![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Dünyalı olmak kaçınılmazdır!..Ankara'dan dün bir iyi, bir de kötü haber geldi. "İyi haber", İMF'nin Türkiye'ye ek kaynak yaratma taahhüdünde bulunması.. Bu rakam 7 milyar dolar civarında olacak.. Eskiden taahhüd edilen rakamı da eklersek, 10 milyar dolara ulaşıyor bu rakam.. Demek ki, önümüzdeki dönemde bir "devalüasyon" yok.. Son krizde boşalan rezervleri, İMF dolduracak.. "Kötü haber" ise, Demirbank'a el koyulması.. "Demirbank" daha önce el koyulan, "boşaltılmış bankalar"dan farklı bir kuruluş.. Demirbank boşaltılmadı.. Türkiye'nin en büyük 10 bankasından biri olan Demirbank, galiba kötü yönetildi.. Bütün kaynaklarını devlet kağıtlarına yatırdı.. Faizler yükselince, bu düşük faizli kağıtlar bankayı zarara ve sonunda nakit sıkıntısına soktu.. Eğer anlatılanlar doğru ise ve Demirbank'ın kredileri de, geri dönüşü zor olan problemli müşterilere büyük kalemlerle aktarıldıysa, bu bankanın problemi daha da büyük.. Örneğin Demirbank'ın, Dinç Bilgin şirketlerine dönük, 600 milyon dolarlık bir risk taşıdığı söyleniyor. Ama Demirbank, kesinlikle bir "Egebank" veya "Etibank" gibi, "boşaltılmış" değil.. Sadece "batırılmış" bir banka.. -Ha boşaltılmış, ha batırılmış, ne fark var, demeyin. Boşaltılmış bankaların sahip ve yöneticileri, hem iflas ediyor, hem de cezaevlerinde çile dolduruyor.. Batırılmış bankaların sahip ve yöneticileri ise, iflas ediyor.. Her şekilde, bir banka sahibi olmaktansa, bir bankanın mevduat müşterisi olmak, daha fazla tercih edilir bir konum.. Dün Ankara'da, mevduata verilen güvencenin devam edeceği de açıklandı. Ama Başbakan Ecevit, altını çizerek, banka sahip ve yöneticilerinin güvence altında olmadığını da söyledi.. Gelelim bundan sonra ne olacağı konusuna.. Birincisi, Türkiye'ye sağlanacak 7 milyar dolarlık ek kaynak karşılığında, İMF'nin 21 Aralık'taki yönetim kuruluna, Türkiye yeni taahhütlerde bulunacak.. Telekom'un, Türk Hava Yolları'nın, "Enerji Sektörü"nün özelleştirilmesi, artık ertelenmesi mümkün olmayan gerekler.. Ayrıca sanıyoruz, devletin iyice küçültülmesi, askerî harcamaların azaltılması, bütçenin şeffaflaşması ve idari-mali temizlik, Türkiye'nin kaçınılmaz kaderinde var.. Bu arada, "enflasyonla mücadele" konusu, daha derinine izlenmek durumunda.. Yani iç talebi kısıcı önlemler, maaş ve ücretlerin kontrol altında tutulması, tüketime daha yoğun vergiler, belli ki, önümüzdeki dönem gündeminin ana maddeleri.. Ortaya çıkan politik ve ekonomik tabloyu, ilgili-ilgisiz herkes çok iyi görmelidir.. Bir yandan Avrupa Birliği ile anlaşmaya varılan Katılım Ortaklığı Belgesi, bir yandan İMF (Uluslararası Para Fonu) ile yeniden varılan uzlaşma, biz Türkler'in kendi kendimize başaramadığımız "değişim"in, dışarıdan zorlanacağını gösteriyor. Bu ne demek? Sürekli "koalisyon protokolleri", "reform programları" açıklayan Türk politikacıları, laftan başka birşey üretmeyip, bunun yerine sürekli kriz ürettikleri için, şimdi "dış dünya" (veya dünya konjonktürü) devreye girdi.. Sürekli "Türkiye'nin özel şartları" gerekçesi ile, demokrasiyi, serbest rekabeti, hukukun üstünlüğünü, şeffaf ve küçük devleti erteleyen yerli kadrolar, şimdi yeniden, "dış zorlama" ile motive edilecekler.. Ne kadar "Bir Türk dünyaya bedeldir" dersek diyelim, bu "dünya" da, galiba çok güçlü ve etkili.. ŞAKA
Ama ne milliyetçilik!..
Bundan sonra, Türkiye'de siyaseti ve idareyi temsil eden her yetkili, ağzından çıkacak her cümlenin maliyetini hesap edip konuşmalıdır.. İMF ve Dünya Bankası fonları ile hava basmak, artık ayıp kaçıyor.. İçeride kriz ve gerginlik üretip, sürekli dışarıya el açan "milliyetçi politikacılar"ın balonları, bir kez daha patladı.. BAŞÖRTÜSÜ
Sürekli gerginlik yaşanılır mı?
Devlet bütçesinin denklenmesi ve piyasanın krizinden çıkarılması için, ya İMF'ye ya Dünya Bankası'na , ya Amerika'ya güveniyoruz Acaba şu içerideki sosyo-politik krizlerin, yarı-askeri demokrasinin, devlet ile halkın arasının açılmasının çözümü için de, yine "dışarı"ya mı başvuralım?.. Örneğin şu kronikleşen ve binlerce gencin, dindar insanın huzurunu kaçıran "başörtüsü krizi"ne, bir çıkış yolu mu soralım Avrupa Birliği'nden? Eğer "siyasal İslam"ın simgesi olarak "başörtüsü" alınıyorsa.. Ve dindar insanlar için de, "başörtüsü" bir "Allah emri" ise.. Bu derin devlet, Siyasi İslam'ı simgeleyecek bir "başörtüsü modeli" versin.. Toplum mühendisleri ile moda destinatörleri bir arada çalışıp,"laik cumhuriyet"i rahatsız etmeyecek bir başörtüsü modeli oluştursunlar mesela.. Bunca gerginliğe, eziyete ve zorla üretilmiş krizleri yaşamaya değer mi? Çağdaş ve laik uygarlık,"kriz ve gerginlik" değil, "çözüm ve uzlaşma" üretir.. Öyle değil mi?
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|