T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 16 MAYIS 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Mustafa KUTLU

Kalbin zaferi

Şampiyonluk sevincini yaşayan Hakan Şükür'ün gözyaşlarını gördünüz. Bu çocuk Galatasaray'da benzer başarılar çok yaşadı. Avrupa'da oynadı. UEFA Kupası'nı kaldırdı. Aleyhinde olmadık laflar edildi, hizipbaşı diye gösterildi. Yılmadı. Daima daha iyi bir Hakan olmak için çalıştı, renk aşkı ile oynadı. Bu yıl dahi hiç şüpheniz olmasın Gerets ile beraber takımı toplayan, ateşleyen Hakan oldu.

Eğer Fenerbahçe şampiyon olsaydı ne Anelka, ne Alex böyle gözyaşı dökmezlerdi.

Bu takım nerelerden geldi düşünün. Düşünün ki futbolcular iki yıldır doğru-dürüst paralarını alamadılar. Hatta protesto için iki kez antremana çıkmadılar. Kan yutup kızılcık şurubu içtim diyerek yarıştan kopmadılar.

Gerets takıma şahsiyetli futbol oynattı. Elinde çok kısıtlı bir kadro vardı. Bazan çaresizlik içinde çok genç futbolculara şans tanımak zorunda kaldı. Bu takım Uğur'la, Ferhat'la, Aydın'la oynadı. Hele Ümit Karan'ın sakatlanıp sezonu kapatması tam bir felaket olmuştu. Ama ne gam, genç Sabri, işte gördünüz onu aratmadı. Oyuna yüreğini koymak budur. Şans belki güler, belki gülmez. Futbol bu, sürprizlerle doludur.

Bu sürprizlerin başında Hasan Kabze geliyordu. Vazifesini yaptı. Son saniyede attığı bir gol ligin gidişatını değiştirdi.

Fenerbahçe güçlü bir ekipti. Güçlü bir camia idi. Güçlü bir başkanı ve yıldız futbolcuları vardı.

Ama sezon boyunca iyi futbol gösteremedi.

Birkaç maç hariç, ite kaka, duran toplar ile puan aldı.

Belki ve sadece Galatasaray'a dört gol atarak taraftarlarının gönlünü aldı.

Yine de güç dengeleri açısından çok yukarıda duruyor, hemen herkes tarafından şampiyonluğun tek adayı olarak gösteriliyordu.

Demek ki sadece "güçlü olmak" yetmiyormuş.

Yıldızlara sahip olmak yetmiyormuş.

O yıldızlar, "Biz yıldızız, her semada parlayabiliriz, yeter ki paramızı alalım" diyebilir. Ama unutmayın ki her yıldız ancak kendi semasında gerçek parıltısını gösterebilir. Bu açıdan ben fazla yabancı futbolcudan yana değilim. Yıldızlar topluluğunun her zaman başarılı olacağı tezi doğru değildir. Onlar bugün var, yarın yok. Bize bir ömür boyu renk aşkı ile oynayacak adam lazım. Real Madrit'i düşünün. Yıldızlardan oluşuyor ama neticeye gidemiyor.

Galatasaray'ın şampiyonluğu güce karşı kalbin zaferidir. Rakibi taşlamak yerine alkışlamalıyız. Spor ahlakı bunu gerektirir.

Ayrıca, şimdi yeni bir yarış başladı. Bu benim için -her zaman söyledim, yine söylüyorum- içerdeki şampiyonluktan çok daha önemli bir mesele.

Avrupa'daki başarı. Bu şansı yakalayan takımlar Avrupa Kupaları'na katılacak. Yüzümüzü kim güldürürse "gönüllerin şampiyonu" odur.

Haydi Fenerbahçe; yarışın biri biter, öteki başlar; göster kendini (Tabii bu gösteri Daum ile olacak. Keşke başka biri bulunabilse. En çok korktuğum şey, Fenerbahçe'nin Daum'u gönderip önümüzdeki sezonu üç beş hoca denemesi ile geçirmesidir).

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi