AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Madem öyle, Kerimov da bize kefil olsun'

Dünkü yazımın sonunda belirtmiştim; dosyası hayli kabarık olan Otokrat Kerimov Yurttaş hakkında dört yıl kadar önce yayımladığım bir yazıyı son günlere damgasını vurmuş "ruh hali"ne az da olsa belki derman olur diyerek köşeye tekrar taşıyacaktım. Bakalım siz nasıl bulacaksınız; bana göre tazeliğini hâlâ muhafaza ediyor....

"Taşkent'te mahkemeler hızlı çalışıyor. Kerimov'a 16 Şubat'ta yapılan suikast girişimiyle ilgili dava, Yüksek Mahkeme'de 2 Haziran'da görüşülmeye başlandı ve birkaç gün önce karar çıktı. 22 kişiren 6'sı idam çezasına çarptırılırken, diğer sanıklar için 10 yıldan az olmamak üzere değişik hapis cezaları verildi. Biliyorsunuz, bu dava bizi yakından ilgilendiriyordu. Türkiye'nin Özbekistan'a iade ettiği iki siyasi muhalif de hüküm giyenler arasında. Rüstem Mamatkulov ve Zeydettin Askarov'un payına da sırasıyla 20 ve 11 yıl hapis cezası düştü. Söylediğinm gibi, bu dava bizi yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle davaya biraz daha yakından bakmakta yarar var:

Mamatkulov ve Askarov iki Özbek siyasi muhalif. Özbekistan'ın talebi üzerine Türkiye'de tutuklanıyorlar. Kerimov'un Özbekistan'ı her ikisinin de kendilerine iadesini istiyor. Kendilerine teslim edilsin ki, yargılanıp haklarındaki iddiaları aydınlatsınlar! Hikayenin buraya kadarki bölümü çok rastlanan türden; siyasi muhalif sıfatıyla yabancı bir ülkeye sığınmak ve o devletin sağladığı güvenlikten yararlanmak. Dünyada binlerce, sırasında yüzbinlerce insanın sonunda gelip başvurduğu son çare. Askeri cuntaların, otokratik rejimlerin elinden kurtulabilenlerin en şanslıları bu insanlar. En nihayet bu bir hak; öyle ki, özellikle İkinçi Savaş'tan sonra batının demokratik ülkelerinin hepsinin anayasasına girmiş. 'Siyasi muhalif olarak senin ülkendeyim artık' diyen birisini ülkesine geri postalamak akıllardan bile geçmez. İyi ki de geçmez.

İki Özbek muhalif, Özbekistan'ın talebi üzerine gözaltına alınınca, Mazlum-Der'e başvuruyorlar. Bu insan hakları örgütünün İstanbul Şubesi Başkanı Şadi Çarsancaklı da, Özbekistan'da yoğun insan hakları ihlalleri ve adil yargılama olmaması gibi gerekçelerle AİHM'ye başvurarak iade kararının durdurulmasını istiyor. AİHM bu başvuru üzerine hemen iade kararının durdurulmasına karar veriyor. Ama nerdeee, kim dinler AİHM'yi; iki Özbek muhalifler doğruca Özbekistan'a. Söylendiğine göre, Özbekistan ile iş ilişkileri bulunan bazı işadamlarının bu iade işinde önemli rolü olmuş. Bilmiyorum doğru mu? Eğer doğyruysa hiç şaşırmam. 'Ekonomik akıl'ı son keşfedip, en fazla seven biz değil miyiz?

Bitmedi, devamı var: İki Özbek'in ülkelerine postalanmasıyla iş bitmiyor. AİHM, Türkiye'den Özbek muhaliflerin yargılanma sürecine ilişkin bilgi istiyor. Çünkü, iki muhalifi iade eden Türkiye, sanıkların adil yargılanacakları ve ölüm cezasına çarptırılmayacakları hususunda Özbekistan'a kefil olmuş durumda. Özbekistan da sayılan hususlarla ilgili olarak Türkiye'ye garanti vermiş. Şadi Çarsancaklı'ya göre Özbekistan'ın garantisinin (ve bu arada Türkiye'nin kefilliğinin) bir anlamı yok, çünkü bu ülkede sistematik işkence uyglandığı birçok insan hakları kuruluşunun raporlarında bolca mevcut. 'Garanti' ve 'kefalet'in anlamsızlığı, Özbek muhaliflerin iade edilip mahkemeye çıkar çıkmaz kendilerine yöneltilen suçları zorluk çıkartmadan kabul ettiklerinden de belli!

Kerimov'un Özbekistan'ı nasıl bir ülke? Bu soruyu Le Monde'dan Marie Jego gibi batılı gazeteciler 'Orta Asya'nın diğer Türkofon cumhuriyetleri gibi' diye yanıtlıyorlar. Birbirlerinden farklı yanları tabii ki var; ama onları birleştiren bir özellikleri var ki, bunu tahmin etmek zor değil: Sovyet totalitarizmini birçok bakımdan aratmayan otokratik birer rejim olmaları. Bu cumhuriyetlerin neredeyse tamamı bugün de eskinin komünist yöneticilerinin iradesine teslim. Bu cumhuriyetlerde yapılan seçim ve referandumlarda seçmenlerin en az %99'u 'patron ile devam' diyor. 1991'de Gorbaçov'a karşı düzenlenen darbeye en büyük destek de yine Orta Asya cumhuriyetlerinin bu yöneticilerinden gelmişti. Özbekler 1995'deki referanduma %99.6 (!) oyla evet demişlerdi. Kararsız olan %0.4'de herhalde Özbekistan hapishanelerinde olduğu söylenen 60.000 siyasi muhalifti! Kerimov kendisini bölgedeki İslamcıların yayılmasına karşı en büyük engel olarak sunuyor. Nitekim 1 Mayıs 1998'de İslamcılara karşı bir dava başlarken, 'gerekirse kişisel olarak bu adamların kafalarına bir kurşun sıkarak' ortadan kaldırmaya hazır olduğunu açıklıyordu. Özbekistan'da sadece siyaset değil, ekonomi de Kerimov'un direktifleri çerçevesinde düzenlenmiş. Diğer Türkofon cumhuriyetler gibi Özbekistan'da da polis baskısı had safhada, medya sansürlü, muhaliflerin ağzı bağlanmış.

Şimdi tekrar iki Özbek siyasi muhalifin Türkiye tarafından ülkelerine iade edilmesi meselesine dönelim: Herkes diyor ki 'Türkiye büyük devlet'. İki siyasi muhalifi AİHM'nin yürütmeyi durdurma kararına rağmen Kerimov'un otokratik rejimine teslim eden bir devlet bu sıfatı ne derece hak ediyor? Türkiye'nin dünya âlemin nasıl bir rejimle yönetildiğini bildiği bir ülkeye kefil olması da ne demek? Eğer söylendiği gibi iade işlemi bazı işadamlarının etkisiyle gerçeklemişse, bu en kötüsü. O zaman, kaç muhalifin kaç ihale ettiğini sormazlar mı? İade işleminin kamuoyunda büyük tepki yaratmaması da düşündürücü. Geçen yıllardan herkesin hatırladığı gibi, İran yönetimi istesin İranlı muhalifleri ver; Kerimov istesin Özbekleri postala... Sonra? Sonra 'Büyük Devlet' ol. Olur mu?"


23 Aralık 2003
Salı
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED