YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Türkiye için yeni standartlar..

Türkiye, BM içinde yıllar önce kabul edilen ama kendisinin kabul etmeye yanaşmadığı önemli sözleşmelerin tarafı oldu artık. "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi" ile "Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi"ni imzaladı. Bu sözleşmeler TBMM'nin onayından sonra hayata geçecek. Sözleşmeleri, AB ile ilişkiler koordinasyonunun başına geçecek olan büyükelçi Volkan Vural'ın imzalamış olması da önemli.

Bu ve benzeri makro gelişmelerin gösterdiği olumlu hava ile iç siyasette yaşananların yarattığı olumsuzluk arasında bir gerilim içinde kaldığı çok açık görülüyor Türkiye'nin. "Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi"nin kimi maddeleri, iç siyaseti "istikrar" etiketli bir siyasetsizliğe mahkum edenlerin dudaklarını uçuklatacak cinsten hükümler içeriyor. İç siyasette hepsi birbirine benzeyen partilerden oluşan "partiler düzeni"nde bile siyaset yapılmasını hoşgörmeyen, her "siyasi kıpırdanmayı" istikrarı bozar diye anında mahkum eden 'zihniyetin', imzalamaya mecbur olduğu uluslararası sözleşmelerin içeriğinin, istikrarın daha çok demokrasi, kısıtlılıkları kaldırılmış bir siyasi ortam ve hukuk devleti ile sağlanması gerektiğini ifade ettiğini anlamaları imkansız görünüyor...

Yaklaşık bir 40 yıl gecikme ile imzaladı Türkiye bu anlaşmaları. Demokrasi bir bakımdan da tecrübeler ve teamüller rejimi olduğu için, bu anlaşmaların bugüne kadar imzalanmamasının demokrasimizin gereken yetenekleri kazanmasını geciktirdiğini de söylemek mümkün. Her türlü organik gelişme ile teması kesilmiş, steril bir fanusa hapsedilmiş sözde bir demokrasinin, daha yeni imzalanan anlaşmaların temas ettiği gerçeklerle hukuk devleti içinde kalarak ilişkiye girmeden yetkin bir demokrasi olması hiçbir şekilde mümkün değil. Bu kadar sene sonra, Kofi Annan'ın "Milenyum Zirvesi" öncesindeki çağrılarının etkisiyle atılan imzalar, yıllar önce edinilmesi gereken tecrübelerle onyıllara dayanan bir gecikme ile tanışılacağını gösteriyor. Olayları asayiş mantığından kurtararak, hukuk devleti yaklaşımı ile çözmek yeteneğini "hızlandırılmış kurs"la öğrenecek Türkiye...

Bu anlaşmaların bunca gecikmeyle imzalanmış olması, devleti daha mı güçlü kılmıştır peki? Nereden baktığınıza bağlı. Güçten kasıt, "vatandaşlık hukuku"nun giderek cılızlaştığı, her türlü demokratik rekabetin zeminsiz bırakıldığı ve Türkiye'nin içe kapanmaya zorlandığı bir fanus içinde güç edinmeye çalışanların anladığı "güç" ise, memleket bu süreçte güçlenmiştir. Dışarıya verilen Türkiye fotoğrafının son derece sıkıntılı olması ya da içerde büyük sıkıntılar yaşanması önemsenmemiştir. Buna mukabil, dünyada rekabet eden, demokrasisi ve diplomasisiyle dinamik bir karakter çizen ve hukuk devleti uygulamalarıyla bölgesinde model olan bir ülke profili çizilememiştir. Çünkü devlet yönetimi, her türlü sınavdan ve performanstan uzak bir ortamda sterilleştirilmiştir. Omurgası insan hakları olan sözleşmelerin imzalanmasının geciktirilmesi de steril ortamın devamlılığını sağlamak içindi.

Gelinen noktada, Türkiye ne kendi içinde toplumsal taleplerden kaynaklanan ekonomik, sosyal ve kültürel hakları görmezden gelebilecektir, ne de toplumsal taleplerin siyasi temsile dönüşme sürecinde yaşanan sorunları dünyanın bildiği legal yöntemlerle çözmenin dışına çıkan uygulamalara zemin olabilecektir. Devlet yönetimi, son derece yoğun bir biçimde ve son derece büyük bir hızla yeni yetenekler edinmek zorundadır. İçerde bastırılmaya çalışılan sorunların günyüzüne çıkmasını bırakın serbest bırakmayı artık "teşvik" edecektir. İmzalanan sözleşmelerin birçok maddesinde, bizim siyasi kültürümüzde yok sayılan hakları teşvik etmekten bahseden maddeler mevcuttur.

Buna bağlı olarak toplumsal taleplerin siyasi temsile dönüşme sürecinde asayiş mantığının ve "militan demokrasi"nin enstrümanlarının terkedilmesi talep edilmektedir. İstikrarın tehdit altında kalması halinde demokrasiyi eksiltmek yerine daha çok demokrasi önerilmektedir. Kültürel haklar ise "zorunlu haklar" kategorisinde sayılmaktadır. Buna karşılık, devletlerin bölünme ve parçalanma tehdidine karşı, çağdaş siyasi enstrümanları kullanarak tedbir alması zaten öngörülmektedir. Yani mesele herhangi bir ülkenin, bu arada Türkiye'nin, özel durumunu görmezden gelme ya da anlayamama, meselesi değildir. Tam tersine özel şartlarına mahkum olmuş ülkeleri yeni bir standarta kavuşturma meselesidir...


19 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...