi bakmayız. Biz genellikle, kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan 'mazoşist' bir zevk alırız. Mesela biz, ekonomiye evrensel ekonomik ilkelerden, siyasete parlamenter kurallardan, özgürlüklere demokratik kriterlerden değil, yıllardan beri alıştığımız "ideolojik pencereler"den bakmayı severiz. Farklı düşünenleri, "statükocu" konforumuzu bozmak isteyenleri hiç ama hiç sevmeyiz. 'Demokratik kriterler' gibi, 'insan hakları' gibi kurallar bize sökmez!.. Velhasıl kimse bize yan bakamaz, çünkü bir Türk dünyaya bedeldir!..
|
![]()
![]()
| |||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |