![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ölüm orucu...Gaflet uykusuBiz insanlar yaşayabilmek, gündelik faaliyetlerimizi sürdürebilmek için beslenmek zorundayız. Açlığımızın limiti en fazla sözgelimi, nefsimizi terbiye eden oruç ibadetinin çizdiği sınır kadar olabilir. Organizmamızı daha fazlası için zorlayamayız, ölüm orucuna yatamayız, buna belirli bir süreden sonra dayanamayız. Ama, hayatımız üzerine bir fedakarlık deneyecek olsak herhalde, bundan fazlasını da yapamayız. Çünkü, ölüm orucu insanı günden güne eritir, 30. günde en az 12 kilo kaybedilir. Tansiyon düşer, kalp atışı yavaşlar, küçücük bir hareket bile baş dönmesi yapar. Baş, karın ve kas ağrısı, yorgunluk başlar, dikkat azalır, vücut ısısı düşer, hıçkırık başlar. 40. günden sonra ise, görme kaybı, konuşma bozukluğu, mide kanaması, ruhsal problemler başgösterir. İnsanın böbrek, göz ve sinir sisteminde artık geri dönüşü olmayan hasarlar yaşanır. 40 günü aşan eylemlerden sağ kalanlar için "yaşayan enkaz" deyimi kullanılır. İşte Türkiye şimdi, bir ölüm orucu vesilesiyle 53. günden beri; kesinlikle sosyal tabanı olmayan bir eylemin oluşturduğu gündemi yaşıyor; hükümetten aydınlara, medyadan vatandaşlara kadar geniş bir yelpazede F Tipi cezaevleri için çözüm arıyor. Devlet aylardır, sayıları nihayet "birkaç elin parmakları kadar" olan mahkum ailelerine yalvar yakar, F Tipi'nin mevcutlardan "daha iyi" olduğunu izah etmeye çalıştı ama ikna edemedi. Edemediği gibi de ölüm oruçlarının başlamasını da engelleyemedi. Olaylar geliştikçe kamuoyu, normal seyrine bırakılsa asla gündemine girmeyecek, hiç önemsemeyeceği, hiç umursamayacağı bir konuyu konuşmaya, lehte ya da aleyhte fikir sahibi oldu. Bu arada, 20 civarında mahkum yakını da dışarıda ölüm başlatarak, ölümüne bir dayanışma başlattı. İşte bu panik havasında, herkes cezaevlerinden ölüm haberleri beklerken eylemin 51. günü Adalet Bakanı F tipi cezaevlerine geçişin süresiz ertelendiğini açıkladı. Aynı gün bir grup aydın ve TBMM heyeti, Bayrampaşa Cezaevi'ndeki eylemci mahkumlarla görüşmelere başlayarak eyleme son verilmesini istediler. Ama, eylemci mahkumlar "süresiz erteleme" kararını yetersiz buluyor; F Tipi cezaevlerinden bütünüyle vazgeçilmesini istiyor, ayrıca DGM'lerin kaldırılması, hasta ve sakat mahkumların salınması gibi taleplerinin yerine getirilmemesi halinde geri adım atmayacaklarını söylüyorlardı. İbrenin lehlerine dönmesini sağlamışlardı. Aydınlar da, hükümete "daha fazlasını ver" mesajı gönderiyordu. Doğrusu, hükümetin de cezaevlerinden gelecek bir ölüm haberini kâbus gibi beklediği belliydi. Eylemin hükümette uyandırdığı etki o kadar büyüktü ki, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı "Bu eylemi bitirenin elini öperim" diyordu. Devletin, cumhuriyetin en muktedir makamlarından birisinde oturan bürokrat aynen böyle diyordu. Ama, ne yazık ki o öpülecek eli bulamıyordu. Çünkü, ölüm orucundaki 203 mahkum inançlı, kararlı ve tavizsizdi. İçlerinde bazıları bu eylemi, 1996 yılında yine cezaevinde tanımış, geri adım atmamayı o zaman öğrenmişti. Kendilerince doğru olanı, kendilerince yanlış yapan devlete kabul ettirmek istiyorlardı. Çünkü, eylem böyle olurdu. Çünkü, sahip olunanı korumanın, eldekini tutmanın bedeli vardı. Çünkü, verilecek her taviz bir yenisini getiriyordu. Çünkü, hak verilmez alınır; gasp edilen haklar ise ölüm pahasına korunurdu. Kim, ölümü bekleyen bu insanların kendi dünyalarında tutarlı olmadıklarını söyleyebilir? İman ettikleri hayatın haysiyet sınırını diledikleri gibi çizme ve bunun için bir insanın yapabileceği en büyük fedakarlığı göze alma haklarına kim ses çıkarabilir? Biz mi!... Sahip olduğu ve inandığı her şeyi akıl almaz bir pervasızlık ve pişkinlikle 28 Şubat rüzgarına savuran "milyonlarca biz" mi? Keşke, yaşamla ölüm arasındaki bu onur mücadelesini gıptayla seyretmekten başka seçeneğimiz olabilseydi. Keşke, bu direnişi kendi hayatımızın bir yerlerinden tanıyor olabilseydik.
mkaraalioglu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|