| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ecevit'in içindeki trafik canavarıİyi vatandaşlar, trafik ışıklarının trafiğin düzgün işlemesi bakımından faydalı olduğuna inanır. İster yaya olsunlar, ister sürücü, trafik ışıklarına riayet ederler. Bunu yaparken "Aman, nereden çıktı bu kırmızı ışık" demezler. Aksine, o ışıkta durmanın kendilerine çok yakışan medeni bir davranış olduğunu düşünürler. Kırmızı ışıkta duran yayaların ve araç şoförlerinin bir kısmının yüzünde bu hazzın göstergelerine rastlayabilirsiniz. Kırmızı ışık, bazen sizinle -özellikle sürücülerle- mücadele eder. Şehri ortadan ikiye bölen kilometrelerce uzunluktaki bulvarın başlangıç noktasında kırmızı ışığa yakalandınız mı, bulvar bitinceye kadar bütün kırmızı ışıklarda durmak zorunda kalırsınız. Bazı şoförler, kırmızı ışığı hiç sevmez. Eğer önünde başka bir araç durmamışsa, ortalıkta trafik polisi de görünmüyorsa, ışık mışık dinlemez, gazlar gider. Trafik polisine yakalandığında da, "Yok efendim, sarı-buçukta geçtim" veya "Hayır olamaz, yeşil yanıyordu, sana mı inanayım, gözlerime mi inanayım" diyerek, laf kalabalığıyla polisten yakayı kurtarmaya çalışır. YÖK Başkanı Kemal Gürüz, başkanlık kariyerinde kırmızı ışığa fazla kulak asmıyordu. Eski Cumhurbaşkanımız Süleyman Bey de 'rutin dışı'nı seven bir zat idi. Gürüz'ün kırmızı ışık ihlallerinden rahatsız olmadı. Bilakis, onu tekrar tayin ederek bu işten hoşlandığını gösterdi. Gürüz'ü kırmızı ışıkta ilk durduran, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer oldu. Gürüz biraz mırın kırın etti, lisan-ı hal ile "Ben falanım, kırmızı ışıkta geçmemin şu hikmeti var, bu hikmeti var, vesaire" gibi laflar etti ama fayda etmedi. Ecevit'in dış görüşüne bakan, onun kurallara çok çok uyduğunu, bırakın kırmızı ışığı, sarı ışıklarda bile durduğunu düşünür. Halbuki, Ecevit de Gürüz kadar, hatta Gürüz'den daha dikkatsiz bir şofördür. O'nu iyi izlerseniz, bazen yeşil ışıkta kötü bir fren yaparak duruverdiğini, bazen de, kırmızı ışık yanar yanmaz, yayalar asfalta adımlarını atar atmaz, arabayı ciyak ciyak bağırtarak ileri atıldığını görürsünüz. 'Yok canım' demeyin, 5+5'i Meclis'ten geçirmeye çalışırken, milletvekillerinin arkasına hafiye takarak gizli oy kuralını nasıl ihlal ettiğini hatırlayın. İsterseniz daha gerilere, Güneş Motel günlerine gidin. 11 tane Adalet Partili'yi Bakan yaparak 226'yı bulduğu günlere... Ya da bugüne gelin. Memurları "Armudun sapı var, üzümün çöpü var" deyip sokağa atabilmek maksadıyla hazırlanmış bir kararnameyi ille de imzalatacağım diye tutturduğu 2000 yılının sıcak yaz günlerine. Bence Sezer, Ecevit'in trafik ışıklarına dikkat etmediğinin farkındaydı. Demirel'in 'rutin dışı'na olan düşkünlüğünü biliyordu. Yemin törenine giderken, her kırmızı ışıkta durması bundandı. Sezer, rical-i devlete trafik ışıklarının ne işe yaradığını anlatmaya çalışıyordu. Ecevit, Sezer'in kırmızı ışıkta durma konusundaki hassasiyetini yanlış yorumladı. Sezer'in, "Ne getirirsen imzalarım, ne istersen yaparım" demeye çalıştığını zannetti. Masasına 'hayalet gibi' gelen kararname taslağını Çankaya'ya gönderdi. Sezer, kararname taslağını iade ederek Ecevit'in içindeki trafik canavarını durdurmaya çalıştı. Sezer çok dikkatli. Fakat bana sorarsanız, bu Ecevit'le, bu Bahçeli'yle, bu Yılmaz'la düzelmez bu trafik!
yzcomert@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|