YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Vergi kaosu ve devalüasyon baskısı

Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde, vergide 1998 yılından bugüne kadarki karmaşa ve dağınıklık yaşanmamıştı. 1998 yılından beri sistematikten ve bütünlükten yoksun, vergi tekniğine uymayan, piyasa şartları ve ekonomik dengeler dikkate alınmadan gerçekleştirilen vergi değişiklikleri, bir taraftan mükellefleri canından bezdirirken diğer taraftan ekonomideki dengelerin kontrolsüz bir şekilde bozulmasına yol açmaktadır.

1998 yılının Temmuz ayında yayımlanan ve birçok vergi kanununda köklü düzenlemeler yapan 4369 sayılı Vergi Kanunu'nu hatırlamayanınız yoktur. Hani şu Sayın Zekeriya TEMİZEL'in Maliye Bakanlığı döneminde, 'mali milat' ile meşhur kanun.

Bu değişiklikler vergide reform olarak sunuldu. Düzenlemelerin mimarı olan Sayın TEMİZEL ise kahraman ilan edildi.

Çözülmeler başlıyor

Değişiklilere en büyük tepki, mali milat uygulaması noktasından geldi. Üretim ve yatırıma darbe vurduğu ve yurtdışına sermaye çıkışına neden olduğu gerekçesiyle mali milat uygulaması 3 yıllık bir süre için askıya alındı. Askıda kalma süresinin süresiz hale getirileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.

Bu düzenlemelerin reform olarak nitelendirilmesine gerekçe gösterilen 'vergilendirilecek gelir tanımının' değiştirilmesi, geri adımın en önemlisi idi.

Keza, hayat standardı esasının kaldırılması, 4369 sayılı kanun ile yapılan kamuoyu desteğine sahip ender ve olumlu değişikliklerden birisi durumundaydı. Bu özellik şimdi kayboldu.

Hükümet, 1998 yılında kaldırılan ve sadece 1999 yılında uygulanmayan hayat standardı esasını tekrar uygulamaya koymuştur.

Anayasa'ya aykırı

Hayat standardı esasında, ticaret ve serbest meslek erbabı ile basit usulde vergilendirilen mükelleflerin ödeyecekleri asgari vergi devlet tarafından belirlenir. Kazancı ne olursa olsun, hatta, zarar dahi etse saydığımız mükellefler belirlenen bu vergileri ödemek zorundadırlar.

Hayat standardı esası adil değildir. Bir tür götürü vergidir. Hükümetin vergi politikasının iflasının göstergesidir. En ilginç olanı Anayasa'ya aykırılığı Anayasa Mahkemesi kararı ile sabit olmasına rağmen tekrar uygulamaya konulmuş olmasıdır. 'Hayat Standardı Esası'nı düzenleyen ilk kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilince dönemin hükümeti geçici maddelerle uygulamayı sürdürmüş ve bu şekilde Anayasa Mahkemesi'nin kararının arkasından dolanmıştı.

Aynı mantık bugün de karşımıza çıkmaktadır. 2 yıllık geçici bir süre için çıkarılmış gibi görülüyorsa da uzatmalarla süresiz hale gelecektir. Hatırlarsınız, ek vergiler ve deprem vergileri için de geçici denilmişti. Halen uygulanmaya devam ediliyor.

Hükümet vergi alabilmek için her yolu denemekte kararlı gibi. Ölçüyü kaçırmış durumda. Batan bankaların yükleri bütçenin sırtına bindikçe hükümet de mükellefe yükleniyor. Ek vergilerin süresinin uzatılacağını, taşıtlar üzerinden alınan vergilerin katlanacağını ve KDV oranlarının yükseltileceğini okuyucularımıza daha önce duyurmuştuk. Hükümet aşağı yukarı bunların hepsini yaptı. Sadece KDV oranlarının artırılması kaldı. Tam bir vergi bombardımanı altında Türk insanı. Ekonomi yönetiminde ve hükümette sağduyu kayboldu, telaş başladı.

Üretimin ve istihdam imkanlarının daraldığı, kâr marjlarının düştüğü bir ekonomide yeni vergiler durumu daha da kötüleştirecek, beklenen vergi gelirleri gerçekleşmeyecektir.

Devalüasyon

Son iki haftadır piyasaları saran krizin atlatılması mümkün değildir. Zira, krizin nedeni psikolojik değildir. Yapısaldır. Hükümetin uyguladığı hatalı para ve kur politikalarından kaynaklanmıştır.

Cari işlemler açığının hedeflerin çok üzerine çıkması, cari işlemler açığının kapatılması ile faiz politikası arasında çatışmanın bulunması, paranın yönünün belirlenememesi ve aşırı değerli TL (sıcak para) politikası kaçınılmaz olarak bugünkü krizi doğurmuştur.

Kriz gerçekten çok tehlikelidir. Bir haftada Merkez Bankası'ndan 5 milyar dolar döviz çıkmasına yol açan bir krizin atlatılması çok zordur.

Merkez Bankası'nın döviz rezervi uzun zamandan beri ilk kez 19 milyar dolara inmiştir. Bankalar Merkez Bankası'ndan döviz çekmeye devam edeceklerdir. Zira bankacılık sisteminde 20 milyar doların üzerinde açık pozisyon bulunmaktadır. Yaşadığımız krizden sonra bankalar yurt dışından sağladıkları kredileri uzatmakta zorlanacaklardır. Bu durumda Merkez Bankası'ndan döviz talepleri hızlanacaktır.

Döviz rezervini izleyin

Şu anda yakından takip edilmesi gereken en önemli gösterge Merkez Bankası'nın elindeki döviz rezervi miktarıdır.

Şu ana kadar devalüasyon baskısının önündeki engel Merkez Bankası'nın yüksek döviz rezervleriydi. Rezervin % 20'si bir haftada eridi. Bankaların döviz talebinde bir azalma yok. IMF ve Dünya Bankası'ndan gelecek 2 milyar dolar anlamlı bir rakam değil. Problemi çözmez. Bankaların döviz taleplerinin yanında, Türkiye'yi hızla terkeden yabancıların da döviz talepleri söz konusu.

Okuyucularımıza önceki tavsiyemi tekrarlıyorum: Likit kalın, dövizde kalın.

Kısa bir süre içerisinde en az 10 milyar döviz girişi olmadığı takdirde, uçuşa da hazır olun.


1 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nurettin CANİKLİ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...