T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 16 MAYIS 2006 SALI | ||
|
|
Türkiye'nin 'derin' çevreleri ve piyasadaki müttefikleri, adım adım Cumhurbaşkanlığı seçimine endeksli bir 'gerginlik' operasyonu yürütüyorlar. Altı ay önce başlatılan hazırlık safhası, yavaş yavaş daha operasyonel bir kimliğe dönüştürülüyor. Önce 'küçük irtica' senaryoları, arkasından küçük çaplı 'şiddet' denemeleri... Ama hepsi, esas Cumhurbaşkanlığı hedefine matuf 'gerginlik' adımları... Gerginlik stratejisinin enstrümanlarına ayrıntılı olarak baktığımızda neler görüyoruz? Bir, üniversitelerde 'irtica' söylemi üzerine oturtulmaya çalışılan asparagas haberler ve 'asparagas tetikçisi' yazarların yorumları. İki, sanki 'laikliğe' karşı bir girişim varmış gibi zorlama senaryolar. Üç, sonuç alınamayacağını bile bile AK Parti içine 'virüs atarak' bazı isimler üzerinden 'gerginlik' politikaları üretmek. Dört, açık bir 'provokasyon' olduğunda herkesin ittifak ettiği ve sağduyulu herkesin nefretle kınayacağı, Cumhuriyet gazetesine saldırı çılgınlığı... Şimdi bütün bunlar, o kadar göstere göstere ve toplumun gözlerinin içine baka baka yapılıyor ki, herhalde anlamamak için aptal olmak lazım. Mesela, AK Parti içinden bir isim partiyi yok sayan ve karalayan bir üslupla adeta 'idol' haline dönüştürülüyor. Amaç hep aynı, acaba burada bir 'maden' bulabilir miyiz? Nitekim, Başbakan Tayyip Erdoğan Bali yolunda uçakta gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, bu planın hedeflerini bildiğini açıklıyor: "Bu tartışmalar Cumhurbaşkanı'na saygısızlıktır. Ortaya isim atılması samimi niyetten kaynaklanmıyor. Bu, 'Acaba AKP'nin içine nasıl bir virüs atarım' çabasıdır. Yoksa o isimleri çok sevdiklerinden, takdir ettiklerinden dolayı değil. Niyetleri farklı." Cumhurbaşkanlığı seçimine giden süreçte, hemen bütün tartışmalar bir 'gerginlik' söylemi üzerinden yapılıyor. Merkez medyanın bazı yazarları diyor ki, "Gerginliği AK Parti'ye yakın çevrelerin tutum va davranışları çıkarıyor." Mesela, 9. Cumhurbakanı Demirel çıkıyor ve, "Başörtülüler Arabistan'a gitsin" diyor, birileri de "AK Parti'den şunlar şunlar Cumhurbaşkanı olamaz, ama şu isim olursa CHP bile destekler" şeklinde 'sanal' bir tartışma ile hedef saptırmaya çalışıyor. Şimdi, AK Parti'ye kendisini yakın hissedenler ya da destekleyenler bu tartışmalara tepki verince 'gerginlik' mi çıkarmış oluyorlar? Peki, 28 Şubat döneminin Fadimeleri'ni, Kalkancıları'nı, Müslüm Gündüzleri'ni özleyen, bir türlü yeniden icat edemedikleri için de habire dellenen ve her gün yeni Kalkancılar arayan kesimler nasıl bir 'gerginlik' peşinde oluyorlar acaba? Bitmedi, Cumhurbaşkanı Sezer'in 'sırdaşı' İlhan Selçuk'un, "Sayın Cumhurbaşkanı ister istemez anayasal görevinin gereğini yerine getirmek zorunda kalacaktır" şeklindeki yazısının hemen arkasından, Sayın Sezer'in 'sırdaşı'na adeta selam gönderir gibi Sosyal Güvenlik Yasası'nı 'veto' etmesi ne anlama geliyor dersiniz. Çünkü, bu 'veto'nun hemen arkasından piyasalar bir 'kriz algılaması' yaşamış ve döviz artmıştır. Ve toplumun hafızasında, birden 'Anayasa kitapçığını fırlatma krizi'nin sahneleri canlanmıştır. Sadece Türkiye'de canlanmakla kalmamış, uluslararası ekonomi çevrelerinde de Sezer'in 'vetosu'nun piyasalardaki dalgalanmayı tetiklediği konuşulmaya başlanmıştır. Elbette Sayın Cumhurbaşkanı, asla böyle bir niyetle veto etmemiştir. Ama, son günlerde gündemin tam ortasında yer alan İlhan Selçuk, Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer fotoğraflarını üst üste koyduğumuzda olayın şekli farklı bir boyuta taşınıyor.
|
![]()
| ||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |