T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 18 NİSAN 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fatma Karabıyık BARBAROSOĞLU

Varlığın zekatı

Şimdiye kadar farklı yerlerde, birbirine değip dokunmayan kalabalıklar içinde de sohbet etmişti, kalabalığın tekvücud olarak göründüğü yerlerde de.

Ama bu gün başka bir şey vardı. Dinleyenler arasında birisi olmalıydı. Kendi söylediklerinde bir fevkaladelik yoktu. Her zamanki gibi anlatıyordu. Ama ne oluyorsa oluyor kendi ağzından çıkan söz önce kendi halini değiştiriyordu. Dinleyenler arasında iklimi latif biri olmalıydı. Kim olabilir? Bir taraftan düşünüyor bir taraftan sohbetini sürdürüyor.

"Efendimiz 'sahip olduğunuz her nimetin hesabını öbür dünyada vereceksiniz' buyurunca sahabeden bir zat 'şu üç hurmanın da mı ya Rasullullah' dedi. 'Evet o üç hurmanın da' diye cevap verdi Rasullullah Efendimiz."

Evinin kapılarını sohbet için açmış olan Karadenizli teyze "Yani şimdi ben şu manzaranın da mı hesabını vereceğim" diye sordu endişe ile. Önce herkes güldü. Sonra sohbet eden hanımın cevabını beklediler. Evet manasına baktı sohbet ehli hanım.

Bu bakıştan korktu Karadenizli teyze. Sırtını çevirdi denize karşı. "Yok dedi sohbet ehli hanım. Mesele sırtını çevirmek değil. Mesele sende olanı başkalarıyla paylaşabilmen.Varlığın zekatını verebilmen."

"Şiir yazamam ki" dedi bütün samimiyetiyle Karadenizli teyze. Herkes güldü. Ama bu manzaranın zekatını ancak şiir ile verilebileceğini düşünüyordu ilkokul mezunu Karadenizli teyze.

"Yok"dedi sohbet ehli hanım. "Bizde olmayan ile hizmet edemeyiz. Olmayandan hesaba çekilmeyiz."

Söylediklerinin yarım kaldığının farkındaydı. Ama şimdiye kadar kaç yerde dile getirmişti bu hadis-i şerifi. Hiç kimse kendini bu kadar yakıcı hesaba çekmemişti. Karadenizli teyzeyi nasıl rahatlatsa acaba?

"Sen hiç üzülme dedi. Bak evini sohbete açmışsın..."

Karadenizli teyze ikna olacak gibi değildi. "O sayılır mı ?" dedi. "Onbeş günden onbeş güne."

Gelenlerin tuzu kuruydu üstelik. Onlara verilen zekat zekat olmuyordu ki! Keller yağırlar birbirini ağırlar. Yok bu değil istediği.

"Buldum" dedi heyecan ile. "Buldum! Senin öğrencilerin vardır. Evde hiç kullanılmayan oda var. Çocuklar evlenip gidince boş kaldı. Orayı hazırlayayım. Gelin burada ders yapın. Dışarıda üşümeyin. Sıcacık dersinizi yapın. Yiyecek de hazırlarım size."

Karadenizli teyzenin Efendimiz'in sözüdür diye duyar duymaz hayatını yeniden tanzim etmeye kalkışı o gün o mecliste bulunan herkesi etkiledi. Herkes kendinde olanı düşündü.

O gün o sohbetten vakti olanlar vaktini, mekanı olanlar mekanını, ilmi olanlar ilmini, sabrı olanlar sabrını zekatlandırmayı öğrenerek ayrıldı.

* * *

Dışardan gelen baskılar korkutmamalı müminleri. Mümin esas kendi kalbinden korkmalı. Yasağı yasak, emri emir bilmeyen kalbinden. Nefsine ağır gelen durumlar için "benim dinim bu değil" diyerek isyan etmekte hiçbir sakınca görmeyip, nefsine uygun yorum ve fetva bekleyen kalbinden korkmalı.

Karadenizli teyze gibi Efendimiz'in emrini duyar duymaz "duruş alan" kocakarı imanına sahip olamayış düşündürmeli bizi değil mi?


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi