T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 6 NİSAN 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Akif EMRE

DTP'nin "Altın vuruş"u mu?

Türk Seçkinlerinin bu toprağın tarihi ve kültürüne dolayısıyla halkına bakışları ve bütün olarak da bu ülkeyle kurdukları ilişki biçimi travmatiktir. Türk seçkinleri derken, seçkinler zümresine ermiş her renkten unsuru buna dahil ettiğimizi belirtmekte yarar var; çünkü, Batıcı-Kürtçüler bundan kendilerini vareste tutabilirler. Bu travmatik ilişki biçimi, karikatürleşerek Kürt önderliğine soyunan seküler Kürt milliyetçilerinde de kolaylıkla gözlemlenebilir.

Diyarbakır'da başlayan daha sonra büyük şehirlere sıçrama emaresi gösteren türden olaylar yükselişe geçtikçe bu travma ortaya çıkıyor. Türkiye'yi yönetenlerin en büyük başarısı, içini boşalttıkları birlik söylemlerine rağmen, bu ülkede Kürtçülük gibi alabildiğine marjinal akımı Kürtler adına etkin hale getirmeyi başarmış olmalarıdır. Bu başarının(!) farklı boyutlara sıçramasından korkarım: Devletten bile daha akıllı davranmayı becermiş, 'tarihi sükunet'ini bozmamış bu halk içinde etnik milliyetçiliğe dayalı çatışmayı başlatma başarısı...

Fakat Türk seçkinlerinin bu toplumun tarih ve 'varoluş şartı' karşısında yabancılaşmaları toplumsal dokuyu adeta deforme ederek çözülmenin eşiğine getirmiştir. Benzer türden 'bilinç malulü' bir kadronun Kürtleri sürüklemye çalıştığı mecranın, Türk seçkinlerinin 'aydınlanmacı kompleksleri'ni tatmin etme macerasından bağımsız olduğunu kim söyleyebilir. Evet, batılılaşma maceramıza damgasını vuran güdük 'aydınlanma aklı'nın bir tür genetik kopyası olan Kürt/çü önderlik aslında benzer dili kullanıyor.

Kürt milliyetçiliğinin yükselişinin sosyal ve kültürel olarak bu toprağın hamuruna ne kadar yabancı olduğu bir tarafa, ilginç biçimde, Türk seçkinleri ülkeyi Batı'ya yaklaştırdıkça Kürt milliyetçiliğinin daha çok ayrılıkçılığa evrilişi üzerinde durmak gerekir. Bu da kültürel çözümlemeden çok doğrudan bir siyaset ve bu siyasetin meşruiyetini nereden aldığı meselesidir.

DTP yöneticisinin hükümete gönderme yaparak; "Hamas da terör listelerinde birinci sırada. Onunla nasıl konuşuyorlar?" türünden bir beyanatta bulunması tam da bu siyasi meşruiyet konusuna dönmemizi gerektiriyor. Bu ifadenin muhatabı iki taraf var, ilkin, Kürt milliyetçilerinin Hamas örneklemesinde kendilerini nerede konumlandırdıkları.İkincisi, Türkiye'nin Hamas metaforunda hangi konumda görüldüğü hususudur.

Şu husus çok açık ki, ne Türk seçkinleri ne de Kürtçü hareketin liderleri kendilerini, Hamas ve onun temsil ettiğini varsaydıkları değerlerle/ideolojilerle özdeşleştirmek istememektedir. Hatta mümkün olsa Hamas ve onun dünya görüşüne karşı ortak bir cephe bile oluşturulabilirler. (Milliyet'ten Yalçın Doğan'ın DTP açıklaması için; "altın vuruş" ifadesini kullanmasını bu tür bilinç altının ortaya çıkışı olarak okunabilir mi?) Ancak bir güç ilişkisi olarak siyaseti yürütenlerden biri kendini Hamas yerine koymaktan çok 'Türkiye'yi İsrailleştirmek' istiyor. Seküler Kürt milliyetçileri Türkiye'de Hamas türü bir meşruiyet peşinde iseler karşısındakinin de İsrail olduğunu varsaymaktadırlar demektir. Türk seçkinlerin bu ülkeye yapacakları en büyük kötülük Türkiye'nin İsrailleştirilmesidir. İsrail yönetiminin Hamas ziyareti sonrasında söyledikleri Türkiye'de resmen de rahatsızlık doğurdu. 'İsrailleşmek', siyasi bir terim olarak ülkesine, toprağına, kültürüne ,insanına karşı yabancı unsur olmak, hiçbir ortak tarihi, kültürel hatta ahlaki değeri paylaşmamakla özdeştir. Yani işgalci olmak demektir. Ancak idraklerden kaçan husus; Türkiye'nin kendi halkına karşı İsrailleşmesinin, işgalci psikolojisine sokulması ihtimalinin, ancak, bu ülkeyi yönetenlerin bu coğrafyanın 'varoluş şartı'na 'yabancılaşma'sı ile mümkün olacağıdır.

Kendinde Kürtler adına konuşma hakkını görenlerin de Kürtlere ve bu ülkeye yapacakları en büyük kötülük de Türkiye'nin İsrailleşmesidir. Daha doğrusu kendi siyasetleri adına Kürtlerin 'İsrailleşen bir Türkiye' görmek istemeleridir. Ayrıca, Kürt/çü siyasetçiler bu ülkenin ortak hafızasına, varoluş şartına yabancılaştıkça İsrailleşmiş bir Kürt önderliğine dönüştükleri aşikar...

Sorun iki tarafın da bu ülkenin varoluş şartına yabancılaşması , yani zihnen İsrailleşmesi sorunudur.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi