T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 5 TEMMUZ 2006 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Bugüne kadar bu köşeyi izleyenlerin de yakından bildiği gibi, Avrupa Birliği'nin, 'Kıbrıs' yüzünden Türkiye ile müzakereleri 'askı'ya alması mümkün değildir. Çünkü Türkiye, Kıbrıs konusunda üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır. Hatta öyle ki, Türkiye her zaman Rumlar'dan hep 'bir adım' önde olmuştur. Hiçbir AB üyesi ülkenin, teke tek çıkıp Türkiye'ye, "Kıbrıs konusunda yapmanız gerekenler şunlardı ama yapmadınız" demeye hakkı ve cesareti yoktur. Dolayısıyla, son günlerde Brüksel merkezinden gelen 'askıya alma' yönündeki değişik açıklamaların, tamamen 'retorik'le ilgili açıklamalar olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bu yüzden, konjonktürel olarak yapılan açıklamalardan çok, 'gerçekler'e bakmakta yarar var. Evet, önce AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, ardından da Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Türkiye'nin havaalanlarını ve limanlarını Rumlar'a açmadığı taktirde müzakerelerin 'askı'ya alınabileceği uyarısında bulundu. Ancak bu açıklamaların, gerçeklerle örtüşmediğini Türkiye de, AB de çok iyi biliyordu. Nitekim, Olli Rehn önceki gün Fin MTV3 kanalına yaptığı açıklamada, KKTC'ye doğrudan ticaret tüzüğünü hayata geçirmesi için yeni dönem başkanı Finlandiya'ya çağrıda bulundu. Finlandiya'nın, AB'nin Annan planına "evet" dediği için KKTC'ye 2004 yılında taahhüt ettiği doğrudan ticaret tüzüğü üzerinde uzlaşma arayışına girmesi gerektiğini belirten Rehn, Türkiye'nin de Kıbrıs konusunda söz verdiği yükümlülükleri yerine getirmesini istedi. Hepimiz biliyoruz ki, Avrupa Birliği "kurallar" ve "kriterler" topluluğudur. Ama unutmayalım ki, AB aynı zamanda bir "siyasi güç" birliğidir. Türkiye'nin AB'ye olduğu kadar, AB'nin de Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Dolayısıyla, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'taki referandum sonrasında verdiği "taahhütleri" unutarak, tek taraflı olarak Rumlar'a Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını açmaması durumunda müzakereleri 'askı'ya alma yolunda karar alması beklenemez. Kaldı ki, bu 'akılcı' bir yol da değildir. Hele hele, seçim yılına girmekte olan bir Türkiye'ye 'AB ilkeleri' açısından 'haklı' bir zemine dayanmayan Kıbrıs üzerinden dayatmalarda bulunmanın, Türkiye'deki 'AB karşıtları'nın elini güçlendirmekten başka bir işe yaramayacağı açıktır. Kaldı ki, Kıbrıs üzerinden Türkiye'yi adım atmaya zorlamak, Türkiye'deki 'ulusalcı dalga'nın güçlenmesine hizmet etmek anlamına gelecektir. Böyle bir sonuç, Türkiye'nin olduğu kadar, Avrupa Birliği'nin çıkarlarını da tehdit eden bir sonuç olacaktır. Böyle bir sonucun akılcı olmadığı görülmüş olmalı ki, Olli Rehn 'izolasyonlar'ın kaldırılması konusunda Avrupa Birliği'nin 'adım' atması için çağrı yapma gereği duymuştur. Muhtemelen, önümüzdeki aylarda Avrupa Birliği, hem KKTC'ye uygulanan 'izolasyonlar'ın kaldırılması yönünde adımlar atacak, hem de Rum kesimini Birleşmiş Milletler zemininde bir 'çözüm' için ikna etmeye çalışacaktır. Eğer Avrupa Birliği, Rumlar'ın 'kaprisleri'ni bir ölçüde tolere etmeyi başarabilirse, bundan AB de, Türkiye de kazançlı çıkar. Zaten aksine bir tutum, Avrupa Birliği'nin, Ruumlar'ın 'istekleri' doğrultusunda şekillenen bir 'birlik' olduğu anlamına gelir ki, bu bizzat "AB projesi"nin inkarı anlamına gelir.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |