|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 28 MART 2006 SALI | ||
|
|
Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, Merkez Bankası Başkanlığı için kararnamesi Köşk'e gönderilen Adnan Büyükdeniz'i veto etti. Bu kararı olumlu karşılayanlar arasından kaç kişi Adnan Büyükdeniz'i tanır ve ne kusurunu görmüşlerdir derseniz, cevap e-hiçbiri olacaktır. Zaten mesele kararnamede kimin ismi olduğuyla ilgili değil. "Gönderileni veto ederiz, gönderenden ötürü..." İşin aslı budur.
Bir de astarı var tabii. O da şöyle: Kararnamede Adnan Büyükdeniz yerine Hayri Küçükdeniz'in ismi olsaydı, sonuçta yine bir şey değişmeyecekti. Yani büyük-küçük fark etmez. Hükümetin bugüne kadar 432 kararının veto edilmesi başka türlü izah edilebilir mi?
İki yıl önceydi... Bir ilkokul öğrencisi (dördüncü sınıftı yanlış hatırlamıyorsam) ders işlenirken "Cumhurbaşkanının görevi nedir?" sorusunu şöyle cevaplamıştı: "Hükümetin gönderdiği kararları veto etmek..." Çocuk işi çözmüş. KADINDAN BAKAN MI OLUR?
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu Kütahya'da bir huzurevini ziyaret etti. Orada karşılaştığı 82 yaşındaki kadın, Çubukçu'nun 'bakan' olduğuna inanmadı. "Kadından bakan mı olur a kızım?" Yaşlı teyze, Çiller dönemini hatırlıyor olabilir. "Niye başbakan olmadın?" demeye getiriyor belki de.
BALIK TUTALIM
CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan, Şemdinli olaylarında partisinin takındığı tavrı eleştirdi. Canan şöyle söyledi: "Partinin sosyal demokratlığı kalmadı. CHP derin devletle aynı safta yer aldı." Günaydın. Hadi balığa gidelim.
ÇUVAL
ABD Genelkurmay Başkanı "çuval olayı" için yorum yaptı: "Talihsiz bir yanlış anlaşılma." Doğru şekli ne ola ki?
DÖRT KİTAP
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, uçak yolculuğu sırasında rahatsızlanınca GATA'da tedaviye alınmıştı. Hastanede kaldığı süre içinde dört kitap okuyup bitirmiş. Sayın Gül'e sormalı... Dört kitabın mânâsı bir mi, değil mi?
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK
Adı üstünde: "İddia makamı". Savcılar elindeki bulgulara göre iddiasını sunacak, ortaya konulan iddiaların doğru olup olmadığına hâkimler karar verecek. Usul böyle konulmuş. Yargının sistemi bu şekilde işliyor. İddianamede geçen ifadeler kesinleşmiş hüküm olmadığı için mahkeme süreci yaşanıyor ve yargılama kimi zaman beraatla sonuçlanıyor.
Eğer savcının "suç tanımı yapması" hoş karşılanmayacaksa, bırakalım başkaları yapsın o işi. Savcıların da hepsini alıp başka yerlerde görevlendirelim. İster hukuk fakültelerinde ders versinler, ister devlet üretme çiftliklerinde görev alsınlar. Artık neresi münasipse.
Bir de dokunulmazlık konusu var. Aslında bu konuyu tartışmanın tam zamanı. Bir memura suç isnat edildiği takdirde, yargılanması için amirin izni gerekiyor. Fakat ben bir suç işlersem, hiç kimse yayın yönetmeninden izin alma gereği duymaz. Kaldırılacaksa bütün dokunulmazlıklar kaldırılsın, değilse herkese öyle bir şemsiye şart.
Gözardı edilmemesi gereken iki husus: Hukukun üstünlüğü... Kanun önünde herkesin eşit olduğu... Evet, unutmayalım, gözardı etmeyelim ama o meşhur söyleyişle galiba bazıları daha fazla eşit.
|
![]()
![]()
| |||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |