![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Şiddet içermeyen eylemler, sağlıklıdır!..Cezaevlerinin hücre sistemine (veya F tipi) geçmesini istemeyen siyasi mahkumların yaptığı "açlık grevleri", galiba Türkiye'ye, "sivil itaatsizlik" veya "şiddet içermeyen eylem" olgusunu öğretecek.. Mevcut bir hukukî veya fiilî durumu protesto eden kesimlerin, "şiddet eylemleri"ni çok sık gördük.. Örneğin Ergin kardeşlerin (veya Nuriş çetesi), Uşak Cezaevi'ndeki şiddet eylemleri, bunlara son bir örnekti.. 50'nci güne giren açlık grevleri ise, tam anlamı ile "şiddet içermeyen eylem" niteliğinde.. Bu açlık grevine katılanlar, eylemi ne ölçüde "örgüt zorlaması" ile yapıyor?.. Bunlar, koğuş sisteminden, hücre sistemine geçişe direnirken, haklılar mı? Hiçbir alanda köklü reform yapamayan devlet, cezaevleri konusunda ne yapabilir ki? Bütün bu sorular, elbet tartışılmalı. Ama şu anda, gündemde "ölüm" var.. Ve biliyoruz ki "ölümden öteye köy" yok.. Yani, açlık grevi yapanların eylemleri haklı da, haksız da olsa, devlet ve hükümet bunlara eğilmek zorunda.. Nitekim Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, gayet doğru bir tutumla, "F Tipi cezaevi projesi"nin ertelendiğini açıkladı.. Keşke, açlık grevi yapanlar ve onları yönetenler, bu tutuma, grevi sona erdirerek cevap verseler.. Ancak asıl önemli konu şu.. Problemli kesimlerle ve çözülmeyen sorunlarla dolu Türkiye'de, "sivil itaatsizlik" olgusu ne kadar etkili olabilir? Bugün Türkiye'de "başörtüsü mağdurları" var.. Bugün Türkiye'de "off-shorezedeler" var. Bugün Türkiye'de, siyasi hakları ellerinden alınmış "düşünce suçluları" var.. Devletin kötü yönetilmesinden ötürü yoksulluğa itilen "bordro mahkumu memurlar" var.. Bu liste uzayıp, gidiyor.. Bir hukuki duruma veya bir fiili duruma karşı, "şiddet içermeyen eylem"le karşı koymak, sadece, açlık grevi yapanlar siyasi mahkûm olduğu zaman mı, etki yaratıyor? Dünyada "sivil itaatsizlik", pekçok temel değişime yol açtı.. 1930'lardan başlayarak Hindistan'da Gandhi'nin liderliğinde İngiliz sömürgeciliğine karşı sürdürülen direniş (satyagraha), tam bir "şiddet içermeyen eylem"ler paketiydi.. İngiliz mallarının boykotu, açlık grevleri, mahkeme kararlarını tanımamak, İngilizler'in elindeki işletmelerde işi yavaşlatmak, v.b... Bu "sivil itaatsizlik"ler, sonunda Hindistan'a bağımsızlık getirdi.. Amerika'da, Güney eyaletlerinin zencilere 2'nci sınıf insan muamelesi yapması, okullara, otobüslere siyahların alınmaması gibi durumlara karşı, 1950'lerden başlayarak Martin Luther King Jr. benzeri liderler, "sivil itaatsizlik" hareketlerini başlattılar. "Medeni Haklar" kampanyaları, sonunda, Amerika'da siyahlarla beyazları, hukuk önünde eşitledi. Polonya'da Sovyet komünizmine karşı "Dayanışma Sendikası"nın (Solidarnoç) Walesa liderliğinde sürdürdüğü direniş de (1980-90) bir "sivil itaatsizlik"ti. 1960'larda zirveye çıkan ve Bertrand Russel'in liderliğini yaptığı "Nükleer Silahsızlanma Kampanyası" (CND), bu tür şiddet içermeyen eylemlere verilecek, evrensel örnektir.. Bugün "Greenpezce"çiler var gündemde.. Ama, "sivil itaatsizlik" veya "şiddet içermeyen eylem" için bile, hukukun üstün olduğu devlet ve demokrasi şarttır.. Eğer haklı bir davayı protesto için, sadece gösteri yürüyüşü yapıyorsanız ve bu sırada polis gelip sizi dövüyor, kızları saçlarından sürüklüyorsa, bu ortamda "şiddet içermeyen eylem"ler, "devlet şiddeti"nin konusu olur.. Eğer farklı görüşlerin siyasi arenada temsil edilmesine izin vermezseniz ve onları hep "illegal" konumda bırakırsanız, bu sonunda, "şiddet içeren eylem"lere dayanır.. Özetle, insanların ve çeşitli kesimlerin, bir durumu kamuoyuna duyurmak için, açlık grevine kadar gitmeyen sivil itaatsizlik yapabilecekleri ortamlar, güvenli ortamlardır. ŞAKA
Ama ne başarı!..
Avrupa Birliği'ne ilişkin iç düzenlemeler Mesut Yılmaz'ın, dış düzenlemeler de İsmail Cem'in yetki alanındaydı.. Sonuç ortada.. Bu iki politikacı, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin içini dışına çıkardılar.. Üyelik de, en az 10 yıl ertelendi.. Ben zaten politikacının başarılı olanını severim.. KUŞKULAR
Tantan ve Temizel sorgulanıyor!..
Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever, toplumdaki yaygın bir duyguyu, çok açık biçimde seslendirmiş sütununda.. Şöyle demiş özetle: -Sayın Tantan, Sayın Temizel.. Dönülmez akşamın ufkundasınız. İncelediğiniz ve hakkında işlem yaptığınız bankalarla ilgili olarak, ya bürokratlar ve siyasiler hakkında da işlem yapacaksınız, ya da onları aklayacaksınız.. Başka çareniz yok.. Susarak unutturacağınızı sanmayın.. Cüneyt Ülsever, şunları da sormuş.. -Egebank ile Etibank hakkındaki iddialar devletin raporlarına göre neredeyse tamamen aynı iken, birinin sahipleri içeride, diğerinin sahipleri ise Emniyet'e çay içmeye bile davet edilmediler. Demek düzen aynı düzen.. Düzen ile düzülen, katiyen değişmiyor. Evet.. Cüneyt Ülsever'in düşüncelerini, milyonlarca kişi paylaşıyor.. Etibank'ın iştiraklarına kullandırabileceği kredi limiti 15 milyar dolar.. Kullandırılan kredi 350 milyar dolar. Bu durumu, murakıp raporları da saptamış.. Peki şimdi ne olacak?.. Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu'ya, neden "Devlet Üstün Hizmet Madalyası" verilmiyor hala?
mbarlas@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|