T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 6 MAYIS 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ahmet KEKEÇ

Bu mudur yani Tuncay?

Daha önce kaç kez yazdım... Leman dergisini sever ve her hafta dikkatle okurum. Benim için Leman, önce Nihat Genç'se, sonra Tuncay Akgün, Mehmet Çağçağ ve Behiç Pek'tir.

Nihat'ı anlatmaya gerek yok. Behiç Pek sessiz, mütevekkil, bilge adam. Harikulade çizgisi, harikulade mizahı var. Murat Menteş'li, Adnan Özer'li bir ikindi sonrası muhabbetinde sessizce sokuluşunu, utangaç gülümseyişini hatırlıyorum. Nasıl güzel bir adam!

Tuncay Akgün, ha keza.

Bezgin Bekir'in yaratıcısı... Bekir, bir parça Tuncay'dır. Dünyayla, hayatla, insanlarla meselesini "devinmeyerek" halleden, muhalif, muarız, rasyonaliteyi aşan, rasyonal aklı sürekli dumura uğratan, devinimsiz haliyle bile insanlara müthiş enerji aşılayan bir adam.

Tuncay bu işte...

Bu düşüncelerimi, Nihat'lı, Murat'lı "Haliç Kıraathanesi" sohbetimizde de anlatmıştım. Hâlâ böyle düşünüyorum. Tuncay beni "kafası ve vicdanı karışık" olmakla suçlasa da, bir mizahçının can verdiği Sivas olaylarıyla indirekt ilişki içinde gösterse de böyle düşünmeye devam edeceğim.

Tabii şunu sormadan da geçemiyorum:

Sivas olaylarıyla bizim tartıştığımız konunun ne alakası var? Tuncay Akgün, kültür, inanç ve değer tercihleri yargılanan insanları (özelde Ahmet Kekeç'i), Sivas'tan dolayı mahcubiyet içinde olmaya devet ederek ne yapmaya çalışmaktadır?

Konu şu:

Birkaç gün önce, bu sütunda, Türk mizahının ahvalini yazmış, mizahçılarımızın hem "mış gibi" yapıp durumu idare etmeye çalıştıklarını, hem "otorite"yle (görünmez iktidar odağıyla) iyi geçindiklerini, hem de "düşene vurmayı" muhalefet, eleştirel tutum, daha da acıklısı "komiklik" saydıklarını dile getirmiştim...

Tuncay Akgün Leman dergisinde cevap vermiş.

Buna aslında "cevap" demek gerekmiyor.

Birincisi, Tuncay Akgün'ün yazdıkları, benim tartışmaya çalıştığım konularla hiç alakalı değil. İkincisi, "mugalata"yla "cevap" arasında basbayağı bir fark var. Hem mahiyet farkı, hem ahlâk farkı...

Tuncay kardeşim tartışmıyor, küfrediyor. Benim için uygun gördüğü sıfatlar şunlar: "İhale zengini patronun borozanı, aklı karışık, vicdanı karışık."

Böyle mi konuşacağız?

Meselelerimizi bu düzeyde mi tartışacağız? (Tuncay'ın mevzuyu anlamadığını tahmin ettiğim için, küfür ve hakaretleri şimdilik iade etmiyorum.)

Elbette, Atatürk'ün huzurunda sakız çiğneyen bir "terbiyesize" sahip çıkmak gerekmiyor. Bir terbiyesize, bir densize ne söylenebilir ki? (Buradaki tahkir sözcükleri de Tuncay Akgün'e aittir.)

Mesele sadece bir "adabımuaşeret meselesi" değil; sonuçları konuştuğumuzu zannediyordum, Tuncay Akgün'ün de "sonuçlarla" ilgili olabileceğini düşünmüştüm. Ortaya çıkan sonuç ürkütücü bir ruh haletine işaret ediyor ve bu durum kendisini muhalif, muarız, özgürlükçü addeden herkesi, her düşünceden insanı (Ahmet Kekeç'i de, Tuncay Akgün'ü de, Deniz Baykal'ı da, Yılmaz Okumuş'u da) ilgilendiriyor.

Tuncay "Biz tezkereye karşı çıkmıştık" diyor.

İyi ettiniz...

Elbette, normal olanı yapıp hem tezkereye, hem Afganistan'daki, Irak'taki, Filistin'deki zulme karşı çıktınız, dünya durdukça yaşayacak harikulade bir "Filistin eki" yayınladınız, devlet içinde yuvalanmış çeteleri teşhir ettiniz.

Bunları da mı yapmayacaktınız?

Çok çok iyi yaptınız ama, ben veba hastalığı gibi toplumu kuşatan bir ruh halinden, dolayısıyla mizahçılar olarak iyi geçinmeyi tercih ettiğiniz otoritenin mahiyetinden sözediyorum.

Sence burada bir sorun yok mu?

Nihat Genç ve Cezmi Ersöz ne demek istediğimi anlamıştır. Belki bir gün yüzyüze gelirsek, "otorite"den ne anladığımı, ne anlaşılması geretiğini konuşur, düşüncelerimizin sağlamasını yaparız.

Bir de şu var tabii: Mizahçıların gözüne çarpan aykırılıklar, nedense, hep, belli bir yaşam tercihini benimsemiş insanlarla ilgili: Kamusal alana sızmaya çalışan hilekâr ve üçkâğıtçı türbanlı, çevreyi kirleten hokkabaz işadamı, "yasama organı"na haddini bildiren kahraman Ahmet Necdet Sezer, asker "höt" deyince pısıp kalan "korkak siviller", karısı türban takan uçkur düşkünü Kozzi, 31 Mart vakasını kutlayan ağzı salyalı üniversite öğrencisi, hamam böceği gibi devinen kara çarşaflı yobaz...

Bu mudur yani?

Belki birazcık budur ama, bütün bunların mizahını yapmaya hak kazanmak için de, önce başka şeyler yapmalısınız.

Mesela, postmodern darbecilerle, andıç yazarlarıyla, hukuku katletmekle övünen başsavcılarla, yazar susturan bürokratlarla, kendisini yasama organı yerine koyan ihtisas mahkemeleriyle, "Bu ülkeyi beğenmiyorsanız gidin uzayda yaşayın" diyen DGM hakimleriyle, "Ordu göreve" diye pankart açan akadamisyenlerle, bu ülkenin çocuklarına Arabistan'ı uygun gören Ispartalılarla, İsrail'i su yolu yapan tüccar generallerle, üniversiteyi kışlaya çeviren rektörlerle, "Sanığın görüşleri anayasaya aykırı olduğu için, kendisine küfredilebilir" diyen yüksek yargı organlarıyla, hasılı otoriteyi temsil eden "sorumsuz ama yetkili" eşhasla ödeşmelisiniz.

Hükümete vurabilirsiniz. Vurmalısınız zaten. Başbakan'ı türlü şekillerde resmedebilirsiniz; pırasa, salatalık, patlıcan, biber, armut, kabak, kestane, soğan vs... Uyuyan bakanla ilgili komik şeyler çizebilirsiniz. Çizmeniz de gerekir. En fazla tazminat davası açar, paranızı alırlar.

Fakat sahih muhalefet, "görünmez iktidar odağına" karşı yaptıklarınızdır. Düşene vurmak size şeref kazandıracaksa, buyrun devam edin.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi