T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 18 NİSAN 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Davut DURSUN

Modern zihin ve dinin gerçekliği

Modern zihnin en temel sorunlarından birinin din konusuna bakışında ortaya çıktığını söylememiz lazım. Aydınlanma felsefesinin hayat verdiği modern düşüncenin düşman cephesine yerleştirmiş olduğu din kurumuna bakışı her zaman sorunlu olmuştur.

Türk devlet seçkinlerinin dinin gerçekliği konusundaki tutumları, modern zihnin sorunlu bakışını yansıtmakta ve bu dönemin gerçekler karşısındaki tavrını ortaya koymaktadır.

Sorunun temelinde dini gerçekliğin kavranması ve kabul edilebilirliği meselesi yatmaktadır. Modern zihin, dini bir toplumsal gerçeklik olarak tanımak istememiş ve zihin dünyasında dine belirli bir yer tasarlayarak onunla sınırlı tutmak istemiştir. Bir başka ifade ile modern zihin dini olduğu gibi kabul etmeyerek kendi toplum tasarımında sınırlı bir yer ayırmıştır.

Bireysel din nasıl olur?

Modern zihne göre dinin yeri insanın vicdanıdır ve sadece bireysel düzeyde yaşanması gereken bir husustur. Dine ilişkin tercih ve eylemler bireyin vicdanı ile sınırlı olmalıdır. Bireyler kendileriyle sınırlı kalmaları halinde dinsel eylem ve tercihlerde bulunabilirler. Zaten din denilen aşkın tercih ve eylemlerin yer aldığı alan tarihsel gelişmeyle ters orantılı olarak etkinliği azalan ve giderek toplum hayatında ortadan kalkacak bir alandır.

August Comte insanlığın üç aşamasından söz etmemiş miydi? Metafizik, teolojik ve pozitivist aşamalar söz konusu olduğuna göre artık insanlık son aşama olan pozitivist aşamada yaşamakta olup teolojik aşama geride kalmıştır. Hala birey düzeyinde bu alanda kalanlar varsa birey düzeyinde kalmak koşuluyla devam edebilirler, ancak bir zaman sonra bu da sona erecektir!!!

Dikkat edilirse modernitenin din konusundaki tercih ve tasavvuru mevcut bir toplumsal gerçekliğin formülasyonu ve kabulü değil tasarımı yapılan modern toplum yapısındaki olması gereken bir tercihidir. Modernite olması gereken bir toplum tasarımı olup burada geleneksel toplum yapısındaki kurum ve gerçeklik alanlarına belli yerler ayırmıştır. Dine ayrılan yer de bireylerin vicdanları olup bunun dışına taşmaları söz konusu olamaz.

Din- toplum ilişkileri modernitede her zaman sorunlu bir alan olarak kalmıştır. Laiklik veya sekülerlik bu alanda beliren sorunlara karşı üretilmiş belli bir çözüm biçiminden başka bir şey değildir. Hem laiklik hem de sekülerlik modernitenin tasarladığı çerçevede dine birey düzeyinde sınırlı bir yer ayırma ve etkinliği birey düzeyiyle sınırlı tutma tercihinden ibarettir.

Kriz ve dini gerçeklik...

Bugün modernitenin din konusundaki bakışının ciddi şekilde sorunsallaşarak ciddi bir krize girdiği görülüyor. Anlaşılmıştır ki modern zihnin din için tasarladığı birey düzeyinde kalma tercihinin gerçekleşmesi imkansızdır. Din temelde bireyin tercihine dayansa da sonuçları toplumsal düzeyde ortaya çıkan ve asla bireyle sınırlı kalmayan bir gerçeklik alanıdır.

Bu sonuca ulaşmak için fazla zihni bir çaba göstermeye de gerek yok. En saf ve yalın biçimiyle sıradan bir toplumsal gözlem bize bu gerçeği bütün boyutlarıyla göstermeye yetmektedir. Müslüman toplumlarda camiler, mescitler, tekke ve zaviyeler, her türlü dini yapılar, bayram ve cenazeler dinin bireyi aşan toplum düzeyinde eylem ve davranışların gerçekleştiği mekanlar değil mi? Aynı gözlem Hıristiyan toplumlar için de söz konusudur. Kilise, manastır, kristmis, paskalya vb. hususlar toplum düzeyinde sonuçları olan mekanlar ve kurumlardır elbette.

Bir dinin ve dinsel eylemlerin bireyle sınırlı kalmasının istenmesi, neticede bir düşünsel çaba olarak kabul edilebilir. Nitekim modernitenin bu konudaki tercih ve kabulleri bu yönde idi. Ancak bunun bir siyasi tercih ve iktidar tutumu olarak topluma sunulması ve laiklik ilkesinin gereği olarak savunulması ciddi bir soruna işaret etmektedir. İktidara tasarruf edenlerin kabul etmeleri gereken şey dinin toplumsal gerçekliklerin en başında yer aldığıdır. Birey tercihiyle anlam kazanan dinin eylem ve davranışlarının bireyle sınırlı kalması asla söz konusu olamaz, olmamıştır. Modernitenin pek çok tasarımının sorunsallaştığı bir dünyada dinin birey düzeyinde kalması gerektiğinin savunulması, bir entelektüel çaba olarak kabul edilse de, demokratik siyasetin asla kabul edebileceği bir husus olamaz.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi