![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ölümleri önlemenin iki yolu"Ölüm orucu" uygulayanlar, Adalet Bakanı'nın "F Tipi uygulamasını erteledik. Bu konuda kamuoyunda bir uzlaşma sağlanıncaya kadar F Tipine geçilmeyecek" tarzındaki yaklaşımını kabul etmediğine göre, ölümleri önlemenin iki yolunun kaldığı görülüyor. Biri ölüm orucu yapanların öne sürdüğü şu şartları yerine getirmek: "Erteleme yetmez, F Tipi tamamen kaldırılmalı ya da F Tipi'nde koğuşlar 20 kişilik olmalı. - DGM'ler lağvedilmeli - Terörle Mücadele Yasası tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılmalı - Cezaevindeki ölümlerin sorumluları cezalandırılmalı - Hasta ve sakat arkadaşlarımız serbest bırakılmalı - İşkenceciler yargılanmalı - Anti demokratik yasalar iptal edilmeli - Cezaevini izleme komitesi kurulmalı..." Devlet bunları kabul ederse ölüm orucunun sona erdirileceği bildiriliyor. Devlet, toplu ölümlerin, veya hiç olmazsa bunun oluşturacağı dehşeti dikkate alarak bunları kabul edebilir mi? Bunu bir terör örgütü ile pazarlık olarak değerlendirmez mi? "İleri sürülen şartlar"ı dikkate alarak, bunun F Tipi'nden öte bir talepnâme olduğunu düşünmez mi? Devletin önünde şimdi ölüm oruçarını durdurmak için böyle bir değerlendirme konusu var. Ölüm oruçlarını durdurmanın ikinci yolu, F Tipi konusunda kamuoyunda yeterli hassasiyetin oluştuğuna, Adalet Bakanı'nın da süresiz erteleme sözü verdiğine bakarak "Örgüt"ün yeni bir tavır belirlemesidir. Ortada bir "Örgüt" olgusunun bulunduğunu görmezden gelmek mümkün değil. CNN Türk'te yayınlanan görüntüler, ölüm orucuna başlamanın törensel bir yönü olduğunu, insanların alınlarına biraz da eylem coşkusu içinde orak-çekiçli bantlar bağlandığını, koğuşların kadın-erkek karışık bir görünüme büründüğünü, duvarlara orak-çekiçli ışıklı levhalar asıldığını ortaya koydu. Bu görüntü, hükümetin "koğuş sistemine biz değil örgüt veya mafya hakim" iddiasını doğruluyor. Yani en azından, şu anda ölüm orucu uygulanan koğuşlara hakim olmadığı açık. Kim hakim bu koğuşlara? Örgüt. Dünkü Radikal'de, Neşe Düzel, ölüm oruçlarını bitirmek için gerçekten çok olumlu çabalar gösteren ve teklifler geliştiren İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman'a soruyor: "-Ölüm orucu için kim veriyor kararı? -Örgütsel olarak karar alıyorlar herhalde. -Hangi çocukların öleceğine kim karar veriyor? -Bilemem. Demokratik olarak oylama yapıp, aralarından kurayla ölecekleri seçiyor olabilirler. Daha önce ölüm oruçlarına katılmamışlar arasından seçebilirler. -Neden ölmeye yatanlar arasında lider konumunda kişiler yok? Neden ölümün eşiğinde her zaman olduğu gibi 'daha önemsiz' addedilen insanlar var? -Yöneticiler var mı yok mu bilmiyorum. Bu sorular ileride sorulur, tartışılır, ama şu anda bunu konuşmanın faydası yok, gerginliği artırır. -Acaba devlet yöneticiliği ile örgüt yöneticiliği arasında bazı benzerlikler mi var? -Olabilir." Oylama ile, kurayla, ya da başka bir yolla ölümü seçmek... Demek ortada ölümüne bir örgüt bağlılığı var... Bunu "insanların adanmışlığı" olarak görüp saygı ile karşılamak da mümkün, iradenin örgüte zincirlenmesi olarak değerlendirip yadırgamak da... Fakat ölüm orucunda "örgüt"ün etkinliği tartışılmaz. Ölüm orucunu bitirme kararını da tek tek kişilerin veremeyeceği, daha doğrusu örgütün vereceği de çok net görülüyor. O zaman ölümü önlemenin ikinci yolu, "örgüt"ün yeni bir değerlendirme yapması ve "Ölümden önce yapılabilecek daha pekçok şey vardır, Adalet Bakanı'nın sözünü ve iyi niyetini önemsemeliyiz, şartların tümünü birden istemek gerçekçi değil" kanaatine ulaşmasıdır. Bu durumda, devlet sorumlularını "ölüm"e uzanan süreçte duyarsız kaldıkları için ağır biçimde suçlamak mümkün. Ama ölüm orucuna karar veren örgüt için de, arkadaşları sür'atle ölüm çizgisine yaklaşırken, en azından "En doğru karar bu muydu?" gibi bir sorgulama içine girmeme sorumluluğu sözkonusu olmaz mı? Ben bu sorunun, örgütler, ihanet ettiğine inandıkları arkadaşları için ölüm kararı verip infaz ettikleri zaman da sorulması gerektiğini düşünmüşümdür... Örgüt disiplini başka türlü buyursa da, "Ya yanılıyorsak..." gibi bir iç sorgulama geçmeli bu durumlarda... Çünkü bir insanın, insanların hayatı söz konusu... Ailelerden de, çocuklarının hayatını kurtarmak için devlet ve kamuoyu nezdinde olduğu gibi örgüt nezdinde de ağırlıklarını koymalarını beklemek, bilmem yanlış mıdır?
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|