T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 16 MAYIS 2006 SALI | ||
|
|
"Spordan aldığım en önemli ders, nasıl nazik bir galip olunacağı değil, ayrıca nasıl iyi bir mağlup olunacağıdır. Kimse her zaman kazanamaz. Kazanmak sporun kolay tarafıdır, gerçekten zor olan kaybetmektir. Fakat bir mağlubiyetten, bir milyon galibiyetten öğreneceğinizden fazlasını öğrenirsiniz. Sizi az önce yenmiş olan rakibinizin elini sıkmak zordur, bunu gülümseyerek yapmak daha da zordur" Amy Van Dyken'ın bu sözlerinden çıkarılacak çok dersler var. Kuşkusuz en başta başkanlık sürecinin en ağır darbesini yaşayan Aziz Yıldırım iyi özümsemeli bu sözleri. Hırsla, öfkeyle kırıp, dökmeden sağduyuyla, fair play düşüncesiyle geçirmeli bu zor günleri. Kavganın kendisine ve Fenerbahçe'ye neler kaybettirdiğini masaya yatırmalı. Şapkasını önüne koyup, inatla bir kulübün yönetilmeyeceğini anlamalı. Sezon başında gazeteciler gönderilmesini istiyor diye, onların isteklerini yerine getirmemek adına attığı adımın faturasını bugün çok acı olarak ödediğini bilmeli. Soyunma odalarında dolaşmanın, girecek-çıkacak oyunculara karar vermenin, hükmedeceği bir antrenörle çalışmanın bir avantaj olmadığını öğrenmeli. Daum için fazla bir şey yazmak istemiyorum. Elindeki mükemmel oyunculardan ligi koparacak bir takım yapamadığını sezon boyunca yazdığım için, "ben demiştim" ukalalığı içine girmediğimi düşünüyorum. Daum da Galatasaray ve Gerets'i alkışlamayı bilmeli. Bunca zorlukla savaşan bir hocanın ulaştığı zafer, Gerets ve Galatasaray adına tarihe geçecek nitelik kazandıysa buna en büyük katkıyı Christoph Daum yaptı. Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarı da hüznü ve mutluluğu olgun yaşamalı. Ancak kazanmanın kolay taraf olduğunu zor olanın kaybetmek olduğunu hafızalarına kazımalı. Özetle herkes için bu ilginç sezondan çıkarılacak dersler var. Kuşkusuz en başta Aziz Yıldırım.
Hep bu günü beklemedik mi?
Beklediğimiz gün bu gün değil miydi? Hep gıpta ile Avrupa liglerine bakıp, "Onlarda son hafta şampiyon ve küme düşen takım belli oluyor, bizde nerede?" diye hayıflanmıyor muyduk? Oldu işte... Son haftaya önde giren Fenerbahçe şampiyonluğu kaybetti. Küme düşer denilen Denizlispor, kümede kaldı. İki takımın arasındaki kalite ve puan farkına bakın, bir de alınan neticeye... Sonucu önceden belli, 8-0'lı maçlar belki de bu sezondan itibaren geride kalmıştır. Fenerbahçeliler ve küme düşen Malatyaspor, Samsunspor ve Diyarbakırsporlular'ın üzüntüsüne saygı duyup, Galatasaraylıları kutlayalım ve bu güzelliğin keyfini çıkaralım. Yıllarca beklediğimiz gün belki de gelip kapımızı çaldı.
Profesyonellik değil rezillik...
Sakın kendimizi kandırmayalım. Böylesine bir rezilliğe profesyonellik cüppesi giydirmek futbola ihanettir. Denizli'de yapılanları normal karşılamak yeni İsviçre skandallarına çanak tutmaktır. Denizlispor- Fenerbahçe maçı UEFA ve FİFA'nın programında ki bir maç olsa neler olurdu düşündünüz mü hiç! Ben düşünmek bile istemiyorum. Bir maçı soğutmak için yapılan bunca çabanın adı "Profesyonellik" değil, "Rezilliktir"...Televizyon yorumlarında bu olaya "profesyonellik" camından bakanlara soruyorum; kurallar dışında oyunu durdurmak rakibin hızını kesmek, sahaya konfeti yağdırmak, böylece kendine avantaj sağlamak ne zamandan beri profesyonellik oluyor. Bu çirkinliği profesyonellik olarak algılayanlar, hakem Selçuk Dereli'nin uzattığı 16 dakikada, diğer maçlar bitmişken Fenerbahçe bir gol atsa buna da profesyonellik mi diyeceklerdi. İşte böyle kirletiyoruz futbolu. Yazık, çok yazık. Başta Denizlispor'un çağdaş menajeri Can Çobanoğlu olmak üzere bu rezillikte kimin sorumluluğu varsa onlardan hesap sorulmalıdır.
Tigana ağırlığını koydu
Sergen'in yeteneklerini tartışacak değilim. Aslında onun yeteneklerini tartışmak futbolun varlığını inkar etmekle eşdeğer. Türkiye de zaten onun yeteneğini tartışmıyor. Son yıllarda gündemde olan konu, Beşiktaş'a ne kadar katkıda bulunduğu. Özellikle Tigana'nın Sergen'le yolları ayırma fikrini açıklamasından sonra bu konu daha fazla seslendirilmeye başlandı. Sergen ise son basın toplantısında; "Ben olsam Sergen'le devam ederdim" diyor. Onun olaya hissi yaklaşması kaçınılmaz. Ancak gerçek onun söylediğiyle örtüşmüyor. Çünkü Sergen'in, koca sezonda tam kapasite hazır olduğu bir maç yoktu. Yeteneğini ortaya koymak için maç seçip oynadı. Sakatlıktan kurtulamadığı için hangi maçta oynayacağını bırakın antrenörü kendi bile bilmiyordu. Antrenman yapmak yerine, sürekli tedaviyi seçti. İşte böyle bir oyuncusu olmasını acaba teknik direktör Sergen Yalçın ister miydi? Böylesi bir yeteneği kenarda tutmak, bir teknik direktör için ciddi bir sıkıntı. Oynatsan ne zaman oynar bilmiyorsun, oynatmasan ne tepki alacağın belli değil. Özetle güvenemezsin Sergen'e... Bu yüzden Tigana Beşiktaş tarihine geçecek rakidal bir karar aldı. Kimse "Sergen gittiği takımda büyük işler yaparsa" diye düşünmesin.Yapmaz, çünkü o Sergen. "Son iki hocamızla anlaşamadık" derken, bunun nedenini bile sorgulama gereği duymayan Sergen...
Veselinoviç ve şampiyonluk
Fenerbahçe'nin bu sezon ezeli rakipleri Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor karşısında 4 galibiyet 2 beraberlik alıp, hiç yenilmemesine karşın, şampiyonluğa ulaşamaması bana Veselinoviç'i hatırlattı. Fenerbahçe'ye unutulmaz 103 gollü şampiyonluğu yaşatan Todor Veselinoviç ile yaptığımız bir sohbette; "ezeli rakiplerle oynanan maçlara farklı bir değer yüklemiyorsunuz, neden?" diye sormuştum. Veselinoviç; "O maçları kazananlara fazla puan vermiyorlar ki. Esas olan diğer rakipleri yenmektir" demişti. Denizlispor önünde kaybedilen şampiyonluk sonrasında işte o sözler geldi aklıma. Fazla geri gitmeyelim; Fenerbahçe'nin Vestel Manisaspor ve Denizlispor maçları galiba Veselinoviç'in ne demek istediğini gayet iyi anlatıyor.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |