T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 18 NİSAN 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Mustafa KUTLU

Kim kazanacak?

Umarım Fenerbahçe kafilesi Manisa seferinden dönerken meşhur "Yozgat Sürmelisi"ni okuyarak gelmişlerdir. Bilenler bilir, bilmeyenler için belirtelim bu türkü "Dersini almış da ediyor ezber" diye başlar.

Bu "ders" nedir?

Şudur: Futbolda her maç, hele finale doğru gelirken gerekli ciddiyetle ele alınmalıdır. Fenerbahçe son maçlarında bu ciddiyeti göstermiş ve takdir toplamıştır. Biz de burada "Her şey yerli yerinde" diye yazdık, ama bir şerh koyduk.

Savunma hariç.

"Fenerbahçe Manisa'yı yeterince ciddiye almamış mı" diyorsun. Almıştır elbette, bu tecrübeye sahip bir takım. Ancak Manisa maça beş as futbolcusundan yoksun genç bir kadro ile çıktı. Önceki iki maçını farklı yenilgiler ile tamamlamıştı. Bu tablo bir gevşeklik vermiş olabilir. Asıl mesele takımın tamamında görülen motivasyon eksikliğidir ki, kabağı Rüştü'nün başında patlattı. Otuz beş metreden gelen topa Rüştü gibi dünya çapında bir kalecinin hareketlenmemesi başka nasıl izah edilir.

Anelka ilk golü atınca bu gevşeklik çoğaldı diyebiliriz. Yani "nasılsa yeneriz, hatta farka gideriz" anlayışı.

Oysa Ersun Yanal "hücum, daima hücum" diyen bir hoca. Eh gençler de onu yanıltmadı. Düşünün gollerden biri bek oynayan Arda'nın ortası, yine bek oynayan Caner'in şutu ile gerçekleşti, ikisi de on sekizinde var-yok. Ersun Yanal'ın kimilerince eleştirilen futbol anlayışı "ne olursa olsun gol atalım" üzerine bina edilmiştir. Bir yersek iki atarız, iki yersek üç atarız. Fenerbahçe'nin attığı üç gol bu sebepledir. Ayrıca iki takımın atamadığı sayısız pozisyon.

Gelelim asıl meseleye. Bu neticenin ardından Galatasaray Kadıköy'e geliyor, düğüm bu maçta çözülecek.

Ben hep şunu savundum. Fenerbahçe'ye karşı hücum oynayanlar kazanır. Çünkü savunması çürük. Fenerin yumuşak karnı savunma. Gariptir bu savunmayı ayakta tutan Rüştü'dür. Daum sarsılan prestijini kurtarmak için derbide Rüştü'yü oynatmalı diyorum.

Galatasaray Kadıköy'e "yenmek için" gelirse Fener'i yener. Yenemez olsa dahi bir beraberlik alır ki, bu da yeter (Gerçi son üç maç için büyük konuşmak daima hatalıdır. Unutmayın Avrupa Kupası'nda Zidane uzatmalarda iki gol atmıştı).

Yok eğer savunma ağırlıklı bir anlayış ile oynarsa işi biter. Bu maçta Fenerbahçe'nin bütün gücünü -bilhassa yabancı oyuncuların- ortaya koyacağı malumdur. Fener kesin galibiyet için oynayacak, zaten başka çözüm yok. İşte bu motivasyon takımın hem lehine, hem aleyhinedir. Fazla motivasyon telaş doğurur, telaşın sonu dağılmaktır. Daum eğer çaplı bir hoca ise (Bu konuda rivayet muhtelif) takımına bir "ince ayar" yapmalıdır.

Şimdi bir şey diyemem. Ama ilk yirmi dakikadan sonra, oyunu okuyunca ("okumak" ne fiyakalı laf) size kimin kazanacağını yüzde doksan söyleyebilirim. Maçı benimle birlikte izleyenler buna şahit olacak.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi