|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 6 NİSAN 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Türkiye'de "cumhuriyetin tehlikede olduğu" belli çevrelerce sık sık tekrarlanmaktadır. Ne hikmetse devlet bürokrasisinin en üst makamlarında görev yapanlar yaş nedeniyle emekliye ayrılırlarken verdikleri demeçlerde muhakkak cumhuriyetin ve cumhuriyete ilişkin bir kurum veya ilkenin tehlikede olduğuna işaret etme ihtiyacı duyarlar. Zihnimizi biraz zorladığımızda bunun pek çok örneğini hatırlamakta zorlanmayacağız. Ülkemizin en eski adli kurumlarından Danıştay başkanı giderayak konuşmuş ve "Laik Cumhuriyetin geleceğinden endişeliyiz. Rejimi korumalıyız. Laiklik, dinsizlik değildir. Laiklik olmazsa dindar ibadetini rahatlıkla yapamaz. Başörtüsünü örtemez" demiş. Danıştay Başkanının düşüncelerini ifade etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Böyle düşünüyor olması da asla yadırganamaz. Ancak burada küçük bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Sayın Başkan, tekil olarak kendisinin rahatsız olduğunu değil çoğul bir kiple "endişeliyiz" dediğine göre kurum ve arkadaşları adına konuşuyor demektir. Bu önemli bir ayrıntıdır. İkincisi ve bana göre daha da önemli olanı ise en üst seviyedeki bir hukuk adamının emekliye ayrılırken yaptığı açıklamada hukuka değil siyasi konulara vurgu yapmasıdır. Hukukun ve hukuk kurumlarının görevinin "rejimi korumak" olarak tanımlanması üzerinde durulması gereken önemli bir konu olmalıdır. Temelde örgütlü iktidar olarak devlet, farklı işlevleri yerine getiren, görev ve yetkileri anayasa tarafından belirlenen çeşitli kurumlardan oluşmuş bir yapıdır. Bu yapı içerisinde adalet hizmetlerini yürütmekle görevli mahkeme, kurum ve görevlilerin yetki ve sorumlulukları anayasa ve ilgili yasalarca belirlenmiştir. Müesses nizamı korumak, anayasal düzene yönelik eylem ve saldırılarla mücadele etmek gibi güvenlikle ilgili sorunlar için öncelikle güvenlik güçlerinin olduğunu biliyoruz. Hukuk kurumlarının öncelikli görevin yasaları uygulamak, yasaların uygulanması hususunda yaşanan sorunlara eğilmek, mahkemelere gelen hukuksal sorunlara çözüm üretmek olması gerekmez mi? Sayın Başkan, "hukuku korumalıyız" deseydi daha şık olmaz mıydı? Bir başka önemli nokta devamlı "cumhuriyetin tehlikede" olduğunun tekrarlanması fakat demokrasiye yönelik tehdit ve tehlikelerden söz edilmemesi hususudur. Gerçekten de Türkiye'de bürokrasi mensuplarının ve belli çevrelerin niçin demokrasiye yönelik bir tehdit, tehlike ve sorunu görmüyor olmalarının anlamı nedir? Daha doğrusu devamlı cumhuriyetin tehlikede olduğu tekrarlanmasına rağmen demokrasiye yönelik tehlikenin görülmemesi ne anlama gelmektedir. Türkiye'de demokrasiye yönelik bir tehdit, tehlike ve sorun olmadığından mı buna işaret edilmiyor, yoksa önemli olan demokrasi değil cumhuriyete yönelik tehditler midir? Çok partili dönemde seçimle gelmiş iktidarların birkaç kez darbelerle devrilmelerine şahit olduk. Darbecilerin en yüksek perdeden dile getirdikleri sebeplerin başında cumhuriyetin tehlikede olduğu, kendilerinin müdahale etmemeleri durumunda cumhuriyetin yok olacağı idi. Darbeciler demokrasinin değil cumhuriyetin tehlikede olduğunu söylüyorlardı. Türkiye'de asla küçümsenmemesi gereken bir "cumhuriyetçi gelenek" oluşmuştur. Bu geleneğin toplumun modernleşmesine önemli katkılar sağladığı da bir gerçek. Ancak bu geleneğin demokrasiyle bütünleştirilmesi ve cumhuriyetin demokratikleştirilmesi gerekiyor. Demokratikleşemeyen bir cumhuriyetin bugün gelinen noktada fazla bir anlamının ve öneminin olmadığı dünyadaki örneklerle açıklığa kavuşmuş bir gerçekliktir. Cumhuriyet değerleri ve ilkelerinin demokratik değer ve ilkelerle yeniden oluşturulması halinde çağdaş gelişmelere uygun bir iktidar yapılanmasının tesisi mümkün olabilmektedir. Mesela cumhuriyetin tekleştirici, homojenleştirici ve bütünleştirici niteliğiyle demokrasinin çoğulcu yapısı arasında bir ortak zemin bulmak gerekmektedir. Farklılıkları yok sayan bir cumhuriyet anlayışının çağdaş dünyada yer bulmasının imkansızlığını görmek gerekiyor. Aslında tehlikede olan cumhuriyetten çok demokrasidir. Mesela temel hak ve özgürlüklere yönelik bir sınırlama demokrasiye yönelik bir tehdittir. Toplumun içinden gelişmeleri değerlendirenler tehlikenin demokrasiye yönelik olduğunu görürken devletin/bürokrasinin içinden bakanların daha çok cumhuriyetin tehlikede olduğuna işaret etmeleri son derece anlamlıdır. Muhtemelen toplum özgürlük alanının genişlemesini isterken bürokrasi mensupları konumlarını güçlendirmeyi hedeflemektedirler.
|
![]()
![]()
| |||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |