![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Devlet özür diler mi?
TBMM İnsan Hakları Komisyonu eski Başkanı DSP'li Sema Pişkinsüt sözünü esirgemeyen bir milletvekili. Bir televizyon programında, "DSP bürokrasisi"nin marifetiyle söz konusu komisyon başkanlığının MHP'ye nasıl hediye edildiğini pek güzel açıkladı. DSP denince olumlu çağrışımlara yol açan çok az sayıda milletvekilinden birisi olan Pişkinsüt, insan hakları savunuculuğu gibi bilgi ve bilgelik gerektiren bir işlevi MHP gibi bir partinin lâyıkıyla gerçekleştirmesinin niçin imkansız olduğunu da güzel anlattı. Bu değerli milletvekiline göre, son günlerde yaşanan bazı olaylar bu yöndeki öngörülerinin nasıl isabetli olduğunu apaçık olarak ortaya koymuştu. Bu çerçevede son günlerde olanlar nelerdir? MHP'li bazı milletvekillerinin basında geniş yer alan açıklamalarını tekrarlamayacağım. Ancak, 6 Aralık tarihli gazeteler içinde sadece Milliyet ve Cumhuriyet'te yer alan bir haberden, insan haklarımızın hangi ellere düştüğünü apaçık olarak ortaya koyduğu için Yeni Şafak okurlarını mahrum bırakmak istemem. Milliyet'ten Fahrettin Fidan, bir basın toplantısı düzenleyen Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı MHP'li Hüseyin Akgül'e devletin ve bu arada komisyonun nihayet beraat eden "Manisalı çocuklar"dan özür dilemeyi düşünüp düşünmediği soruyor ve Başkan'dan "Devlet niçin özür dileyecekmiş ki?" cevabını alıyor. Gazeteci ve Başkan arasındaki diyaloğun devamı şöyle: "-Emrindeki memurlar, devletin binasında, devletin koruması altında olması gereken vatandaşlarına işkence yaptığı... Sonra da bu insanları haksız yere 2.5 yıl hapis yatırdığı, hayatlarını kararttığı için özür dileyecek. - Ooo! Ne yani, devlet her gözaltına aldığı insandan özür mü dileyecek? - !!!! - Hem devlet o kişilerden zaten özür diledi. - Benim haberim yok, nasıl diledi ki? - Sonuçta o kişileri beraat ettirerek, bir anlamda özür dilemiş oldu..." Herhangi bir yorumu gereksiz kılan, apaçık ve fazlasıyla samimi sözler bunlar. Belli ki MHP'li Başkan komisyonun başına geçene kadar komisyonun ilgi alanına giren konularla hiç ilgilenmemiş. Belli ki, TBMM'deki 127 üyelik grubundan Komisyon Başkanı olarak bula bula Akgül'ü çıkarabilen MHP, "devlet terbiyesi" (yani devletin ne demek olduğu, nasıl işlediğine ilişkin bilgi ve beceri) söz konusu olduğunda dünyadan haberi yok... Şimdi de, Komisyon Başkanı'nın cehaletinden bağımsız olarak, şu "Özür" meselesine değinelim: Devlet "Manisalı çocuklar"dan özür dilemeli midir? Bana sorarsanız mutlaka... Bu "çocuklar"ın işkence görüp 2.5 yıl hapis yattıktan sonra beraat etmeleri tabii ki devletin bir "özür"ü olarak kabul edilemez. "Çocuklar"ın beraat sonrası devletten davacı olarak tazminat almaları mümkün görünüyorsa da, bu bedel de "özür" yerine geçemez. Çünkü karşı karşıya olduğumuz dava, her ülkede rastlanabilecek türden bir "adli hata" olarak değerlendirilemez. Devletin güvenlik güçlerinin "işkence" yaptığı sabit olmuş, işkenceci polisler sonuçta mahkûm olmuşlardır. Devlet sadece "Manisalı çocuklar"dan değil, benzer davaların benzer sanıklarından da özür dilemelidir. Belki de "Manisalı çocuklar"dan özel olarak özür dilenirken, (binlerce dosyayı tek tek saymak zaman alacağından) o zamana kadar hayatları karartılanlardan topluca özür dilemek yoluna da gidilebilir. Pekiyi, bu "özür dileme" jesti pratikte nasıl mümkün olacak? Bu büyük jest hiç şüphesiz, görev ve yetkileri Anayasa'da "Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder," olarak tanımlanan Cumhurbaşkanı'ndan gelmelidir. Cumhurbaşkanı, bir Anayasa hukukçusu sıfatıyla Anayasa'nın "Gençliğin korunması" başlıklı 58. maddesini ("Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır") "işkenceden de korur..." ilavesiyle zenginleştirerek Cumhuriyet'in çocuklarından devlet adına özür diler... Bu büyük jestin anlamı ve etkisi saymakla bitmez. Cumhuriyet, cezaevi aracının arkasından "Onu götürmeyin! O daha çok küçük!" diye haykıran anne ile "barışma"nın kapısını ancak bu jestle aralayabilir. Sadece o anne ile değil, onunla birlikte bu "ceberrut" devletle bağını askıya almış olan iyi vatandaşlarıyla da ancak bu yolla barışabilir...
kbumin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|