|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 18 NİSAN 2006 SALI | ||
|
|
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in "İnanç ve ibadetler toplumsal hayata taşınamaz" açıklamasına en büyük alkış Hürriyet'in güzide başyazarı Oktay Ekşi'den geldi. Hiç şaşırmadık! Değerli Oktay Bey'in neyi telin edeceğini, neyi alkışlayacağını, biz, 28 Şubat tecrübesinden biliyoruz. Kıymetli başyazarın alkıştan neredeyse helak olduğu bu süreç, bir dizi "mutlu" ve "sevindirici" gelişmeye sahne olmuştu: Mesela bazı dernek, vakıf ve okulların kapısına kilit vurulmuştu. Birçok insan işinden, gücünden, okulundan, görev yaptığı birliğinden edilmişti. Devlet merkezli düşünmeyen aydınlar çarşaf çarşaf gazetelerde hedef gösterilmişti. Bazı gazeteciler "andıç"lanmıştı. Bazı insan hakları savunucuları kurşunlanmıştı. Bazı gazete merkezlerine "polisli-panzerli" irtica baskınları düzenlenmişti. Ekşi, muhtemelen ideolojik gerekçelerle, Cumhurbaşkanı'nı alkışlıyor. Sadece alkışla kalsa... Sezer'in görüşlerine bir de "lojistik destek" sunuyor. İlk günkü yazısında, irtica tehlikesine dikkat çeken Sezer'in "az bile" söylediğini, çünkü irtica tehlikesinin sanılandan büyük olduğunu, Sezer gibi bir cümleyi bin kere tartmadan konuşmayan bir kişi eğer "İrticai tehdit kaygı verici boyutlara ulaşmıştır" diyorsa, orada ciddi bir sorun bulunduğunu söylüyordu. Mesela? Mesela, Milli Eğitim dünyamız, bütünüyle gerici hareketlerin saldırısı altındaydı. Nitekim bugünkü Milli Eğitim Bakanı'nın sisteme bu yönde verdiği zarar, tüm Cumhuriyet tarihinde görülmüşlerin toplamından da fazlaydı. Gerçi kıymetli başyazar, "o kadar yerimiz yok" diyerek, bu dediklerinin kanıtını sayamayacağını söylüyordu ama, Allah başka keder vermesin, "yer"den çok ne vardı... Bir gün sonra yazar, biz de bu dediklerinin kanıtını tafsilatıyla öğrenmiş olurduk. Öyle oldu. Kıymetli başyazar, ertesi gün, "yer sorunu"nu aşmış olarak karşımıza çıktı ve Milli Eğitim dünyamızdaki ciddi irtica kanıtlarını gözümüze soktu. Meğer, "laik Cumhuriyetin ilkelerine göre yetiştirsin diye çocuklarımızı emanet ettiğimiz" Bakan Hüseyin Çelik bir Bediüzzaman Sait Nursi hayranı veya en azından sempatizanıymış. Ekşi bunu, Çelik'in 1995 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen "Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu"nda yaptığı "Bediüzzaman Sait Nursi ve İttihad-ı İslam Mefkuresi" başlıklı sunumundaki görüşlerinden anlamış. Ekşi'nin Bediüzzaman'a sempatiyle yaklaşmadığını biliyoruz... Uluslararası bir sempozyumda yapılan sunumu benimsemesi gerektiğini de düşünmüyoruz... Ekşi meseleye başka türlü bakıyordur, Çelik başka türlü bakıyordur. İki farklı düşünce, iki farklı dünya görüşü, iki farklı yordam her zaman mümkündür. Bizim yadırgadığımız, farklılıkları "irtica kanıtı" gibi sunmaya pek hevesli kıymetli başyazarın, bu kadar ciddi ithamdan sonra, irtica kanıtı olarak bir sempozyumda yapılmış eski bir konuşmayı gündeme getirmesi ve "eski defterlere" olan tutkusu. Herkesin "eskisi"nde, daha doğrusu geçmişi farklıklar bulunabilir. Hiç kimse, hiçbirimiz (buna Oktay Ekşi de dahil), on yıl önceki, yirmi yıl önceki gibi düşünmüyor/düşünmüyoruz. Herşey değişiyor, dönüşüyor, sıçrıyor, zıplıyor, başkalaşıyor. Çünkü zaman akıyor.
Madem "eskilerden" konuşmak geçerli, biz de değerli başyazarın geçmişiyle ilgili hoş olmayan bazı anekdotlar aktarabiliriz. Mesela, 27 Mayıs darbesindeki rolünü, "Alçakları tanıyalım" ve "Devletin dolduruşuna geldik" yazılarını gündeme getirebiliriz... Statükoyla gönül bağını irdeleyebiliriz... Demokrasiye ettiği kötülükleri sıralayabiliriz. Hiç de zor değil. Üstelik hem yerimiz var, hem sabrımız...
|
![]()
| ||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |