|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 28 MART 2006 SALI | ||
|
|
Türkiye'nin ekonomi gündemi Merkez Bankası Başkanı'nın atamasına kilitlendi. Bu süreçte söz konusu koltuğa aday insanların ekonomi konusundaki uzmanlıkları, politikalar ve mevcut durum hakkındaki değerlendirmelerini tartışmak yerine başörtüsüne, faizsiz bankacı geçmişine, geçmişte beraber çalışmış olduğu insanlara taktık. Medyamız, doğru olmayan bilgileri, rivayetleri topladı ve sanal bir kurgu ile sundu kamuoyuna. Yeni bir atama sürecine girdik. Bundan sonra neler olacağını hep birlikte göreceğiz. Türkiye'nin ekonomi gündemi Merkez Bankası Başkanı'nın atamasına kilitlendi. Bu arada ekonomimizin temel meseleleri hâlâ devam ediyor. Tekstilciler kendi aralarında tartışadursun, işsizlik oranı düşmemekte ısrar ediyor. Reel kesimin istikrar sürecine uyum problemi büyük ölçüde devam ediyor. Biz ise olayı Merkez Bankası Başkanı'na ve bundan sonra kur politikasının nasıl olacağına indirgiyoruz. Sormadan edemiyoruz: Kur politikasında radikal bir değişiklik yapılması, Türkiye'nin yaşadığı mevcut problemleri çözmeye yetecek mi? Yoksa beraberinde daha mı fazla problemi beraberinde getirecek? Türkiye hızla dünya ekonomisine açılan bir ülke. Bu açılım, bir taraftan ülkemizin dış ticaret ilişkilerinin boyutlarını etkilerken, diğer taraftan da ülkeye yönelen yatırımın mahiyetini şekillendiriyor. Böyle bir ortamda kurlardaki gelişmelerin yükümlülüğünü tek bir kuruma atfetmek doğru değil. Zaten bu süreci de serbest bir kur rejimi dışında atlatma imkânı da yok. Şüphesiz ki, serbest kur rejimi kurlara yönelik bir politikanız olmayacağı anlamına gelmez. Nitekim Merkez Bankası da bugüne dek kurlardaki oynaklığa yönelik tedbirleri ön plana çıkarmıştı. Başka politikalar da güdülebilirdi. Ancak bugüne dek tartışılanlar arasında kurlara müdahaleden öte bir alternatif üretilebilmiş de değil. İki hususu birbirinden ayırt etmemiz gerek. Türkiye dış ticaretinde açık veriyor. Bu açık ülke ekonomisine cari açık olarak yansıyor. Ancak Türkiye bir ödemeler bilânçosu açığı vermiyor. Yani ülkeye döviz girişi, cari açığı kapatmakla kalmıyor, rezervleri de arttırıyor. Serbest kur rejiminde dengeyi cari açık değil, ödemeler bilânçosu dengesi belirler. Burada devamlı fazla oluşması Türk Lirası'nı değerlendiriyor. Öyle ise kurların seviyesi, ülke içinde biriken dövizi nasıl kullandığımıza bağlı olarak gelişecek. Bugün ülkeye akan döviz, nihai olarak ya ithalatın finansmanı olarak kullanılıyor, ya da atıl rezerv olarak birikiyor. Bundan sonra belki de bu atıl rezervleri kullanma imkânlarımızı zorlamamız gerekiyor. Burada uygulama kolay değil, zira ülke bilânçosunun aktifinde duran bu rezervlerin pasifteki karşılıklarının mahiyeti, rezervlerin etkin bir şekilde kullanımını büyük ölçüde kısıtlıyor. Ancak yine de bu alternatif üzerinde çalışılması gerekir diye düşünüyoruz. Öte yandan cari açık meselesinin kalıcı çözümü kurlarla oynamaktan geçmiyor. Burada ekonomiyi daha çok döviz üretir bir noktaya getirmemiz gerekiyor. İthalata dayalı ihracatımızın yapısı burada müspet bir atılım için fazla müsait gözükmüyor. Bir alternatif Türkiye'nin hizmet ihracında yatıyor. Bu çerçevede turizm, finansal hizmetler, nakliyecilik gibi ticari hizmetler, gayrimenkul, bilişim teknolojileri ve hatta eğitim sektörü, bu yeni yönelim için biçilmiş kaftan. Türkiye'nin bu alanlarda uluslararası bir marka olmaması için hiçbir sebep yok. Tek yapmamız gereken kafamızdaki tabuları aşmak.
|
![]()
![]()
| |||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |