|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 18 NİSAN 2006 SALI | ||
|
|
Şimdiye kadar farklı yerlerde, birbirine değip dokunmayan kalabalıklar içinde de sohbet etmişti, kalabalığın tekvücud olarak göründüğü yerlerde de. Ama bu gün başka bir şey vardı. Dinleyenler arasında birisi olmalıydı. Kendi söylediklerinde bir fevkaladelik yoktu. Her zamanki gibi anlatıyordu. Ama ne oluyorsa oluyor kendi ağzından çıkan söz önce kendi halini değiştiriyordu. Dinleyenler arasında iklimi latif biri olmalıydı. Kim olabilir? Bir taraftan düşünüyor bir taraftan sohbetini sürdürüyor. "Efendimiz 'sahip olduğunuz her nimetin hesabını öbür dünyada vereceksiniz' buyurunca sahabeden bir zat 'şu üç hurmanın da mı ya Rasullullah' dedi. 'Evet o üç hurmanın da' diye cevap verdi Rasullullah Efendimiz." Evinin kapılarını sohbet için açmış olan Karadenizli teyze "Yani şimdi ben şu manzaranın da mı hesabını vereceğim" diye sordu endişe ile. Önce herkes güldü. Sonra sohbet eden hanımın cevabını beklediler. Evet manasına baktı sohbet ehli hanım. Bu bakıştan korktu Karadenizli teyze. Sırtını çevirdi denize karşı. "Yok dedi sohbet ehli hanım. Mesele sırtını çevirmek değil. Mesele sende olanı başkalarıyla paylaşabilmen.Varlığın zekatını verebilmen." "Şiir yazamam ki" dedi bütün samimiyetiyle Karadenizli teyze. Herkes güldü. Ama bu manzaranın zekatını ancak şiir ile verilebileceğini düşünüyordu ilkokul mezunu Karadenizli teyze. "Yok"dedi sohbet ehli hanım. "Bizde olmayan ile hizmet edemeyiz. Olmayandan hesaba çekilmeyiz." Söylediklerinin yarım kaldığının farkındaydı. Ama şimdiye kadar kaç yerde dile getirmişti bu hadis-i şerifi. Hiç kimse kendini bu kadar yakıcı hesaba çekmemişti. Karadenizli teyzeyi nasıl rahatlatsa acaba? "Sen hiç üzülme dedi. Bak evini sohbete açmışsın..." Karadenizli teyze ikna olacak gibi değildi. "O sayılır mı ?" dedi. "Onbeş günden onbeş güne." Gelenlerin tuzu kuruydu üstelik. Onlara verilen zekat zekat olmuyordu ki! Keller yağırlar birbirini ağırlar. Yok bu değil istediği. "Buldum" dedi heyecan ile. "Buldum! Senin öğrencilerin vardır. Evde hiç kullanılmayan oda var. Çocuklar evlenip gidince boş kaldı. Orayı hazırlayayım. Gelin burada ders yapın. Dışarıda üşümeyin. Sıcacık dersinizi yapın. Yiyecek de hazırlarım size." Karadenizli teyzenin Efendimiz'in sözüdür diye duyar duymaz hayatını yeniden tanzim etmeye kalkışı o gün o mecliste bulunan herkesi etkiledi. Herkes kendinde olanı düşündü. O gün o sohbetten vakti olanlar vaktini, mekanı olanlar mekanını, ilmi olanlar ilmini, sabrı olanlar sabrını zekatlandırmayı öğrenerek ayrıldı.
Dışardan gelen baskılar korkutmamalı müminleri. Mümin esas kendi kalbinden korkmalı. Yasağı yasak, emri emir bilmeyen kalbinden. Nefsine ağır gelen durumlar için "benim dinim bu değil" diyerek isyan etmekte hiçbir sakınca görmeyip, nefsine uygun yorum ve fetva bekleyen kalbinden korkmalı. Karadenizli teyze gibi Efendimiz'in emrini duyar duymaz "duruş alan" kocakarı imanına sahip olamayış düşündürmeli bizi değil mi?
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |