T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 6 NİSAN 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Osman AKKUŞAK

Birkaç eleştiri!..

Bir kelimeye bakmak için açtığım Ali Püsküllüoğlu'nun Edebiyat Sözlüğü kitabının metinleri arasında gözüme çarptı; aynen böyle: (eğretileme..) edebî san'atlardanmış.. Allah Allah ne zaman çıktı bu edebî san'at diye meraklandım.. en kıdemli edebiyatçılardan sayılırım.. hiç duymamışım.. ve.. aynı kitapta eğretileme maddesine baktım: meğer, bu kelime istiâre'nin yeni adıymış.. kim bulmuş, kim yapmış, kim tensip buyurmuş? Belli değil! Türk Dil Kurumu bulmuş olamaz.. çünkü bu kurumu biz artık dilimizin kanunlarına uymaz uydurmacılıktan vazgeçti sanıyoruz.. o halde bu "eğretileme"yi kim bulmuş? Püsküllüoğlu biraderimiz mi? "eğretileme" çok zevksiz, çok yanlış bir kelime.. istiâre; "teşbih"ten de kuvvetli bir benzetme san'atıdır.. eğreti değil, çok sağlam bir ifade tarzıdır.. ya benzeyen'i yahut benzetilen'i söyleyerek teşbihin yalnız bir unsuruyla yapılan san'attır.. "sen bir aslansın" cümlesindeki yahut "önemli birşey var gibi ne kükrüyorsun?" cümlesindeki açık ve kapalı istiareler mânâyı keskin beyan ederler.. onun için eğretileme lâfı yersiz ve yavandır. Sözlükçü'ye mâlum ola!

AKİDE ŞEKERİ

Çetin Altan dîvan şairi Şeyhülislam Yahya'yı şöyle anlatmış (3 Nisan 2006 Milliyet):

"...mendebur bir dönemde; hem Şeyhülislâmdır, hem de ağızda eritilen akîde şekeri gibi, tadı emile emile çıkartılacak, dördüncü boyutlara uzanmış bir ozan..."

Sayın Altan: Şeyhülislam Efendi'yi akîde şekeri yapacağınıza akîde şekeri gibi şiirler yazdığını söyleseniz, daha tabiî olmaz mıydı!.. Ne yapalım ki: çarşaf çarşaf yazarken böyle dikkatsizlikler olur.. ilham bol ve zengin olursa yazı içine gayrıtabiî teşbihler, pişmemiş lâflar, gerçekle tam örtüşmemiş bilgiler karışması kaçınılmazdır.. kaçınılmayan bu ahvali hep sizin yazınıza yapıştırmak niyetinde değilim.. üstelik kelâmınızda çarpıcı buluşlar, kıvılcımlı duygular eksik değildir.. fakat, tarihe, bilhassa Osmanlı tarihine ait hatâlardan da mahrum değildir..

REKLAMLARIN DİLİ

TV reklâmlarındaki zevksizlik ve acayiplik tahammül sınırlarını aşmıştır.. Opet'te 100 liralık alışverişe 10 liralık bonus veriliyormuş.. bunu anlatmak için 6 tane genç kız son model otomobili parlatıyorlar, siliyorlar, bu arada gülüyor, Opet güftesiyle Opet şarkısı söylüyorlar.. başlarına güya saç yerine kıvırcık saçaklı top gibi başlıklar geçirmişler.. geniş kenarlı Osmanlı kavuğu gibi.. o güzelim ince vücudların güzel yüzlerine estetik hiçbir görünüşü bulunmayan birer kıl kütlesi oturtmuşlar.. bunu kim akıl etmiş, hangi postmodern reklâm uzmanının karihasından çıkmış anlayamadım.. reklam hem televizyon kanallarında veriliyor hem de gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanıyor.. paraları bol ya bunların.. şaşmamak lâzım!.. akıllarınca acayip takılarak reklâm yapacaklar...

Bir de Vestel'in akıllı veciz reklamını seyrettim.. bayıldım doğrusu.. şöyle bitiyor: "...kablosuz, kırmadan dökmeden montaj" az kelime öz kelime; reklamcılar unutmayınız: gerçek reklam, anlam ve duygu yoğunluğundadır: o da az ve öz lâfla yapılır!..

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi