T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 16 MAYIS 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fehmi KORU

Göbeğin bağını kim kesecek?

Seçimine daha bir yıldan fazla süre varken cumhurbaşkanlığı konusunu tartıştığımız yetmiyormuş gibi, tartışmayı da yanlış bir zeminde sürdürüyoruz. Sabah başyazarı Mehmet Barlas'ın hatırlatması yerinde: "Nasıl bir cumhurbaşkanı istiyoruz?" sorusuna cevap aramak yerine, "Kim cumhurbaşkanı olmamalı?" gevezeliğiyle vakit geçiriyoruz. Cumhurbaşkanı olabileceklerin şartları anayasada açıkça yazılı; o şartları üzerinde taşıyan bir milletvekili, yeterli sayıda milletvekilinin destek verdiği herhangi bir vatandaş aday olup seçilebilir...

Önemli olan hangi niteliklere sahip bir cumhurbaşkanına ihtiyaç duyulduğudur.

Aslına bakılırsa, yine Barlas'ın hatırlattığı üzere, cumhurbaşkanının nitelikleri ile o makama gelecek bir kişiden devletin ve milletin beklentileri anayasadaki 'yemin metni'nde yer alıyor. Kendisini o metindeki şartlara uygun gören kişilerin adları zamanı geldiğinde ön plana çıkacaktır. Adlar üzerinde bugünden tartışma açmanın ise kimseye bir yararı yok.

İnsan belleği zaten zayıftır da bizim siyasete dönük hatırlama gücümüz neredeyse sıfır. Oysa, çok değil bundan altı yıl önce, Türkiye, bugünküne benzer bir tartışma sürecini, neredeyse şimdiki gariplikleri birebir yansıtacak biçimde, yaşamıştı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in görev süresi beş yıl daha uzatılmak istendiğinde bir müddet '5+5' formülünü tartışmıştık; o girişim akamete uğradığında, ortaya dökülen adlara bakıp yine bazı hassasiyetleri ön planda tutan spekülasyonları dillendirmiştik, medya olarak...

Açın o günlerin gazetelerini, her kafadan bir ses çıktığını göreceksiniz... Benzerlik yalnız profesyonel görüş açıklayanların o gün ve bugün yazdıklarından ibaret değil; başka hassasiyetlerin tartışmaya karıştırılmasında da müthiş benzerlikler var. Bir yönüyle, 2000 ile 2006 arasında pek çok alanda dev ilerlemeler katedildiği bilinirken, bir başka yönüyle, tartıştığımız konular ve o konulara getirilen bakış açıları bakımından bir arpa boyu bile yol alamadığımız kendini belli ediyor.

Şimdilerde, bazı çevreler, ısrarla Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni (TSK) de tartışmaya katmanın peşinde; bu hemen fark ediliyor. 2000 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de, bazı çevreler, ısrarla TSK'yı tartışmaların içine çekmeye çabalamıştı. Sonunda Genelkurmay Başkanlığı "Cumhurbaşkanlığı seçimiyle biz de ilgiliyiz" cümlesiyle özetlenebilecek bir açıklama yapmak zorunda kalmıştı.

Unuttuğunuz için bu hatırlatmaya şaşırmış olabilirsiniz...

Önce, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun, "Cumhurbaşkanlığı seçimi işinde biz yokuz" dediği bir yazarın sütunundan manşete taşınmıştı (14 Nisan 2000). Ertesi gün, Genelkurmay Başkanlığı, "Elbette işin içindeyiz" açıklamasıyla kamuoyu karşısına çıkmıştı. Açıklamada, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu konuda hiçbir fikrinin veya değerlendirmesinin olmaması düşünülemez" denildikten sonra, "Cumhurbaşkanı olacak zat hakkında, ilkeler ve arzu edilen nitelikler bazında değerlendirmelerin mevcut olduğu" vurgulanmıştı.

Açıklamanın en önemli bölümü şurası: "Silahlı Kuvvetler, Anayasa ve kanunlarımız çerçevesinde, ülkenin yüksek menfaatlerini ve geleceğini ilgilendiren konularla yakından ilgilenmekte, gelişmeleri değerlendirmekte; görüş ve önerilerini, yasal zeminlerde ve doğrudan ilgili kişi ve makamlara ifade etmektedir. Bu kapsamda gündemde bulunan cumhurbaşkanı seçimleri ile ilgili olarak, Silahlı Kuvvetler'in bu konuda hiçbir fikrinin veya değerlendirmesinin olmaması düşünülemez." Bu açıklama 2000 yılı nisan ayında yapılmıştı.

Bizde Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sorunlu yaşanmıştır; Ahmet Necdet Sezer'in Çankaya Köşkü'ne çıkmasını sağlayan seçim dahil... Tartışmalarda son sözü siyasî sistemin olağan aktörlerinin söyleyememesi ise bize özgü garipliklerdendir.

Bu defa siyasetçiler kendi göbeklerini kendileri kesmeli. Tartışmayı "Kim seçilsin?" boyutunda tuttuğunuzda süreci müdahalelere açmış oluyorsunuz; eğer gerçekten tartışmamız gerekiyorsa, konuyu kişiselleştirmeyip "Nasıl bir cumhurbaşkanı?" sorusuna cevap aramakla yetinmeliyiz...

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi