![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Dinç Bilgin'in ardından28 Şubat, büyük bir vurgun ve soygun dönemi oldu. Ama görünen, buzdağının sadece su yüzünde kalan kısmı. 28 Şubat'ın sivil generalleri birer birer dökülüyor. Demirel ailesi ve yakınları kıskaç altında. "Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan mülk de yalan / Gel biraz da sen oyalan" Dinç Bilgin "ceketimi alıp gazeteyi terk ediyorum" diye yazmış dün Sabah'ın birinci sayfasında. Davranışını, "hem ailesine yakışacak, hem de halkımızın fazilet beklentilerini cevaplayacak şerefli ve örnek bir çözüm" olarak takdim ediyor. Oysa, banka kaynakları kesilince, kağıt alacak, maaş ödeyecek parası kalmamıştı. Hükûmet gazete batmasın, çalışanlar mağdur olmasın diye bu çözümü buldu. Sonun başlangıcı
Yeni Şafak en güzel manşeti atmış: "Sonun başlangıcı" Dinç Bilgin'in 'Etibank'ına, Bankalar Kanunu'nun 14'üncü maddesine göre, kaynakları kendi müesseselerinin lehine kullandırdığı için el konuldu. Bankalar Kanunu'nun 22'nci maddesi bu durumda verilecek cezayı belirtiyor: "... Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan ve muhafazaları, denetim ve sorumlulukları altında bankaya ait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse, altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi, bankanın uğradığı zararı da tazmine mahkûm edilirler. Bu fıkrada gösterilen suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmişse, faile 12 yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç katı ağır para cezası verilir." Demek şimdi sıra, Dinç Bilgin'in ifadesinin alınmasında. İfadenin ilk bölümü "Borsa manipülasyonu", ikinci kısmı, Nevzat Ak ile Ömerli Baraj Havzası'nda, Samandıra'da Otokent'te hayali dükkân pazarlaması olabilir. Tabii halkın esas merak ettiği konu, Etibank'ın paralarının hangi ölçüde ve ne gibi hilelere başvurularak Dinç Bilgin'e kullandırıldığı hususu ile devlet bankalarından alınan kredi miktarlarıdır. Şimdilik "müşteri sırrı" kapsamında gizlenen bu bilgiler, konu DGM'ye intikal edince, ortaya dökülecek. O zaman vurgunun boyutları daha iyi anlaşılacak. İlksan olayı
Dinç Bilgin'in ailemize çok büyük kötülükleri oldu. Rahmetli eşim Kemal Ilıcak'ın vefatından hemen sonra, gazetesini, İlksan (İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı) meselesinde, onu karalamağa tahsis etti. Ömerli Baraj Havzası'nda İSKİ'nin yapılaşmaya izin vermediğini iddia ediyordu. Demek, öğretmenlere üzerinde ev inşa etmeleri imkânı olmayan Sefer Usta Çiftliği satılmıştı. Öğretmenler kazıklanmıştı!!! Bu yaylım ateşi karşısında, İlksan, Sefer Usta Çiftliği'ni iade etti. Aynı araziyi, hemen sonra, Aydın Doğan aldı. Böylece, kurallara uyulduğu takdirde inşaat yasağı olmadığı ortaya çıktı. Araziyi iade eden öğretmenler zarar etti. Aydın Doğan kârlı bir alış-veriş gerçekleştirmişti. Dinç Bilgin ise sadece belirli bir metrekareyi aşmayan villalara izin verilmesine rağmen, koruma alanı şartlarını hiçe sayarak, Ömerli Barajı Havzası'nda Samandıra baskı tesislerini (Print City) inşa etti. Aynı yerde yapmayı planladığı ve Nevzat Ak'la ortak olduğu Otokent'in temeli Cumhurbaşkanı Demirel tarafından atıldı. İnşaat izni olmayan birçok dükkân, bu görkemli törenden sonra kolayca pazarlandı. Şimdi dükkânların sahipleri, reklâm broşürlerindeki görüntülerin gerçek olmasını hasretle bekliyor. Dinç Bilgin, Mehmet Ali Ilıcak'ın Akşam gazetesini dağıtırken, Aydın Doğan ile anlaştı ve daha sonra da, dağıtımı durdurdu. Oysa, Mehmet Ali'yi, Aydın Doğan'a karşı kışkırtan, her atılan aleyhteki manşeti teşvik edip, alkışlayan oydu. Mehmet Ali Ilıcak'ı önce kullandı, sonra sattı. Kimbilir daha kaç kişinin canını yaktı. Mehmet Ali Birand, Mehmet-Canan Barlas, Cengiz Çandar ve Rauf Tamer'in hangi şartlarda işlerinden ayrıldıklarını sadece hatırlatmakla yetiniyoruz. Sivil generaller
28 Şubat'ın sivil generalleri birer birer dökülüyor. Demirel ailesi ve yakınları kıskaç altında. Demirel'in kayınbiraderi Ali Şener'in, Fatih Ormanı'nda 65 dönümlük araziyi, hile ile ele geçirdiği ortaya çıktı. Murat Demirel'den sonra Ali Şener'le, Demirel ikinci sıcak darbeyi yemiş oluyor. Ama ailenin diğer fertleri de rahat değil. Cavit Çağlar'ın, Orhan Aslıtürk'ten naylon fatura kullandığı iddiaları mevcut. Öte yandan Sümerbank'tan alınan bir kredi dolayısıyla, Çağlar hakkında yakalama emri var. Çağlar, DGM'den randevu (!) alıp geleceğini beyan etti. Şimdilik yurt dışında. Kendisinden önce uçağı gelmiş olmalı ki, Amerika'dan dönen Demirel, Cavit Çağlar'ın özel uçağı ile Ankara'ya gitti. (Hürriyet - 30 kasım 2000) 9'uncu Cumhurbaşkanı'nın, aile fotoğrafındaki fertleri koruma ısrarı inat halini aldı. Dinç Bilgin, Sabah grubunu elden çıkararak hapse girmekten kurtulacağını düşünüyor. O zaman, Ali Şener ile Nevzat Ak da orman arazisini iade edip, konunun kapanmasını sağlasınlar. Sorular
Oysa cevaplandırılması gereken yığınla soru var: 1) Neden Dinç Bilgin'in, çeşitli aracı kuruluşlarda, 100 milyonlarca adet Medya Holding ve Sabah Gazetecilik hisse senedi bulunuyordu? Bunlarla, hisse senetlerinin değerlerinin sun'i olarak yükselip alçalması mı sağlanmıştı? 2) Nevzat Ak'ın Etibank'tan aldığı 50 milyon dolar kredi, gerçek bir alış-verişi mi yansıtıyor? 3) Bazı Sabah çalışanlarının üzerinde görünen ve milyon dolarla ifade edilen krediler neyin nesidir? Gazetecilerden bazılarına, ufak miktarda borç verip, karşılığında yüksek meblağların altına imza attırıldığı söylentisinde gerçek payı var mı? 4) Etibank'ın kredilerinin ne kadarı donuk? Yani geri ödenmesi mümkün görünmüyor? Bu donuk krediler hangi oranda grup riskini yansıtıyor? Back to back yapılmış mı? Bazı paravan şirketlere kredi açılarak, para kaçırılmış mı? Herhalde Etibank Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerinin sorgulanmalarıyla birlikte, esrar perdesi kalkacaktır. 28 Şubat, henüz sona ermedi ama ne büyük bir bataklığın üzerine oturduğu meydana çıktı. Cavit Çağlar, Refahyol'un yıkılması için çabalayan en faal aktörlerden biriydi. Karşılığında, Etibank'ı aldı. Dinç Bilgin, ATV'si ile, Sabah'ı ve diğer yayın kuruluşlarıyla irticanın ne kadar önemli bir tehdit olduğunu anlatıyordu. Herkes "cambaza bakarken" Sabah grubu malı götürüyordu. Diğer grup da, onlardan aşağı kalmıyordu aslında. Elektrik dağıtım santralleri, özel teşvikler... daha neler neler. Karşılıklı ihbar
İki grup yurt içinde birbirinin ayağına basmamaya gayret ediyor; ama Almanya baskısında Sabah ile Hürriyet birbirine girdi. Hürriyet (28 Kasım 2000), sürmanşetten, Dinç Bilgin'in fotoğrafı altına şu haberi yerleştirmişti: "Hürriyet, borsadaki Dinçzede skandalına ışık tutuyor... VURGUN VAR. 31 bin hissedar perişan edildi. 23 trilyon lira cebe atıldı. Yatırımcı kaderine terk edilirken, Bilgin'in bankaya el konulmadan iki gün önce borsada yaptığı manipülasyonla bir anda 23 trilyon liraya konduğu anlatılıyor. Bilgin, Etibank'a da 200 milyon Mark'ın üzerinde mevduat toplamıştı. Şimdi af ile kurtarılmayı bekliyor." Sabah aynı tarihte (28 Kasım 2000) "Tombalacı" diye nitelendirdiği Hürriyet'i "Görülmemiş vurgun" başlığı ile ihbar ediyordu: Haber aynen şöyleydi: "Piyasaya sürdükleri tek tip tombala kartları nedeniyle büyük tepki toplamaya devam eden tombalacı gazetenin yöneticileri cep telefonlarının Almanya dışında satılmayacağını önceden açıklamadılar. Böylece aldatılanlar ordusuna katılanların sayısı da giderek büyümeye başladı." Hürriyet gazetesi, cep telefonlarının Almanya dışına dağıtılmayacağını önceden belirtmediği için, Avusturya, Hollanda, İsviçre, Belçika, Fransa, Danimarka ve diğer ülkelerden cep telefonu kazanan talihliler zarar görmüştü. Sabah gazetesi "Büyük vurgun" diye bu olayı manşetinden duyuruyordu. (Emin Çölaşan bu vurgunu tahkik edip acaba sütununda yazabilir mi?) Buzdağının üstü
Gerçekten de 28 Şubat, büyük bir vurgun ve soygun dönemi oldu. Ama görünen, buzdağının sadece su yüzünde kalan kısmı. Demirel gidince, himayesinde bulunanların dokunulmazlığı kalktı. Mesut Yılmaz'ın siyaset sahnesinden çekilişiyle birlikte, sıra başkalarına da gelecek deniliyor. Borsadaki manipülasyonların ele alınması dahi kaç şirket sahibinin canını yakacak. Bir aracı kuruluşa, "Dinç Bilgin adına hisseleri alıp satarak manipülasyon yapmanın suç olup olmadığını" sordum. "Suç ama herkes yapıyor" cevabını verdi. Acaba bu "herkes" kim? İçinde Aydın Doğan da var mı? Ali Balkaner'in, ifadesinde Babıali'deki hangi fildişi kulesini taşladığını biliyor musunuz?
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|