T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 16 MAYIS 2006 SALI | ||
|
|
Her piyasada iki türlü oyuncu olur: Piyasa aracılığıyla ellerindekini çıkaranlarla, bunların arz ettiklerine ihtiyaç duyanlar, Piyasalarda sunumu yapılan malların gelecekteki değerindeki gelişmelerden medet uman spekülatörler. Oturmak veya kiraya vermek için gayrimenkul satın alanın emlak piyasalarındaki hareketlere vereceği tepki ile gayrimenkul fiyatlarındaki artışa yatırım yapar, sermaye kazançlarına öncelik verirler. Bir piyasada normal alışveriş yapanlarına dışında spekülatörlerin olması ne suçtur, ne de piyasa etiğine aykırı bir durumdur. Tek şart, spekülasyon güdüsünün piyasaların normal seyrini etkilememesi gereğidir. Bugün Türkiye'de serbest dediğimiz bir döviz piyasası var. Serbestlik, döviz arz ve talebinin piyasa koşullarında belirlendiğinin ifade eder. Bir piyasanın serbest olması, herhangi bir oyuncunun, oluşan denge fiyatını, arz veya talebe müdahale ederek veya bu iki unsuru manipüle ederek etkilemeye çalışmayacağı anlamına gelmiyor. Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankamız da aşırı oynaklığa müdahale adı altında kimi zaman kurlara müdahale etmiş, hatta hiç de ihtiyacı yokken her gün döviz satın alım ihaleleri açmıştı. Gerekçe döviz rezervlerini tahkim etmekti şüphesiz, ancak bu tahkim harekâtının günde şu kadar dövize karşılık gelecek bir karşılığı yoktu. Günlük döviz alım miktarının ölçütünü, rezerv ihtiyacı değil, piyasaya akan döviz bolluğu belirledi. Bu tarz bir "ne şiş yansın, ne kebap" politikası belki reel kurun düşmesine engel olamadı belki, ancak volatilite teması sayesinde Türkiye döviz piyasasında istikrarlı bir şekilde nominal kur hareketlerinin emileceği sinyalini verdi tüm dünyaya. Böylece "serbest" döviz piyasalarımız, döviz arz - talep dengesini işaret eden sinyaller yerine bir başka sinyal daha verdi yatırımcılara: "Burası spekülasyon güdünüz için birebirdir." Spekülasyon amaçlı kullanım, canınızı çok sıkmasın. Provokatörler, büyük manipülatörlerden bahsetmiyorum. Spekülasyon amacından kastımız, fiyat düzeyindeki beklentilerden hareketle atılan adımlardır. Yani sadece yurtdışından döviz getirip burada bozdurduktan sonra kâğıda yatırım yapan sıcak parayı kast etmiyoruz. Kast ettiğimiz spekülatörler arasında, kurların yatay sürüneceği zehabına iman derecesinde kapılmış döviz borçluları var mesela. Keza yıllardır birikimlerini güven içinde dövize yöneltip son birkaç yıldır yaşanan gelişmeler karşısında artık Türk parasına geçmek gerektiğine kani olanları da sayabiliriz bunlar arasında. Gelirleri TL olduğu halde pozisyon açıp yalvar yakar bankalardan döviz borçlananlar, nasıl olsa döviz bir yılda ödediği faiz kadar değer kaybeder beklentisiyle borçlanmıyor mu? Normal şartlar altında döviz piyasasıyla işi olmayacak olan insanların dövizli işlemlere yönelmesi spekülasyondur. Ve bu spekülasyon güdüsünü, Merkez Bankası politikaları pekiştirmiştir. Şimdilerde yaşanan hareketliliğin, çok daha yavaş bir seyirde, normal bir serbest piyasada olması gerektiği gibi yaşanması gerekiyordu. Öyle olmadı; Türkiye'de her dem karşılaştığımız gibi yumurta kapıda dayandı. Üzülmeli miyiz? Panik mi olmalıyız? Kesinlikle hayır. Olması gereken bir düzeltme oldu. İlk aşamada Merkez Bankası'nın müdahale etmemesi ve bugüne dek aşıladığı, "ben bu piyasalarda istikrar sağlar, ortalama vatandaşımın dahi spekülasyon yapmasına ortam hazırlarım" politikasından vazgeçmesi gerekir.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |