T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 28 MART 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Yusuf KAPLAN

Cansever'in Şaheseri: Sinan'la Zirve (2)

Büyük tarihçi Braudel, insanlığın önünde, ya seküler Batı uygarlığına uyum sağlamak; ya da yok olma kaderine razı olmak gibi iki seçeneğin olduğunu söylerken, aslında dünyayı seçeneksizlikle karşı karşıya bıraktığının farkında mıydı acaba?

Bugün dünyada hükümfermâ olan tektipleştirici, türdeşleştirici, düzleştirici, diğer kültürlere ve medeniyetlere hayat hakkı tanımayan seküler Batı hegemonyası, Braudel'i haklı çıkarıyor ama Braudel'in haklı olduğunu göstermiyor.

Levi-Strauss ve Baudrillard'ın dikkat çektikleri gibi, zor kullanılarak (sömürgecilik, emperyalizm, misyonerlik ve medyatik emperyalizm yoluyla) gerçekleştirilen seküler Batı hegemonyasının haklı olduğunu da göstermiyor bu durum.

İnsanlığın ve gezegenimizin geleceğini bile tehdit eden seküler, seküler olduğu için de "çatışmacı" ve "saldırgan" Batı hegemonyasının taarruzuna ve tasallutuna tüm dünyanın maruz kaldığını, üstelik bunun dışardan Batı'yı tahkîm eden ama içerdense tahrip eden, bumerang etkisi yapacak bir saldırı biçimi olduğunu görmek gerekiyor artık. O yüzden, bu ayartıcı ve yok edici cendereden nasıl çıkabileceği meselesi, insanlığın en hayâtî meselesi hâline gelmiştir.

İşte tam bu noktada, dünyanın ihtiyacını hissettiği en temel şey, bu duruma ağıtlar yakmak veya teslim bayrağı çekmek değil, dünya tarihinin bu en bunalımlı çağının temel sorunlarını derin nefes alarak hem geriye-dönük (retrospektif), hem içe-bugüne dönük (introspektif), hem de geleceğe-dönük (prospektif) olarak tasvir, tarif, tahlil ve tefrik edebilecek; sonra da esaslı, kalıcı, uzun vadeli, ufuk ve çığır açıcı teklifler yapabilecek çaplı insanların, öncülerin çık/arıl/ması ve vaziyete el koyması meselesidir.

Batı'da bu tür insanlar yok. Aslında hiçbir zaman da var/olamadı. Sadece mevcut durumu, geriye doğru izsürerek tasvir ve kısmen de tarif edebilen düşünürler çıktı; tahlil, tefrik ve teklif yapabilen düşünürler çık/a/madı. Çünkü kendilerini ve ürettikleri seküler / modern tecrübeyi eksen yapmaktan, fetişleştirmekten ve mutlaklaştırmaktan başka bir şey yapamadılar; bütün insanlık çağlarını ve tecrübelerini kucaklayacak bir ufuk, bir özgüven geliştiremediler.

Oysa tek yol vardı: Foucault'nun özenle vurguladığı gibi, hâkim [seküler] paradigmanın dışına çıkılabilmek. Ancak bu, hem seküler Batı'nın varlık nedenini inkâr etmesi; hem de tarihten çekilmeyi kabul etmesi demekti; ki bu, elbette ki olmayacak bir şeydi Batılılar için.

İnsanlığa, içine fırlatıldığı yokoluş cenderesinden nasıl çıkılabileceğini gösterecek figür, peygamberî sözü ve soluğu yeniden diriltebilecek; sadece çağının değil bütün çağların tanığı ve tanıdığı olan bir figürdür. Derinlikli ve bütünlüklü bir insan, kâinât ve Tanrı tasavvuru geliştirebilecek bir figür.

İşte Turgut Cansever, böyle bir figürdür. Turgut Cansever, elbette ki bir mimardır. Ama yalnızca bir mimar değil, öncülerin öncüsü, yani bir zirve insan'dır: Onun mimaride yepyeni ufuklar açmasını, dünya çapında büyük bir mimar olmasını ve Sinan üzerinden evrensel ve bütünlüklü bir tasavvur geliştirmesini mümkün kılan şey, insanlığın da, İslâm dünyasının da ihtiyaç duyduğu, insana ne olduğunu (varlıklar âlemindeki konumunu, vazifesini ve mesuliyetini; dolayısıyla başına dünden bugüne neler geldiğini) hatırlatan yegane aslî kaynak olan peygamberî sözü ve soluğu yeniden dirilten âlim, ârif ve hakîm figürlerinden oluşan "öncü kuşak" figürünün hazırlayıcısı, öncülerin öncüsü diye tarif ettiğim bir zirve insan olduğunu hassaten Sinan çalışmasıyla ispatlamış olmasıdır.

Turgut Cansever üstadımız, Albaraka Türk'ün yayımladığı Mimar Sinan başlıklı nefis eserinde, Sinan üzerinden, sadece Müslümanların varoluş sorunlarına değil, bütün insanlığın içine sürüklendiği yokoluş cenderesinden çıkış yollarına ilişkin enfes koridorlar ve ufuklar açıyor önümüze.

Cansever üstadımızın, Sinan zirvesi üzerinden önümüze açtığı engin koridorları ve ufukları Cuma günkü yazıda ayrıntılı olarak görelim

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi