YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

O günden bugüne...

'Tanin', İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, Hüseyin Cahid, Tevfik Fikret ve Hüseyin Kâzım tarafından çıkarılmaya başlanan günlük bir gazetedir. İlk defa 2 Ağustos 1908 tarihinde yayınlanmaya başlamıştır. Zamanla İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin yayın organı durumuna gelmiştir. Tanin, birtakım gözlemlerde bulunmak üzere Anadolu'ya yazarlarından Ahmed Şerif'i gönderir. Bunun gerekçesi de bu gözlem notlarının basıldığı kitabın önsözünde gazete adına şöyle anlatılır: 'İstanbul'da hepimiz bir politika illetine uğradık. İşimiz, gücümüz, konumuz, konuşmamız hep siyasetle ilgili. Halbuki biz birtakım mali, iktisadi, toplumsal ve tarımımızı ilgilendiren meseleler karşısında bulunuyoruz. Taşralar ne durumdadır? Köylüler ne yapıyor? Ne istiyor? Memleket neye muhtaçtır?'

İşte bu amaçla yola çıkan Ahmed Şerif Osmanlı toprağındaki pekçok noktaya ayak basar ve toplumsal gözlemler yapar. Bu gözlemlerini İstanbul'da gelişen siyasi olaylarla paralellikler kurarak anlatma ustalığını da gösterir. Bu notlar hala çok değerli belge niteliğindedir. Anadolu'nun 'zihinsel topoğrafyasını' çıkardığı gibi, çeşitli göndermelerle İstanbul'un yani devletin, idarenin ve siyasetin de reflekslerini çıplaklaştırır. Anadolu'nun yaşadığı gerçek hayatla, hükümet çevrelerinin içinde bulunduğu zihniyet dünyası arasında kurmaya çalıştığı denklemler, bu topraklara ait tipik aydın tepkilerini de ele verir...

Tanin'deki gözlemlere bakıldığı zaman, birçok yerde hükümet dairelerinin haftanın birkaç günü açılmadığı önemli bir tesbittir. Yasal süresi çoktan geçmiş tutukluluk halleri yıllarca devam edebilmektedir ve hapisanelerde açlık vardır. Yani cezaevleri en büyük sorunlardan biridir. Memur kalitesi zayıftır. Okullar açıldıktan aylar sonra bile program ve kitap sorunu sürmektedir. Yazarın deyimiyle en büyük memleket problemi olarak Maârif durmaktadır. Teşebbüs ruhu zayıftır. Yargı mekanizmasında rüşvet yaygındır. İlamsız mahkeme hükümleri ve hükümsüz ilamlar vardır. Tapu ve nüfus kayıtları iyi tutulmamaktadır; nüfus memuru istediğini öldürmekte, istediğini de diriltmektedir. Tarım politikası çok kötüdür. Ulaşım problemi çok büyüktür; birçok yerde şose yoktur. İdareciler yerel eşrafın güdümüne girmiştir. İdarecilerin sermaye sahipleri tarafından yönlendirildiği çok açıktır. Köylerde eşkiya hakimiyeti artmaktadır; 'serseri Kanunu' uygulanmamaktadır. Dini istismar çok yaygındır. Sağlıklı hayvan kesimi yapılamadığı için gıda problemi giderek artmaktadır. Buna karşılık gayri müslimlerin okulları çok gelişmiştir ve entelektüel seviyeleri, hatta Türkçe'yi kullanma düzeyleri yerli halkın okullarından ve çocuklarından çok ileridedir.

Bu temel temalar etrafında dönen notları yüzlerce sayfa ve çok ilginç gözlemlerle aktardıktan sonra Ahmed Şerif, toplumsal durumla yeni rejim arasında şöyle bir değerlendirme yapar: 'Kamuoyu, Meşrutiyet'in değerini kabul etmekle, onun, ancak bu yüzyılda, yaşamak için bir yol olduğunu, varlığın devamı için, ilerleme için, bir araçtan başka birşey olmadığını anlayamamış. Bunun için, halk, Mebuslar Meclisi'nin açılmasıyla, hemen beklenen şeylerin görülmediğinden hayret ve tereddüt içinde bulunuyor. Köylü istiyor ki, vergisini daha kolay bir biçimde ödesin, tarlasını daha emin bir durumda sürsün, malı, canı emniyet altında bulunsun... Bu olduktan snora, o vatan için her türlü fedakârlığa ve hizmete hazırdır.' (Anadolu'da Tanin, shf., 2.)

Yaklaşık yüzyıl önce Anadolu ile 'idare' arasında hangi problemler varsa, bugün aynı problemler karmaşıklaşarak daha da derinleşmiştir. Anadolu bir yolgöstericilik beklerken, her yeni rejim durumunda, yol göstericilik ve çözüm üretme yerine 'köyün siyasal kontrolü' en önemli mesele olarak algılanmış, zaman içinde de, bu, tek önemli mesele durumuna gelmiştir. İdare'nin Anadolu'ya bakışınca hiçbir zaman, siyaset ve siyasi enstrümanların çözüm üretme kabiliyeti yoktur. Aynı şekilde tam yüzyıl önce hangi dış sorunlarla uğraşıyorsa Anadolu toprağındaki siyasi varlık, bugün de aynı dış sorunlarla uğraşılmaktadır.

Yüzyıl önce temel idari refleks, bir yanda İttihad ve Terakki'nin öte yanda Padişah'ın olduğu ama siyasetin hiçbir noktada gerçek anlamıyla işlevselleşemediği bir tablo idi. Bu tablo karşısında halk yeni rejim ne getirdi diye sorarken, Ahmed Şerif gibi İstanbul aydınları halkı yeni rejimi anlamamakla suçluyorlardı. Oysa halkla her yeni rejim arasındaki bağlar önce ideolojik olarak kurulsa da, bu bağlar ancak sorunlara çözüm üretmekle yeniden sağlamlaştırılır.

Dün de bugün de problem aynıdır. Devletin işleyişini, halkın sorunlarından bağımsız bir düzlemde tamamen ideolojik kaygılarla sınırlamak ve ardından Anadolu'yu işlerin sırrına varamamakla suçlamak...


7 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...