YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Kültür

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama


Kalemin itirazı

Genç yazar Mehmet Harmancı ile yeni çıkan kitabı "Davul Tozu Minare Gölgesi" üzerine konuştuk.

"Davul Tozu Minare Gölgesi", yitirilmiş bir dünyayı mı işaret ediyor, bir imkânsızlığı mı gösteriyor; bugünün insanına boş görünen, boşunalık duygusu veren kimi şeylerin, aslında hiç de boş ve anlamsız olmadığını mı sezdirmek istiyor?

Çoğunlukla bir yazıyı ateşleyen etken başlığıdır, bende. Kitabı oluşturan yazıların tamamı böyle ortaya çıktı desem yalan olmaz. Ancak iş kitaba bir isim vermek olunca bu böyle olmadı. Yazılar tamamlandıktan sonra kitabın ismi dolaştı durdu zihnimde: Acaba ne olsun? Sonuç zihnimi toz duman almışken belirdi: Davul Tozu Minare Gölgesi. Bu imkânsızlığa değil; gerçekleşmesi doğal ve basit ve güzel ve yararlı pek çok şeyi imkânsız görmemize, öyle gösterilmesine, öyle zannedilmesine, öyle zannettirilmesine "kalemin itirazı" idi. Böyle olunca başlıktaki deyim de asıl kullanılagelen anlamının tam tersine kılavuzluk eden bir ironiye dönüştü.

Komik, her yerde ve her zaman, trajik olana kolayca dönüşür mü sizce? Yoksa bu, bizde mi daha çok böyle oluyor?

Hayatımızda pek çok temel unsur öyle değil mi? Sevgiye en yakın durak nefret değil midir? Hüznün dipkapı komşusu sevinçtir meselâ. Sevinince de, üzülünce de göz yaşlarımız değil midir bizi çaresiz ve âciz bırakan? Kolaylık zorlukla bitişiktir sanki. Zorluktan sonra kolaylık, her zorluktan sonra mutlaka kolaylık yok mudur? Zıtlar birbirini içinde barındırır. Ayağı burkulup tökezleyen adamın hâli; çektiği ızdırap trajiktir ama o olaya şahit olup katıla katıla gülen ve bunu da kötülük olsun filan diye değil de kendini engelleyemeyip yapan insanlar az mıdır, aramızda?

Eseriniz, bu toprakların inanç, kültür, ahlâk birikimini özümsemesi ve savunması gereken okurlara sesleniyor gibi.

Bu toprakların inanç, kültür, ahlâk birikimini özümsemeye ve savunmaya çalışan, -kendisi lâyık olmasa da- âcizane muradı bu olan birinin herkese, her kesime seslenişi... Çünkü ben inançlarımı, dünyaya bakış tarzımı kesinlikle bir handikap olarak görmüyorum ve benim gibi inanmayan, benim gibi görmeyenlere kendimi kapatmış değilim. Bu yazıları bunun için yazmadım. Ancak elbette ki beni tahrik eden düşüncelerim, başlama nedenleri sayabileceğim dayanaklarım vardı. Bu da bana göre avantajlarımdı. Yine de bu, dairemi daralttığım anlamına gelmediği gibi, yüzyıllardır bu topraklarda daraltılan insanımıza kendimce daha geniş bir daire çizmeye niyetlenmekti. Diğer daireleri de içine alan yeni bir daire.

Ülkemizde statüko simsarlarının "hoşgörü edebiyatı"na "malzeme" yapageldikleri Yunus Emre'nin "Müslüman yüz"ünü öne çıkarıyorsunuz kitabınızda. Ayrıca Ahmet Yesevi ile Niyazi-i Mısrî'den alıntılar yapmışsınız. Gelenekten yararlanma konusunda neler söyleyeceksiniz?

Kitapta Yunus Emre'nin, Niyazi-i Mısri'nin, Hoca Ahmed Yesevi'nin yeralış biçimi keşke gelenekten yararlanma konusunu tartışmamıza yol açacak konumda yer alabilseydi. Oysa ben onlara 'gerçek'ten yararlanma, gerçek adına bulunduğumuz utanç verici konumun, yüzyıllar geçse de üstünden, değişmediğini gösterebilme adına yer verdim. Beşerin geriye ve ileriye dönük ifsad olan yüzünü tespit edebilmek için... Onlar nelerden şikayetçi idiyseler, bu topraklardaki vicdan, onur, hissiyat sahibi her insan da bugün aynı şeylerden şikâyetçi. Asıl mesele buydu benim için.

Bizde öteden beri, ülküsel tavır ile mizah ve neşe uzlaşmaz görülür. Sizin çalışmalarınızda -Absürdistan'ı da hesaba katarak soruyorum- bu yaklaşımın aşıldığını görmek beni sevindiriyor. Bu tutumu, kaç yüzyıllık dersiniz bilmem, içimize sinen "yenilmişlik psikolojisi"nden kurtuluşumuzun belirtisi sayabilir miyiz?

Bu soruyu 'teveccüh gösteriyorsunuz' gibi iltifat sayarak karşılama, iltifatı ağdalandırma ifadesiyle öldürmek istemiyorum. Birkaç noktaya değinmek arzusundayım. Sorunun kitabımla ilgili kısmına 'teşekkür edip, inşallah' diyebilirim ancak.

Öte yandan başa dönersek, ben uzak tarihi geçmişimizde, Peygamber Efendimizden ilk dönem İslâm ulemasına kadar pek çok öncünün nüktedan olduklarını düşünüyorum. Buna delil teşkil edecek birçok habere, rivayete hattâ esere rastlamak mümkün. Herkesin bildiği 'Zekiler Kitabı', 'Ahmaklar ve Dalgınlar Kitabı' gibi iki örnek, meşhur İslâm âlimi, muhaddis İbnü'l Cevzi'ye aittir ve bugüne dek öğrendiğimize göre hiç de gayr-ı ciddi bir adam değildir o. İkinci soruya cevap verirken de belirttiğim gibi hayata ait bir hakikati biz inkâr etsek bile o, hayattan gerçek bir parça ise kendini gösterecektir. Hayatın bütünlüğü bunu gerektirir.

Şimdilerde tazelenen bir gerçeklik olduğu için bir şey anlatıp bu konuyu bağlamak istiyorum: Yıllar önce biz Filistin'i sadece taş atan çocuk posterleriyle zihnimize kazımışken ve Filistin'i gözyaşıyla eşitlemişken bir kaset geçmişti elime. Üzerindeki Arapça ibareyi okuduğumda şaşırmıştım. Dinlediğimde donup kaldım. Çünkü bu kasette Filistin Kına Türküleri vardı. İçinde de oldukça hareketli, oynak havalar... Demek onlar sadece ağlamıyordu. Yaşıyorlardı da. Demek ki düşmana inat bir gün daha yaşamak buydu. Belki de düşmanı fitil ediyordu, böyle dirençle, hayat dolu, hayatı dolu dolu yaşamaları. Belki de bunun için hâlâ ayaktaydılar. Yani oynamayı da ağlamayı da en iyi onlar bildiği için...

Davul Tozu, Minare Gölgesi, Mehmet Harmancı, Yediveren Kitap, Tel: 0 332 238 72 49)

İbrahim KARDEŞ


Kağıda basmak için tıklayın.

Kitap fuarcılığı gelişiyor Geçtiğimiz Ekim ayında, Akademi Fuarcılık tarafından Feshane Fuar Merkezi'nde ilki düzenlenen "Boğaziçi Kitap Günleri", gelecekte kitabın yeni adresi olacağını gösteriyor.
Tiyatro..Tiyatro..Ti

ANTALYA- Antalya Devlet Tiyatrosu sanatseverlerden gelen yoğun istek üzerine, "Bir Ceza Avukatının Anıları"nı yeniden sahneleyecek. Ekim ayında sahnelenen oyun, 6 Aralık Çarşamba gününden itibaren, 2 hafta süreyle yeniden Antalyalılarla buluşacak. Faruk Erem'in anılarından derlenen, M.Ahmet Yuvanç'ın oyunlaştırdığı "Bir Ceza Avukatının Anıları"nı, Cemal Özbayer yönetiyor.
TRABZON- Trabzon Devlet Tiyatrosu (TDT), "Günün Adamı" adlı oyunu sahneleyecek. Haldun Taner'in yazdığı, Metin Belgin'in yönettiği oyunda, seçim atmosferinde şöhret olan ve milletvekili adaylığı için politikacıların peşinde koştuğu bir profesörün hayatının nasıl kabusa dönüştüğü anlatılıyor. TDT Atapark Haluk Ongan Sahnesi'nde, oynanmaya başlanan oyun, 1 ay süreyle tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak.
İZMİR- İzmir Devlet Tiyatroları Konak Sahnesi'nde "Topuzlu" ve "Terzi", Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi'nde "Terzi" ve "Akıllı Soytarı", Bornova Uğur Mumcu Sahnesi'nde de "Bir Ceza Avukatının Anıları" ve "Sihirli Keman" oyunları sahneleniyor. Peepolykus (people-like-us) tiyatro topluluğu, "Eşeği Sal Gitsin" oyunu ile bugün Konak Sahnesi'nde saat 20.00'de İzmirli tiyatroseverlerin beğenisine çıkacak.
ADANA- Adana Devlet Tiyatrosu'nun sahneye koyduğu "Temelin" adlı oyunun ABD'li yazarı Joe Sutton, oyunu izlemek üzere 3 Aralık'ta Adana'ya gelecek. Yazar, 5 Aralık'da ise dünyada ilk kez ADT tarafından sahneye konulan 2 perdelik oyunu izleyecek. Oyun nükleer reaktörleri konu alıyor.


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...