![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Krizler ve yönetim sorunuTürkiye'nin yarım asırlık çok partili demokrasi tarihine bakıldığında ilk dikkatimizi çeken hususun bu zamanın devamlı bir krizler, bunalımlar, kargaşalıklar ve git-gellerle geçtiğidir. Kriz nerede ise siyasal sistemimizin olmazsa olmaz temel niteliğidir. Hep istikrar arıyoruz, ama krizlerden, bunalımlardan bir türlü kendimizi kurtaramıyoruz. Şöyle ilk bakışta işaret edeceğimiz iki açık darbe, bir muhtıra, bir post-modern darbe, iki yeni anayasa, anayasada köklü değişiklikler, devalüasyonlar, giderek yükselen dış borçlar, değişen ekonomik sistemler, karma ekonomi, ithal ikameci ekonomi, dışa açık ekonomi, devamlı açık veren ödemeler dengesi, giderek yükselen işsizlik, kitleselleşen fakirlik, her alanda artan ve kronikleşen sorunlar, köyden kente yönelen hızlı göç, üniversite kapılarında yığılan milyonlarca genç, anlamsızlaşan eğitim politikaları, yap-boza dönüşen uygulamalar... Krizle yatıyoruz, krizle kalkıyoruz. Sonunda bir krizden kurtulduğumuzda derin bir "oh" çekip seviniyoruz. Ama kısa bir zaman sonra yeni bir krizle yüz yüze geliyoruz. Geçtiğimiz üç haftayı gözlerimizin önüne getirelim. Ne kadar da çok şey yaşadık! Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) yayınladı ve Türkiye'de giderek krize dönüşen bir tartışmayı ateşlemiş oldu. Sonunda hafta başında Brüksel'de toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Konseyi'nde belgede Türkiye'nin hassasiyetini dikkate alan bazı değişiklikler yapıldı ve kriz aşıldı! Tartışma konusu hususlar farklı kelimelerle ve farklı yerlerde yeniden düzenlendi. Bu yeni durum krizin aşılması için yeterli mi? Onu zaman gösterecek. Aslında Türkiye bunu bir "zafer" olarak görse de işin uzmanları işin hiç de böyle bir şey olmadığının farkındalar ve zafer sarhoşluğu içinde olanlara "teenni" tavsiye ediyorlar. KOB'nden kaynaklanan krizin henüz tam olarak atlatıldığı henüz kuşkulu. Bugün Nice'de toplanan Avrupa Birliği Zirvesi'nde genişleme konusunda önemli tartışmalar yapılacak ve Türkiye'nin de geleceğini etkileyecek bir takım kararlar alınacak. Bakalım alınacak olan bu kararlar bizde ne tür yeni krizlere sebep olacaktır? Türkiye önümüzdeki günlerde KOB'a dayalı olarak bir "Ulusal Belge" hazırlayıp açıklayacak. Yani KOB'daki hedeflere nasıl ulaşacağınızı ortaya koyacak. Sanıyorum yeni bir kriz tam da bu noktada ortaya çıkacak. Devlet eliti ve güçleri bu belge üzerinde acaba uzlaşabilecekler mi? Şimdiye kadarki gelişmelere bakarsak uzlaşmanın çok zor olduğu anlaşılıyor. Avrupa Birliği ile ilgili gelişmelerin yarattığı kriz ve tartışmalar yetmemiş gibi daha müessir bir kriz finansal alanda patlayıverdi. İnsanlar bankalara hücum ederek ellerindeki paraları dövize tahvil etmeye yöneldiler. Borsa çöktü, bankalar ödeme sıkıntısı içine düştüler, Merkez Bankası milyarlarca doları piyasaya vermek zorunda kaldı. Faizler korkunç bir yükseliş gösterdi, ellerinde lira olanlar paralarını repoya kaydırdılar... Her şey alt üst oldu. Peki bu krizin sebebi ne? İşin uzmanlarına sorarsak ortada ciddi bir kriz sebebi yok. Sağlıklı cevap veren kimse yok. Güvensizlik, dedikodu, fısıltı gazetesi vs. hepsi gelişmeleri açıklama hususunda yetersiz. Sonunda İMF heyeti geldi, görüşmeler yürütüldü, bazı hususlarda mutabık kalındı ve kriz atlatıldı. Bu ne demektir? Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki Duyun-u Umumiye hep eleştirilmiştir. Bu yeni durumun bundan bir farkı var mı, merak ediyorum. Bütün bu krizler ve gelişmeler olurken siyaset nerede? İşte işin en can alıcı yanı burası. Ne hükümetin yaptığı bir şey var, ne de muhalefetin konuyla ilgili ciddi bir icraatı. Siyaset nerede ise kurum olarak sistemden çekilmiş durumda. Bürokrasi sanıldığından da daha aktif şekilde siyasallaşmış, siyasetin alması gereken kararları da kendisi alıyor. Toplumun temsilcisi siyasal kişiler mi, yoksa atanmış memurlar mı daha önde gözüküyorlar? Bütün bu krizler bir şeyi açık seçik ortaya koyuyor ki o da Türkiye'nin çok ciddi bir yönetim problemiyle yüz yüze olduğudur. Söz konusu yönetim problemi bugünün sorunu değil. En azından yarım asırlık, belki de iki asırlık bir problem. Türkiye'de yönetim aygıtı ve buradaki görevliler başka bir dünyada yaşıyor, başka yöne doğru gidiyor yönettiklerini sandıkları toplum başka dünyada yaşıyor ve başka yöne doğru akıyor. Krizlerle, bunalımlarla bunaltılmış olan toplum dünyadaki gelişmeleri takip ediyor, ülkenin daha iyi yönetilmesini istiyor, ama bunu bir türlü gerçekleştiremiyor. Nerede ise yönetim aygıtı kendi pozisyonunu krizlere, bunalımlara ve sorunlara bağlamış bulunuyor. Krizler, aslında yönetim aygıtının dönüşümünü, değişimini temin etmesi gerekirken tam tersine daha da içe kapanmasına, statükoya sarılmasına ve toplumla duvarları yükseltmesine yol açıyor. Krizler, yönetim aygıtının kendi pozisyonunu daha da güçlendirmek için başvurulmuş operasyonlar olmasın?
ddursun@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|