YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Dilenciler

Ramazan gelince dilenci sayısında yine müthiş bir artış oldu. Özellikle cami önlerinde mendil serenler, avuç açanlar, "Allah rızası için" yardım isteyenler çoğaldı.

Dileniciler, muhataplarından kendilerine bir şeyler vermelerini "diledikleri" için mi bu adla anılmaktadırlar, yoksa dillerinden düşürmedikleri dualardan, yani "Allah ne muradın varsa versin!" , "Allah çoluğunu çocuğunu kazadan belâdan korusun!", vb. dileklerinden ötürü mü?

Dilenci sözcüğünde, iki olasılığı da geçerli kılabilecek bir genişliğin bulunduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizin dilencileri, "Fakire bir sadaka!", "Bir ekmek parası!" diye yakarırken ya da ellerinde birtakım imzalı mühürlü kâğıtlarla "Çocuğum hasta, ilaç parası, ameliyat parası!" diye yalvarırken sözlerinin başında, sonunda, arasında hayır dua cümlelerini de sarf etmekten geri kalmazlar.

Meslekten dilenciler karşısında kimileri, sürümden kazandıklarını bildikleri için bozuk para türünden bir şeyler verirken, kimileri de onları nezaketle veya kabaca kapıdan kovmayı tercih ediyor.

İyi mi ediyorum bilmem ama ben genellikle isteyene bir şeyler veriyorum. Bu yüzden kınandığım, azarlandığım da oldu. "Senin gibi davrananlar yüzünden bu adamlar/kadınlar böyle bir yolu tutuyor ve sonuna kadar gidiyorlar. Merhametinizin sömürülmesine izin verdiğiniz için büyük bir "maraz" doğuruyorsunuz." deniyor.

Dilenciliği meslek edinmiş, ömürlerini bu işi icra ederek geçirmeyi seçmiş insanların yanı sıra, bu işi geçici olarak, örneğin yalnızca Ramazan ayında yapmakla yetinen insanlarımız da olsa gerek.

Bunların sayıları, sosyal ve ekonomik durumları, hakiki ve sürekli dilencilerle benzeştikleri ve ayrıştıkları noktalar, sosyoloji ve psikoloji araştırmalarına konu olabilecek bir ağırlık kazanacağa benziyor.

Bu mevsimlik dilenciler arasına Ramazan davulcularını da katmaya kalkışmak, herhalde büyük bir haksızlık olur. Fakat yine de, çoğu insanın içinde, kapısının önünde güm güm davul çalan ve "hak" ettiği parayı bekleyen insana bir çeşit "dilenci" nazarıyla bakan bir göz olduğunu sanıyorum.

Emek ile kazanç, değer ile fiyat arasındaki ilişkilerin doğallık ve anlaşılabilirlik sınırlarını zorladığı bir dünyada yaşıyoruz.

Ayakkabınızı onaran insanın harcadığı zamanın ve emeğin bedeli, meselâ yedi yüz elli bin lira olurken, daha az emek ve zaman harcamış olan televizyon tamircisinin hakkı, en az on kat fazla olmakta, olabilmekte ve bu durum hemen herkes tarafından "olağan" karşılanmaktadır.

Doğrusu ben bu uçurumu, "bilgi / teknoloji farkı" sayarak benimsemeyi bir türlü içime sindiremedim. Modern dünyayı ve bu dünyanın ölçütlerini anlamakta sıkıntı çekiyorum belki de.

Müslümanların zekât ibadetine ilişkin kurallar ve ölçüler, helâl kazanç yollarına ilişkin kurallar kadar, belki onlardan daha açık ve nettir. Zenginliğini arıtmak isteyenler, bu ölçülere uyacaklardır. Sadakanın ölçüsü ise, öyle sanıyorum ki, gönül zenginliği, cömertlik gibi maddeyi aşan ölçütlere bağlıdır ve bu kutlu ayda müslümanlar kapılarına gelen dilencileri boş çevirseler de çevirmeseler de, Bakara sûresinin 273. ayetinde sözü edilen ihtiyaç sahiplerini arayıp bulmak ve onlara yardımcı olmak zorundadırlar.


12 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...