|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 24 OCAK 2006 SALI | ||
|
|
Geçtiğimiz hafta İstanbul, Merkez Bankası'nın düzenlediği enflasyon hedeflemesi konulu geniş katılımlı bir konferansa ev sahipliği yaptı. Konferansın konuşmacılarının hemen hepsi, şu ya da bu Merkez Bankasında çalışan veya bir zamanlar çalışmış teknokrat iktisatçılardı. Birkaç ülkenin Merkez Bankası, konferansta başkan seviyesinde temsil ediliyordu. Konuşmacıların bu özelliği, tabiatıyla konferansı hayli pratik bir havaya soktu kısa bir süre içinde. Enflasyon hedeflemesinin teorik çerçevesinin oturtulmaya çalışıldığı seansta dahi konuşmacılar, teknik ve teorik olmak yerine uygulamaya yönelik sunumlar yaptı. Merkez Bankacıların halka anlaşılır mesaj verme alışkanlığından mıdır nedir, sunumlar genelde hayli basit bir dilde yapıldı. Konferansa katılımın ağırlıklı Merkez Bankacılarından müteşekkil olması aslında bir tesadüf değil. Zira enflasyon hedeflemesi politikaları, büyük ölçüde merkez bankalarında kavramsallaşmış ve çeşitli şekillerde uygulanmaya başlanmış, söz konusu politikaların akademik çevrelerce benimsenip teorik altyapısının oturtulması sonradan olmuştur. Sunulan tebliğlerin geri planında enflasyon hedeflemesinin akademik bir gerçeklik olmaktan ziyade bir sanat olduğu anlayışının olduğu sırıtıyordu. Neticede bu politikanın hedefi ve aracı niceliksel olarak ifade edilse de, uygulamaları etkileyen şartlar ve karar süreçleri için niteliksel özellikler sıralanıyordu. Merkez Bankalarının karar süreçlerine yönelik iki yöntem öne sürülür: "Kurallara bağlı" yönetim ve "takdire bağlı" yönetim. Enflasyon hedeflemesi, büyük ölçüde takdire bağlı bir yönetim tarzını meşrulaştırıyor. Merkez Bankaları için bu politikanın cazip olmasının başlıca sebebi bu. Ancak takdire bağlı yönetimin, Merkez Bankaları için anlamlı olması için çeşitli ön şartların tesis edilmiş olması gerekiyor. Toplantıda sıklıkla ifade edildi bu ön şartlar ve hükümetlere devamlı olarak mesajlar verildi bunlara dokunulmaması için: Bağımsızlık, hesap verilebilirlik, kredibilite ve şeffaflık. Toplantıda birkaç hususun cevapsız kaldığını gördük. Bunları ilgililere sorduğumuzda muğlâk veya birbiri ile çelişen cevaplar aldık. Bunlardan biri, kurumsal yapı ile ilgiliydi. Enflasyon hedeflemesi uygulayan Merkez Bankalarından bir kısmı -ki bu politikanın öncüsü Yeni Zelanda da bunlardan biri- fiyat istikrarı görevinin yanı sıra finansal piyasalarda istikrar görevini de üstlenmiş durumda. Bu bankalar bizdeki BDDK'nın sorumluluğuna giren bankacılık sisteminin düzenlenmesi ve denetlenmesi işlevini de yüklenmiş. Türkiye gibi kimi ülke ise bu ikinci görevi, ayrı bir kurula devretmiş. Bu iki farklı yapının, enflasyon hedeflemesi performansı açısından bir etkisinin olup olmadığı sorusu havada kaldı. İkinci husus politika araçları ile ilgili. Bilindiği gibi, enflasyon hedeflemesine yönelik olarak birçok merkez bankası sadece kendi faiz oranlarını bir araç olarak kullanıyor. İktisat literatüründe amaç sayısınca araç ilkesinin doğal bir uzantısı olarak algılanıyor bu tercih. Ancak bir Merkez Bankasının elinde ülkedeki makro dengeleri etkileyebilecek başkaca araçlar da var. Bankanın rezervlerinden para basma kabiliyetine, bilânço yapısından açık piyasa işlemlerine dek pek çok değişkeni aslında kontrol ediyor Merkez Bankaları. Sorun, enflasyon hedeflemesi sürecinde bu diğer araçların hangi amaçlarla nasıl manipüle edileceğinde. Burada tam anlamıyla mistik bir sessizlik hâkim. Güzel bir atmosferde geçmiş olsa da kanaatimizce gecikmiş bir toplantıydı bu. Merkez Bankası'nın benzer faaliyetlerinin devamını temenni ediyoruz.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |