|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 18 NİSAN 2006 SALI | ||
|
|
Bir ülkenin yöneticileri, cumhurbaşkanları, başbakanları, bakanları, neden yıllar sonra bile 'güzellikle' anılmayı, toplumun hafızasında müstesna bir yere sahip olmayı istemezler doğrusu hiç anlayamıyorum. Sonuçta, bu dünyada gelip geçiciyiz ve arkamızdan, "iyi insandı, kimseye bir kötülüğü olmadı" denilmesini isteriz. Aynen ülke yöneticileri de herhalde arkalarından, "millete çok çektirdi, vatandaşlar arasında ayrımcılık yaptı, özgürlük düşmanıydı" denilmesini istemez. Galiba 'güzellikle' anılmayı istemek, herkes için geçerli değil. Bir başka deyişle, bazı yöneticiler arkalarından 'güzellikle' anılmayı pek istemiyorlar. Çünkü bazı yöneticiler, nedense içinde yaşadıkları toplumun değerleriyle savaşmayı, toplumun büyük bir kesimine 'ikinci sınıf' muamelesi uygulamayı pek seviyor. Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, geçen hafta Harp Akademileri Komutanlığı'nda bir konuşma yapmış, 'ibadetlerin kamu düzeni gerekçesiyle kısıtlanabileceği'ni söylemişti. O "yüzde 99'u Müslüman olan ülke" ifadesini kullanmayacağım ama, eğer büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'de bir Cumhurbaşkanı Anayasa'ya bile aykırı olan böyle 'yasakçı' bir ifade kullanabiliyorsa, burada izaha muhtaç bir durum var demektir. Sayın Sezer'in 'hayat tercihi'nde dinin ve inançların bir önemi olmayabilir, zaten ne insani olarak ne de yasal olarak böyle bir zorunluluk yok. Ama eğer bu kişi, bir Cumhurbaşkanı'ysa o zaman iş değişir. Kısacası Cumhurbaşkanı, içinde yer aldığı 'ideolojik kamp'ın tercihlerine göre değil, temsil ettiği bütün bir toplumun hassasiyetlerine göre davranmak durumundadır. Sezer'in son açıklamalarından küçük bir 'ideolojik azınlık'ın çok mutlu olduğu biliniyor. Ama halkın büyük bir çoğunluğu fevkalade rahatsız olmuştur. Bir de, her zaman olduğu gibi 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel son derece mutlu ve mes'ut... Demirel öylesine mutlu ki, Sezer'in açıklamalarına bir tek ciddi destek ondan geldi. Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı'nın (TÜRKSAV) ödül törenine katılan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Sezer'in 'ibadetlerin kısıtlanabileceği' açıklamasından öylesine mutlu olmuş ki, "Cumhurbaşkanı devletin en yüksek makamı. Bir bildiği var ki söylüyor" diyerek küçük 'ideolojik azınlık'la aynı safta olduğunu açıklayıvermiş... Nedense, Demirel'in bu 'bir bildiği var ki söylüyor' cümlesi, bize çok bildik ve tanıdık geliyor. Galiba Sayın Demirel'in 28 Şubat'ta da bir bildiği vardı ve o yüzden siyasetin zemininin tahrip edilmesi için büyük gayret sarfetti, destek verdi. Sayın Sezer'in tavrını anlamak mümkün, çünkü onun bu ülkede diktiği tek bir ağaç yok. Dolayısıyla, 'ideolojik tercihleri'ne göre davranması da normal. Bu ülkede, Menderes gibi, Özal gibi öncü bir lider olamayacağını biliyor ve ayrıca böyle bir isteği de yok zaten... Peki ya Demirel... Hakkını teslim etmek gerekir ki, Süleyman Demirel bu ülkede iyi işler de yaptı, Türkiye'nin sanayileşme hamlelerinde imzası var. Ama öyle şeyler de yaptı ki, hiçbir zaman bir Adnan Menderes ve Turgut Özal olamayacak... Oysa beklenirdi ki, bunca siyasi tecrübenin ardından 28 Şubat'taki hatalarını kabul etsin ve milletin değerleriyle savaşmaktan vazgeçsin... Ama görünen o ki, hiç öyle bir niyeti yok. O, Menderes gibi, Özal gibi değil, Sezer gibi anılmayı istiyor...
|
![]()
| ||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |