![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ölümler başlamadan...Cezaevlerinde başlatılan ölüm orucu eylemi kritik sınıra dayandı. Şekerli su ve vitamin dışında bir şey almayı reddeden eylemciler, 50. günden itibaren bilinç kaybına uğramaya ve vücutları hayati işlevlerini yitirmeye başlıyor. 60. günden sonra ise ölüm olaylarıyla karşılaşılıyor. Siz bu satırları okurken, ölmeye yatmış 30 mahkum, 50. günlerine girmiş olacak... Cezaevleri Adalet bakanlığının görev alanı içinde ve bakan Prof. Hikmet Sami Türk eylemleri tedirginlikle izliyor. Önceki akşam gazetelerin Ankara temsilcileriyle biraraya geldiğinde en fazla bu konu üzerinde duruldu. Protesto edilen 'F-tipi' cezaevlerinin gösterilmeye çalışıldığı gibi 'hücre tipi' olmadığını ileri sürerek eylemleri doğru bulmuyor bakan; 'oda sistemi' dediği 'F-tipi' cezaevlerinde mahkumların bugünkünden daha rahat şartlarda yaşayacakları görüşünde. Bugünkü koğuş sisteminin suç ürettiğini, cezaevlerini hâkim olunamaz hale getirdiğini iddia ediyor. Prof. Türk'e göre, yeni düzenleme, ileri ülkelerdeki örneklere de uygun... Aslında, yürürlükteki mevzuat göz önünde bulundurulduğunda, eylemcilerin 'hücre tipi' iddiaları ciddiyet kazanıyor. Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 16. maddesi, özel tip cezaevlerindeki mahkumların birbiriyle ihtilâtını ve açık görüşü yasaklıyor. Adalet bakanı Prof. Türk, o maddenin değiştirileceğini, ayrıca mahkumların şikâyetlerini değerlendirecek infaz hâkimliği kurumuyla izleme kurulları oluşturulmasına imkân sağlayacak iki yeni yasanın daha çıkartılacağını söyledi. 'F-tipi' cezaevleri, bu üç konuda değişiklik gerçekleştirildikten sonra açılacakmış... Bu düzenleme en erken altı ay içinde gerçekleşebilirmiş; "Bir yılı bile bulabilir" dedi bakan... Adalet bakanlığının cezaevlerinin durumlarını iyileştirme yönündeki çabaları olumlu olsa bile, bu durum, devam etmekte olan ölüm orucu eyleminin vahametini ortadan kaldırmıyor. 100'ün üzerindeki mahkum ve yakını, kısa süre sonra, ölümle kucaklaşmaya başlayacaklar. 'F-tipi' uygulamasının koğuş sisteminden daha iyi olduğunu anlatmanın kimseye bir yarar sağlamayacağı son dönemece giriliyor... Bir insanın kendi rızasıyla ölmeye yatması müthiş bir eylem; sonunda öleceğini bile bile yapılan bir eylem ölüm orucu. Adalet bakanlığı yetkililerinin, "Baskı yapanlar var, mahkemelerde örgütün aleyhine ifade verenler ölüm orucuna yönlendiriliyor" türü iddiaları da bu aşamada havada kalıyor. İddia doğruysa, o insanları yaşatmak devlet açısından daha bir önem kazanıyor. Ölüm orucu ve açlık grevi eylemlerini âcilen durdurmak şart. 1992 ve 1996'daki eylemlerden hatırlıyoruz: 'Terörist' kimlikleri yüzünden eylemcilerin grevlerini duymazdan gelen kamuoyu, ölümler başladığında hassaslaşıyor ve çözüm için baskı yapmaya başlıyor. O ana kadar, "Devlet teröristle pazarlık etmez" tavrını sürdüren yetkililer de o noktada tavır değiştirmek zorunda kalıyorlar. İki olayda da, eylemcilerle son anda pazarlık yapıldığını biliyoruz; ama ölümler başladıktan sonra... 1996 eyleminde, 12 genç, ölüm orucunda hayatını kaybetti. Eylem sırasında herkesin 'terörist' gözüyle baktığı eylemciler, ölümler başlayınca, ölümüne izin verilmemesi gereken birer 'insan' kimliği kazanıyorlar... Hükümet "Bırakalım, gebersinler" tavrını benimsemiyorsa, eylemleri uzaktan seyretmek ve ölümlerin başlamasını beklemek yerine ölüm orucunu sona erdirmek için bir formül bulmak gerekiyor... O formül, "Bir yıldan önce açılması zor" türü geçiştirme cümleleri olamaz. Sözgelimi, İstanbul Barosu başkanı Yücel Sayman'ın 'uygulamanın bir yıl ertelendiğinin açıklanması' ve 'ortak yaşam alanı eksikliğini giderme' teklifleri bir ilk adım olabilir. Bizimle yaptığı sohbette, Prof. Hikmet Sami Türk, mahkumlara insanca bir hayat sağlama konusunda samimi olduğu görüntüsü verdi. Mahkum da olsalar insanların insanca yaşamaya hakları olduğunun farkında bakan. Üç kanun çıkmadan 'F-tipi' cezaevlerinin açılmayacağı ve uygulamada çıkacak sorunların çözümü için çaba göstereceği güvencesi bile iyi niyetinin göstergesi. Ancak, eylemcilerin ölüm orucundan kendiliğinden vazgeçmelerini beklemekten öte bir şeyler yapması da şart. 'Ramazan', 'oruç' ve 'ölüm' sözcüklerinin yanyana gelmesine en katı yürekliler bile tahammül edemez...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|