YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Türk hukukunun modernleşmesi

Tanzimat'ın ilanıyla başlayan modernleşme sürecinde hukukun modernleşmesi önemli bir yer tutar. Bu süreç başlangıçta kendine özgü bir model ortaya koyacak, hiç değilse belirli ölçüde Batı'dan yararlanmakla birlikte öz itibariyle milli yapısından ayrılmayacak intibaını vermekteydi. Hatta bu düşünceyle olmalı ki Mustafa Reşit Paşa hazırlamayı düşündüğü kanunların İslam hukukuyla uyumunu sağlamak üzere Şeyhulislamlık'tan kendisine yardımcı olacak bir ilim adamını istemişti. Şeyhulislamlık da kendisine dönemin hukuk hareketlerinde önemli bir yeri olan Ahmet Cevdet Paşa'yı göndermişti. Cevdet Paşa'nın bu dönemde hazırladığı iki kanun (Arazi Kanunnamesi ve Mecelle-i Ahkam-ı Adliye) bu açıdan fevkalade ümit vericidir.

Ancak bu çabalar Tanzimat döneminde sadece bu iki örnekle sınırlı kalmış, daha sonra yirminci asrın başlarında da buna Hukuk-ı Aile Kararnamesi eklenmiştir. Bunların dışındaki alanlar, ticaret hukuku, ceza hukuku, yargılama hukuku büyük çapta Batı'dan alınan kanunlarla düzenlenmiş, adli yapı da yine Batı örneğinde şekillenmiştir. Cumhuriyet döneminin başlangıcında da benzer bir arayış vardır. Ancak bu dönemde de sonuç bütün hukuki yapının ve kanunların Batı örneğinde şekillenmesiyle sonuçlanmıştır.

Burada üzerinde durulması gereken konu başlangıçta kendine özgü bir modernleşme modeli ortaya koyacak ümidi verirken sonradan neden bundan bütünüyle vazgeçildiğidir. Bunu başlıca iki sebebinden bahsedilebilir.

Birincisi klasik İslam ve Osmanlı hukukçularının bu asırda kendine özgü bir modernleşme modeli ortaya koyacak bir zihniyete ve gerekli bilgi birikimine sahip olmamasıdır. Ondokuzuncu asır Batı'nın aksine İslam ve Osmanlı hukukunun gelişme dönemi değildir. Nitekim Cevdet Paşa, Mecelle'den önceki kanunlaştırma teşebbüsü olan Metn-i Metin'in tamamlanmayıp yarıda kalmasını heyeti oluşturan kimselerin bu vadideki bilgi eksikliklerine bağlamaktadır. Tanzimat'ın hukuk reformları öncesinde bu vadide hemen hiçbir tartışmanın yapılmamış, reformların enine boyuna irdelenmemiş, hatta Türkçe sistematik bir İslam hukuku kitabının yazılmamış olması bunun kanıtıdır.

Gerçi hemen hemen aynı dönemlerde Hind yarımadasında ve Mısır'da İslam hukuku alanında yeni arayışlar, dikkate değer tartışmalar olmuştur. Bu tartışmalar biraz daha gecikmiş olarak Türkiye'de de yapılmıştır. Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin kabulü öncesinde hukuk reformlarının ve özellikle aile kanununun alacağı şekil konusu dönemin hakim fikir cereyanları olan Batıcı, Türkçü ve İslamcı yazar ve alimler arasında yapılan yoğun tartışmalar bunun kanıtıdır.

Ancak bu tartışmaların yapıldığı dönem Osmanlı hukukunun modernleşme sürecinde önemli mesafeler alındığı, hukukun temel alanlarının kanunlaştırıldığı bir dönemdi. Bu sebeple yapılan tartışmalarda serdedilen görüşlerin Osmanlı kanunlaştırmalarına bir tesiri görülmemiştir. Bir başka ifadeyle Türkiye'de ve genel olarak İslam âleminde hukukta modernleşme faaliyetleri bu tartışmaların önünde seyretmiştir.

Batı'da sanayi devriminin ortaya çıkardığı yeni ticaret anlayışının hukuka doğrudan yansımasının, yine sanayi devriminin toplum yapısını değiştirmesinin hukuka dolaylı yansımasının doğurduğu ve doğuracağı sonuçların dönemin klasik medrese öğrenimi görmüş ulema tarafından gereği şekilde anlaşıldığı şüphelidir. En azından bunu ortaya koyan verilerden bugün için mahrumuz. Bu gelişmeler esas itibariyle Osmanlı dışında başladığı için belirli ölçüde ulemayı mazur görmek mümkündür. Ancak bu köklü değişim fark edilmeden bunun gerektirdiği özgür düzenlemeler yapılamazdı. Bu sebeple ulema Batı'dan yapılan alıntılara çoğu kere sadece reaksiyoner bir tavır ortaya koymakla yetinmiştir.

Dönemin klasik fıkıh öğrenimi görmüş hukukçularının sadece sanayi devriminin getirdiği gelişmelerden değil, İslam hukukunun Osmanlı dönemiyle ilgili tarihi tecrübenin ortaya koyduğu gerçeklerden haberdar olduğunu söylemek bile her zaman mümkün değildir. Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin hazırlanmasında her ne kadar Batıcı ve özellikle Türkçü aydınların rolü olmuşsa da kadına daha geniş boşanma hakkı, zorla yapılan evlenme ve boşanmaların geçerli olmaması, sarhoşun evlenme ve boşamasının geçersizliği konusunda diğer mezheplerden yararlanılarak getirilen değişiklikler aslında altı asırlık bir tarihi tecrübenin ortaya çıkardığı hukuki ve sosyal problemleri çözme hedefine yönelikti. Ama bütün bu tarihi tecrübeye rağmen kimi ulema tarafından Kararname'ye yöneltilen tenkitler ve nihayet Şeyhulislam Mustafa Sabri Efendi'nin sadece üç gün süren sadrazam vekilliği sırasında Kararname'yi yürürlükten kaldırması, bu tarihi tecrübenin gereği gibi bilinmediğini veya dikkate alınmadığını göstermektedir.


1 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

M. Akif Aydın

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...