T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 18 NİSAN 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ali BAYRAMOĞLU

2006 Çankaya Savaşları

Terör eylemlerinin siyasi gündemi aşırı ısıttığı yetmezmiş gibi, özellikle Sezer'in Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmayla gündeme gelen "irtica" iddiaları, bu ısıyı tahammül edilmez seviyeye çıkarmaya başladı...

Demokrasinin kurdu olan iki endişe, daha doğrusu iki araç, "bölücülük" ve "irtica" birlikte yeniden devreye sokuldu...

Nitekim resmi söylem, askerle, cumhurbaşkanıyla, Cumhuriyet Gazetesi'yle, üniversite rektörleriyle birkaç haftadır şunu tekrar ediyor:

İrtica tehlikesi kapıda...

Beteri şu:

Bu söylem korkuları besliyor, dün sıradan olarak kabul edileni bugün endişe kaynağı haline çevirip siyasileştiren bir işlev görüyor, bir kutuplaşma zemini oluşturuyor, en azından kutuplaşma yönünde bir seferberliği tahrik ediyor... Ve otoriter önlemlere, otoriter yönetime kapı açan bir ruh hali, demokrasiye inancı zayıflatıyor...

Ama neden?

Kürt meselesini anladık, ortada sıkılan silahlar, mayınlar, çatışmalar, ölümler var...

Peki irtica meselesi "nereden" çıktı ya da "neden şimdi" çıktı?

Ne oldu da bu irtica bir iki hafta içinde hortladı? Neden Büyükanıt krizinden sonra bu hortlama hız kazandı? Ne oldu da üniversite kampüsünde bir grubun öğrencileri kantine kapatması, başı açık kızları zorla örtemeleri türü olaylar ya da haberler şimdi ortaya çıkmaya başladı? İran Cumhurbaşkanı'yla Türkiye Cumhurbaşkanı'nı karşılaştıran manşetler gazeteleri süslemeye başladı?

Dahası ne oldu üç yıl boyunca en sert muhalifleri tarafından bile reformcu ilan edilen bir siyasi parti, AK Parti devlet dilinde ve laik kamuoyu nezdinde irtacının temsilci konumuna itildi?

Siyasi dengeleri dikkate almadan, sadece esastan yola çıkan, laiklik, hükümet ve kimi uygulamalar etrafında yapılacak her tartışma, yazılacak her yazı yapanı da, yazanı da, okuyanı da zihnen hasta eder.

Zira düğüm olmuş bir ilmiğin tam içine yerleştirir ve düğümü görmenizi engeller...

Oysa olup biten ne denli tehlikeli ve riski olursa olsun, hiçbir şekilde şaşırtıcı değildir...

Şu açık:

Sorun irtica ile ilgili değildir... Tersine irticanın kullanılmasıyla, daha doğrusu muhayyel bir tehdidin belli bir amaç için araçsallaştırılmasıyla ilgilidir. Diğer bir ifadeyle söz konusu olan, en azından bu köşede son 1 yıldır altını sıkça çizdiğimiz, kaçınılmaz bir krizin yükselmesidir, daha doğrusu yükseltilmesidir.

Bu krizi 2006 Çankaya Savaşları olarak da adlandırmak mümkündür...

Malum Cumhurbaşkanlığı devlet aktörleri için simgesel ve fiili bir kırılma noktasıdır...

Devlet aktörü, özellikle asker için her koşulda, her bedelde korunması gereken asli kaledir...

Ve bugün asker, AK Parti'nin Meclis'teki sayısal gücü dikkate alındığında bu kaleyi kuşatılmış olarak görmektedir. Cumhurbaşkanlığı seçimi için bu nedenle tam bir seferberlik haline girmiştir.

Çankaya'nın iktidar partisinden uzak tutulması ya da kortrol altında bulundurulması asker için muhtemelen üç anlam taşır:

1. Türk siyasal rejiminin ruhunu oluşturan, sivillere güvensizliği ifade ettiği oranda demokrasiyi güdük bırakan "devlet-siyaset ayrımı"nı muhafaza etmek. 2. AK Parti tipi bir siyasi yapıyı "karşı ağırlıklarla denetim altında tutmak"... 3. Din-toplum ilişkilerininin, laiklik ilkesini demokratikleşme baskısı altına alan olumlu seyri"ni bertaraf etmek...

Bu durumda yaşanan seferberlikte hedefler bellidir:

İlk hedef Tayyip Erdoğan'ın aday olmasının, ikinci hedef tesettürlü eşi olan bir kişinin Çankaya'ya çıkmasının, üçüncü hedef eşi başı açık olsa da bir AK Parti üyesinin Cumhurbaşkanı olmasının engellenmesidir...

Peki nasıl?

Muhtemelen bugün olduğu ve yapıldığı gibi...

Rejim krizi yaratarak, mevcut krizleri yükselterek, kritik noktalarda hükümeti ikame ederek ve siyasetin meşruiyetini kırarak... Bu yollarla siyasi iktidarı erken seçime zorlayarak, korkutarak, Sezer gibi bir adayı kabul etmesini gündeme getirerek...

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi