T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 18 NİSAN 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Akif EMRE

İran alerjisini bırak, Amerika'ya bak!

İran'ın nükleer inadı, önümüzdeki dönem Ortadoğu'da muhtemel bir savaşa, bölgenin kana bulanmasına yol açacak. Saddam'ın yolunu izleyen, dünyadaki gelişmeleri okumaktan aciz İran'ın lideri, bölgeyi ve ülkesini Irak savaşından çok daha büyük bir felakete itiyor. Radikal dinci gruplar medeni dünyayı kana bulamak için şimdiden ölüm yemini ediyorlar. Buna benzer ifadeler şimdiden gazete manşetlerınde yerini almaya başladı.

Kullanılan dil doğrudan Amerika'nın saldırısını savunmak yerine İran gibi "bağnazlık ülkesi"nin Amerikan saldırısını nasıl kışkırttığını, medeni dünyanın (yani Batı'nın hatta sadece Amerika'nın) dünya barışı korumla uğruna 'müdahale'sini hakettiğini bilinç altına işlemeye çalışıyor. Psikolojik savaş aygıtları muhtemel bir saldırının altyapısını hazırlarken mazlumu peşinen "kötülük odağı" olarak gösterip dolaylı olarak, binlerce cana mal olacak saldırıyı meşrulaştırmaya, daha güvenli bir dünyada yaşamamızın gereği olarak savaşı kabul etmeye zihnimizi hazırlıyorlar.

İran'ın nükleer enerji elde etme çalışmalarında haklı olup olmadığı bir yana sorulması gereken soru şudur: İran nükleer çalışmalara başlamasa idi, Amerika'nın tavrı değişecek miydi? Muhtemelen, Amerika terörle mücadele adına, teröre destek verdiği iddiasıyla hatta daha da evrensel bir meşruiyet gerekçesi bularak Ortadoğu'nun demokratikleştirilmesi projesi çerçevesinde müdahale hakkını kendinde görecekti. Eğer sorun sadece nükleer çalışmalardan kaynaklanmış olsaydı, halihazırda nükleer çalışma yapmak bir yana nükleer silah üreten Kuzey Kore çoktan işgal edilmiş olurdu. Veya tüm uluslararası nükleer anlaşmalara rağmen nükleer silah deposu durumunda olan İsrail'e diplomatik dille bile olsun bir uyarı verilirdi.

İran, Amerika'nın baskısıyla nükleer enerji elde etmeye yönelik çalışmaları askıya almış olsa bile mevcut rejim bahane edilerek Amerika bu ülkeyi uluslararası platformda sıkıştırmaya, sistem dışına itmeye çalışacaktı. İran'daki rejimin demokratik olmadığı, uluslararası terörü beslediği gibi iddialarla rejim değişikliğine gitme bahanesiyle baskı uygulamak isteyecekti. Tıpkı Suriye'ye yaptığı gibi.... Bu noktada Amerikalıların stratejilerini her ne pahasına olursa olsun İran'la kavga etmeye dayandırmış olmalarının nedeni sadece İran alerjisine dayandırılamayacağı açık.

Burada ikinci olarak şu sorunun sorulmasının önemli olduğunu düşünüyorum: Amerikalılar gerçekten İran'la savaşmak mı istiyorlar? Soruyu açalım; Amerikalıların asıl niyeti gerçekte İran, Suriye gibi ülkelerle savaşmak mı? Nükleer bahane olmasa bile rejim sorununu bahane edeceği aşikar olan bir saldırı stratejisinin temelinde yatan bire bir bu ülkelerin ne olduğu değil. Asıl sorun bir bahane ile Amerika'nın bu bölgedeki askeri, siyasi gücünün, tahakkümünün sürekli kılınmasıdır. Amerikan gücü denilen "yeni imparatorluk sistemi" gücünü koruyabilmek için bölgedeki askeri varlığını meşrulaştıracak gerekçelere ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç, zevale eren bir gücün zenginliğini, gelirini sürdürebilmesi için stratejik olarak askeri tehdit yöntemine ihtiyaç duyacak hale gelmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu stratejinin orta ve uzun vadede Amerika için gerekliliğini anlayabilmek için dünyada yükselmekte olan yeni güç merkezleri karşısında Amerikan gücünün durumunu karşılaştırmak bile yeterlidir. Ancak o zaman neden İran'la veya o olmazsa başka bir Ortadoğu ülkesiyle savaş gerekçeleri üreterek bölgede kalışını meşrulaştıracak gerekçeler üretmek ihtiyacını hissettiğini anlayabiliriz.

Ve sanılanın aksine bu strateji 'neocon'ların maceracı politikalarından kaynaklanmıyor; dünya sistemi adına hareket eden bir devasa yapının gerileyen gücünü takviye etmek ve muhtemel rakipleri karşısında suyun başını tutmayı önceleyen bir devlet stratejisini öne çıkarıyor.

Soğuk savaşın bitimiyle beliren ama Irak savaşıyla birlikte açık biçimde kendini hissettiren bir husus da şu: Türkiye'nin stratejik kaygıları ile gelecek dönem Amerikan stratejileri arasında temel bir ayrışma, çatlak oluşmuştur. Türkiye ya bu yeni imparatorluk sisteminde değnekçilik yaparak kendini inkar edecek ya da stratejik öncelikleri ile birlikte uzun vadeli stratejik müttefiklerini de yeniden gözden geçirmek durumunda kalacaktır. Medyadaki İran alerjisinin kime hizmet ettiğini bu açıdan yeniden düşünmeli.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi