![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
IMF'den krize, krizden IMF'yeIMF ile varılan anlaşma sonucu uygulamaya başlanan ekonomik programın ilk yılı tamamlanırken, ülkenin böyle bir mali kriz içine sürükleneceği tahmin ediliyor muydu? Kriz geldi ve başta hükümet olmak üzere, programın tüm operatörleri panik içine sürüklendiler. Ecevit bir ara Cottarelli'ye kamuoyu önünde "Türkiye'yi biz yönetiriz" diyerek fırça çekmişti. Başbakan son krizi "Kâbus gibiydi" diye özetledi. Yabancı yatırımcılar piyasadan 8 milyar dolar parayı çekip götürüp, borsa tepetaklak gidip, faizler 1700'lere çıkıp, bazı bankaların daha batma noktasına geldiği görülüp, dövizde program hedefleri büyük bir tehdit altına girince herkeste şafak attı. -Yetiş IMF, yetiş Dünya Bankası, yetiş Amerika çığlıkları yükselmeye başladı. IMF, Dünya Bankası ve Amerika yetişti! Dünkü manzara gerçekten çarpıcı idi. Ecevit de herhalde dün, Cottarelli'ye fırça çektiği günleri hiç hatırlamak istememiştir. Dramatik bir görüntü bu gerçekten ülkemiz adına. Ecevit konuşuyor, sonra ekonomi bürokratları ile uluslararası finans kuruluşlarının temsilcileri aynı masanın etrafında basın toplantısı yapıyorlar ve Türkiye'ye ek bir nefes borusu takacaklarını ifade ediyorlar. -Alın size10 milyar dolar kredi imkânı... 21 Aralık'a kadar IMF'ye bir ek niyet mektubu verirseniz kredi musluklarının açılmasını sağlayacağız. Artık biliyoruz, niyet mektupları, IMF'ye verilen sözleri ihtiva ediyor. Bu noktada klasik "millî tepkilerimiz" artık yok. IMF'nin bizim adımıza düşündüğünü adımız gibi biliyoruz! Ek niyet mektubu, geçen süre içinde IMF şablonu konusundaki densizliklerimizi telafi için gerekli. Yeni yılda, IMF şablonu daha belirleyici olacak. Bir ekonomist çok net olarak "IMF programına iman tazeledik" şeklinde tanımlıyor mevcut durumu. Diyor ki IMF: -Mevduat güvencesini sınırsız hale getirin. -Bankaların uluslararası piyasalarda aldığı kredilere de güvence verin. -Özelleştirmeyi bir an önce sağlayın. -Memur ve kamuda çalışan işçiye verilecek zam enflasyonun üzerinde olmasın. Refah payı, nemaların ödenmesi şimdilik unutulsun. IMF, adı üstünde Uluslararası Para Fonu... Ülkelerin ekonomik durumunu analiz ediyor ve uluslararası finans çevrelerine "borcunu ödeyebilir" nitelikte olup olmadığı yolunda referans niteliği taşıyan görüşler bildiriyor. Uluslararası finans çevreleri de IMF'nin yeşil veya kırmızı ışığına bakarak kredi açma noktasında tavır alıyor. Bir ülkenin IMF reçeteleri çerçevesinde program uygulaması demek ekonomisinin kullandığı dış kredileri karşılayabilecek niteliğe kavuşması için çaba göstermesi demek. Şu anda IMF'nin tavrı, uluslararası kredi çevrelerine "Türkiye'ye kredi açılabilir, çünkü niyet mektubu Türkiye'nin bu yönde bir yapılanma gerçekleştireceği sözünü içeriyor" yolunda verilmiş bir yeşil ışığı öngörüyor. Sorun şurada: -Acaba IMF reçeteleri, dış kredileri ödeme kapasitesi getirirken aynı zamanda söz konusu ülkenin ekonomik yapısının bir bütün halinde iyileşmesini de sağlıyor mu? Düyûn-u Umumiye düzeni de dış borçları garanti ediyordu ama, bunun öteki anlamı ülkenin batması demekti. Türkiye örneğine bakarsak, hükümet çevreleri, ekonomi bürokratları, hatta genel iş çevreleri bu programın aynı zamanda ekonomiyi toptan iyileştireceğini belirtiyor, toplumun da ancak bu iyileştirme karşılığında belirli fedakarlıklara katlanmak zorunda olduğunu ifade ediyorlar. Çünkü IMF reçetelerinin toplumsal açıdan en belirgin özelliği toplum olarak bir bedele katlanma zorunluluğunu getirmesi. "Kemer sıkma" diyoruz buna... Yani toplum, gelecekte iyi günler görmek için, belirli bir süre fedakârlığa katlanıyor. Toplum yaşadığı daralma içinde feryadı bastıkça, reçeteyi üreten ve inanıp uygulayanlar teskin ediyorlar: -Sabredin, dişinizi sıkın, güzel günler ilerde... Şimdi, birinci yılın ardından gelen kriz, bu noktada önem taşıyor. Bu kriz öngörülmüş müydü, yoksa programın öngöremediği bir kötü sürpriz midir? IMF'ye "iman tazelediğimiz" şu günlerde, ikinci yılı yaşamaya hazırlanırken, yılın öteki ucunda benzeri krizlerle karşılaşmama garantisi var mı elimizde? İnsanlar "IMF reçetelerini başarıyla uyguladık ve sonunda başarılı bir tarzda iflas ettik, bittik" demek için dolduruşa gelmek istemiyorlar. Kamu çalışanlarının gırtlağı hükümetin elinde. 100 bin insan Ankara'da toplanıyor, feryad ediyor, hükümet bana mısın demiyor? Yani kamu çalışanları net tükeniş halinde... Sanayici, "Tamam ama, üretim nerede? Üretimi artıracak tedbirler nerede? Üretim olmadan hangi reel ekonomiden söz edilebilir?" diye soruyor... Ticaret erbabı, S.O.S. veriyor. Tarım zaten yoğun bakımda... Üç yıllık program sunulurken, "İkinci yıl, birinciden daha çetin olacak" denmişti. Ne anlama geliyor bu "çetin olacak" ifadesi? Yoksa bu yılın içinde de, banka iflâsları gibi yoğun başka iflâslar mı gelecek? "Önümüzü göremiyoruz" diye feryad ediyor iş dünyası... "IMF'den krize, krizden IMF'ye" düşüncesi bir kısır döngüyü ifade ediyor. IMF'nin gerçekten bir cenaze levazımatçısı olmadığından emin miyiz, yoksa çok sesli bir ölüm daha güzel olur diye mi, Dünya Bankası'na, Amerika'ya, IMF'ye "Yetiş!" diye sesleniyoruz? Türkiye'de gerçekten gelecek yılın sonunu gören biri var mı?
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|