|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 6 NİSAN 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Türkiye'nin son günlerde yaşadığı kendi içinde 'kıstırılmışlık hali'ni gördükçe doğrusu insan ister istemez umutsuzluğa kapılıyor. Bir tarafta terör örgütü PKK, Güneydoğu'da ve büyük şehirlerde şiddetin dilini hakim kılmak için insanları katlediyor, arabaları işyerlerini yakıyor ve açıkça devleti bölgede 'baskıcı' yöntemler uygulamaya davet ediyor. Diğer yanda ise, demokratikleşme atılımlarından mutlu olmayan, ekonomik ve siyasi istikrarı bir türlü içine sindiremeyen azınlıktaki "şahinler klübü" otoriter hayallerini gerçekleştirmek için tetikte bekliyor. Kısacası, PKK ve uzantısı konumundaki DTP ve benzeri kuruluşlar, 'antidemokrasi' yanlısı 'şahinler'le el ele vererek Türkiye'nin 'demokrasi ufku'nu karartmak için adeta yarış ediyorlar. Oysa Türkiye, bu filmi daha önce çok gördü. Yıllardır hep aynı kısır döngü içinde dönüp duruyoruz. İster 'Kürt sorunu', isterse 'Güneydoğu sorunu' deyin, adı ne olursa olsun Türkiye tam 80 yıldır, bu sorunu demokratik düzlemde çözemediği için, her seferinde aynı filmi yeni baştan seyretmek zorunda kalıyor. Şimdi yaşadığımız eski bir filmin aynen tekrarıdır. Önce terör artar, ardından 'otoriter' yasalar devreye girer. Otoriten yasalar, şiddeti tetikler, şiddet ise bütün bir toplumun umutlarını, hayallerini, insanlarını soldurur ve ülke yaşanmaz hale gelir. Geçmişte çıkardığımız 'sert yasalar'ın, sıkıyönetim ve OHAL uygulamalarının 'Kürt sorunu'nu çözdüğüne, terörü bitirdiğine tanık olmadık, o yıllarda Türkiye güllük gülistanlık filan da değildi. Türkiye, yıllarca en sert yasalarla, en sert tedbirleri aldı ama bu terörü daha da azdırmaktan başka bir işe yaramadı. Ayrıca hepimiz biliyoruz ki, bugün de polisin, askerin, jandarmanın eli kolu bağlı filan da değil. Eğer 'daha otoriter yasalar' çıkarılsın, 'en sert tedbirler' alınsın talebinin temelinde "atış serbest" mantığı yatıyorsa, bu çok tehlikeli bir hedeftir ve açıkçası ateşle oynamaktır. Çünkü, terör örgütünün tam da istediği budur. Son yıllardaki 'demokratikleşme' atılımları, ekonomik ve siyasi istikrar, Güneydoğu'daki 'barış' ve 'huzur' ortamı ile birlikte terör örgütü bölge üzerindeki inisiyatifi kaybetmeye başlamıştır. Ayağının altındaki zeminin hızla kaymaya başladığını gören örgüt, can havliyle 'kalkışma' eylemlerini başlatmıştır. Terör örgütü, demokratikleşmenin arttığı, barışın ve huzurun hakim olduğu bir Türkiye'de kendisine ekmek olmadığını, ancak bölgede uygulanacak daha ser ve 'otoriter' uygulamaların kendisine hayat vereceğini çok iyi bilmektedir. Ancak biz de, PKK'nın bölgedeki kitle desteğini elinde tutabilmek için terörden başka bir seçeneği olmadığını çok iyi biliyoruz. Evet, teröre karşı mücadelede 'kararlılık'tan asla geri adım atılmamalı ama terörün oyununa da gelmemeli... Çünkü, 'şiddet oyunu' PKK'nın en çok istediği şey. Bilmemiz gerekiyor ki, terörle mücadelede 'demokratik hukuk devleti' ilkeleri dışında hiçbir seçeneğimiz yok. Ayrıca, devletin terörle mücadelesine 'demokrasi' ve 'özgürlükler' uluslar arası bir meşruiyet kazandırmaktadır. Eğer, dün gözmezden gelinen PKK bugün AB ülkelerinde 'tecrit' edilmeye başlanmışsa, bu tamamen demokratikleşme atılımlarının bir sonucudur. Eğer Türkiye, terörün oyununa gelerek 'demokratik dünya' ile çelişme pahasına 'demokratikleşme'de tökezlerse bunun faturası Türkiye'ye ağır olur. Ayrıca, demokrasi olmadan bu mücadeleden galip çıkamayız.
|
![]()
![]()
| |||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |